4 Ocak 2009 Pazar

NE MUTLU SİZE…

Ey Filistin halkı! Diğerleri gibi kafirlerden yılmayıp ve münafıkların tehditlerine aldırmayıp; Allah’a kayıtsız-şartsız iman edasıyla mücadele etmenizin mükafatını; savaşarak ve şehid olarak kazanmanızdan dolayı sizlere imreniyor, bir gün, geçmişte olduğu gibi Müslüman Türkiye milletinin de aynı hediye ile ödüllendirilmesini temenni ediyorum. Müslüman olmayan münafık ve kafirlerin hissedemeyeceği böylesine eşsiz duygu ve heyecanı tadabilmek, mutlaka her kula nasip olmamakta, ancak Allah’ın lütfettiği iman sahipleri bu ayrıcalıktan yararlanarak, gerçek diriliğe ve ölümsüzlüğe ulaşmaktadırlar.

Hatırlayacağınız üzere; ömrü savaş meydanlarında geçerek, sayısız zaferler kazanan, İslam’ı, dolayısıyla hak ve adaleti yayarak devlete namütenahi topraklar katan, toplumlara huzur, refah ve güven getiren peygamberimiz Hz.Muhammed (S.A.V.)’in ünlü komutanlarından Halid Bin Velid, Hz. Ömer’in halife olduğu dönemde başkomutanlık görevinden ayrıldıktan sonra, sürekli şehid olamamanın üzüntüsüyle dertlenmiş, ölüm döşeğinde yattığı sırada başında toplanan ashabı ikram’a şöyle seslenmişti:
Ömrüm savaş meydanlarında geçmiştir
Vücudumun herhangi bir organı yoktur ki
Ok ve kılıç yarası almamış olsun
Lakin canım yatakta çıkıyor
Müjdeler olsun
Savaştan kaçan korkaklara…


Vatan, ancak uğrunda ölünmeye değer bir imanı barındırıyor ise, o bir vatandır. Gizli veya aşikar müstemleke altında yaşanılan imansız bir vatan, cehennemsi bir onursuzluk ve alçaklıktır. Yaşam ve sahip oldukları geçici iktidarlarını kozmetik üründen ibaret sanan hain münafıkların barbar yandaşlıkları, şüphesiz yiğit Filistin halkının yalnız kalmalarına, dolayısıyla İsrail, ABD ve AB gibi haçlı canavarların cesaretlenmelerine yol açmıştır. Ancak en büyük güç, vekil ve destek olan Allah; değil bir topluluğun, bir kişinin bile muzaffer olmasına yeterlidir.

Müslüman halkı bombalar altında can çekişen sözde Filistin lideri hain Mahmud Abbas’ın vatanında değil de, kaçak bir lider olarak bölge ülkelerinde saklanması ve şeytan Bush ile yeni bir ateşkes anlaşmasında mutabık kalarak İsrail’i azmettiren kararlar alması, ihanetten yargılanarak, mutlak bir idamını zaruri kılmaktadır. Ayrıca Türkiye, Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan gibi sefil hükümetlerin İsrail’in yanında yer alarak, mücahit Filistin Halkının da kendileri gibi alçakça boyun eğeceklerini düşünmeleri, Allah’a olan imansızlıklarının en somut delilidir.

Diz üstü yaşamaktansa ayakta ölmenin şerefini idrak edememiş R.Tayyip Erdoğan, Hüsnü Mübarek, ihanetle kurulmuş olan ve İsrail’e Filistin topraklarını satan Ürdün Haşimi krallığının hain kralı Abdullah, Suudi Arabistan kralı Abdullah gibi sofistike liderlerin yönettiği toplumlar, söz konusu iktidarları devirmediği müddetçe esaret altında yaşamayı, dolayısıyla aşağılanmayı hak etmektedirler. Karmaşıklık ve korkaklık içinde yalnız kalma, dışlanma, kaybetme, yoksullaşma, hapsedilme, öldürülme veya işgal edilme endişesiyle uzlaşma ve işbirliği adına berbat politikalar güden söz konusu liderler, taşıdıkları sorumlulukları ve temsil ettikleri Müslüman milletleri adına ya insan gibi var olmalı ya da şerefleriyle ölmelidirler. Ne var ki onlar, hainlik, onursuzluk ve münafıklıkla damgalanmışlardır.

Ey Filistin Halkı! Kendi Müslüman halklarını Batı’nın ayakları altında ezdirerek, terörist ilan ettirip ya aşağılatan ya da kıydıran bu hainlerin kendilerine faydaları yok ki sizlere olsun… Yaratıcınız Allah’a güvenin, dayanın, vekil ve destek olarak O size kâfidir. O’ndan daha güçlü ve yardım edici biri var mı?

Tarihi bir hatırlayın; arkanızın deniz, önünüzün düşman olması misali, Tarık Bin Ziyad ve imanlı ordusu; yaklaşık 9000 iman dolu askeriyle Cebeli Tarık’ı geçerek İspanya topraklarına girmiş ve Allah adına savaşarak, tıpkı İsrail gibi barbar olan, 200000 kişilik orduya sahip ve Batı Roma’da 350 yıl boyunca hükmeden barbar Batı Gotlar’ı (Vizgotlar) yerle bir etmiş ve 800 yıl sürecek olan Endülüs devletinin temellerini atmışlardı.

Kahraman bir atanız olan Tarık Bin Ziyad, askerlerine şöyle seslenmişti:
"Askerlerim! Görüyorsunuz ki, arkanız deniz, önünüz düşman ve kaçacak hiçbir yeriniz yok. Artık bizim için geri dönüş yoktur. Direnmekten başka hiçbir şansınız yok. Canınızı kılıçlarınızla kurtarmaktan başka bir şey yapamazsınız. Vallahi sabır ve sebattan başka yapacağınız bir şey de yok. Vekil ve destek olarak Allah size yeter. Yine iyi biliniz ki, eğer şu zorluklara biraz sabrederseniz daha müreffeh bir hayata kavuşursunuz. En ucuz malın can olduğu bu pazara sadece sizi sürmüyor, önce bizzat kendi canımdan başlıyorum. Ben düşmana hücum ediyorum, siz de arkamdan gelip saldırın. Ben ölürsem, zafere ulaşana ya da şehit olana dek, kanınızın son damlasına kadar savaşın. Şehitlikten daha üstün bir şeref ve izzet var mı? "

İşte böylesi bir inanç ve imanla azılı düşmanları helak edip silip süpüren kahramanların torunları olan sizler, dik durup direnmeniz ve savunmanızın karşılığını hem bu dünyada hem de ahirette almanın şerefine nail olacaksınız… Gazze’den hiçbir Müslüman’ın kaçmayıp, aksine içeri girmeleri, düşmanları korkutmuş ve hayal kırıklığına uğratmıştır. Biliniz ki kafir ve münafıklar bir hiçtir ve salgıladığınız korku, onları bitirip tüketmektedir. İmansal silahının ve sayısal çokluğun yanında ;onların silahı ve sayıları, ancak bir oyuncak ve çöpsel bir yığındır.

Sizlerin şerefli bir ölüme koşmanızın mükafatı ebedi cennet, onların ölmemek için korkup kaçmalarının karşılığı ise, ebedi bir cehennemdir.

Barbar dünya şunu hiç hesap etti mi; satın aldıkları hain iktidarlar bir gün devrilip, Müslüman halklar iktidara geldiğinde, acaba nereye kaçıp saklanacaklar?

Zafer; toprak ve benlik için değil, sadece Allah için savaşan Müslümanlarındır.

“Artık Allah yolunda savaş. Sen, kendinden başkası (sebebiyle) sorumlu tutulmazsın. Müminleri de teşvik et. Umulur ki Allah kafirlerin gücünü kırar (güçleriyle size zarar vermelerini önler). Allah’ın gücü daha çetin ve cezası daha şiddetlidir.” Nisa.84

“De ki; Bizim için Allah’ın yadığından başkası bize asla erişmez. O, bizim sahibimizdir. Onun için müminler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.” Tevbe.51

“Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır akıt. Bize cesaret ver ki tutunalım. Kafir kavme karşı bize yardım et.” Bakara.250

Hiç yorum yok: