17 Eylül 2014 Çarşamba

Şeytan kime musallat olur?



Kim kötülüğün, şerrin, felaketin, ızdırabın, acının, dehşetin, sıkıntının, belânın ve zulmün kendisine musallat olmasını ister ki? Nefis öyle bir tıynettir ki,  şeytana tapan satanistler dahi arzulamaz! 
 
Öyleyse şeytanın musallat olması iradesinden mi, insanın dileğinden mi, Allah’ın takdirinden mi yoksa başıboşluğundan rastgele midir?

Şeytan, lakırdıdan öte hiçbir uğraşısı olmayanların yegâne ve vazgeçilmez dostudur. Onun için şeytan, hayalperest ve boş insana musallat olur.

Etrafınızda gördüğünüz bilgeler, analistler, stratejisiler, teorisyenler, yorumcular, komplocular, senaristler, gazeteciler, kurgucular, gaypçılar, falcılar, astrologlar ve bilinmeyenle ilgili ufkun ötesini gördüğünü iddia edenlerin neredeyse tamamı şeytanın hizmet eridirler. Birçoğunun iknadaki argümanları, olasılığa dayalı tahminleri ve zan odaklı istihbarat bilgileridir. Yeter ki bir ateş böceğinin yansıttığı yanıp sönen ışık misali bir foto görmesinler; öyle içini doldurmaya koyulurlar ki, uydurduklarına kendileri dahi inanır ve muhakemeden yoksun insanlara da inandırırlar. 

Gerçeğin karşısında duran gerçeğin açık perdeleriyle ilgilenmez, örtünün altındaki gizeme hedeflenerek, şeytandan aldıkları vesveseyle yetenekleri seviyesinde çizer dururlar.  Üretenler bir yana, bir de artıklarla beslenenler vardır ki, kulaklarına bir fısıltı kaçmaya dursun!

Öylesine haksızlık, adaletsizlik, acımasızlık ve sömürünün hüküm sürdüğü bir dünyada yaşıyoruz ki, seküler düzenin egemen tanrısı olarak ABD’yi kabulle; din, siyaset, ekonomi ve askeri kararlar ABD merkezli alınmakta, dolayısıyla ABD boyunduruğu kuşatmasıyla cihad ehli hariç tüm dünya etkisi altına girmektedir. ABD’nin dost ya da düşman edindiği dost ve düşman bellenmekte; önce ABD çıkarları, sonra arta kalanlar paylaşılmaktadır.

Sayıları az, silahları yetersiz, imkânları kısıtlı ama imanları kâinatı sallayacak etkideki Irak Şam İslam Devleti’nin ortaya çıkmasıyla yürekleri korku kaplayan seküler dünya, ne yapacaklarını bilemez bir panikle tavşanın farlar karşısında kaskatı kesilmesi misali birbirlerine sığınarak, cihaddan nasıl kurtulacakları arayışıyla çırpınıp durmaktadırlar.

Ne var ki, seküler dünyanın ittifak kurup oluşturduğu cephe karşısında Müslümanlarında Irak Şam İslam Devleti’nin safında birleşmemeleri için öyle yalan ve iftiralar düzdüler ki,  neredeyse IŞİD’i İslam, insanlık, cani ve ahlak düşmanı yaptılar.

IŞİD’i ABD, İngiliz ve İsrail’in müşterek kurduğu bir yapı; lideri Ebu Bekir Bağdadi’nin Tel Aviv doğumlu bir yahudi asıllı ve asıl adının da Simon Eliot olduğu; kimileri CIA tarafından yetiştirilmiş bir CIA ajanı, kimileri MOSSAD ajanı, kimileri de M 16 ajanı olduğu gibi nice yaftalar!

Aklıma, Aziz Nesin’in başına ödül koyduğum gün, benim içinde CIA ajanı ve MIT ajanı olduğum yalanını yayan Refah Partisi, Fettulah Gülen, hatta İsmailağa cemaati öyle korkmuşlardı ki, rahmetli babamın üzerinde baskı kurarak açıklamamı ve koyduğum ödülü geri almam konusunda nasıl entrikalar çevirdikleri hiç unutamıyorum. Müslümanların desteklememesi için IŞİD’e atılan iftiraların aynısıyla karşılaşmıştım. Allah ve İslam adına yaptığım davranışımdan kendileri zarar görebilecek endişesiyle alçaklığa kalkışan Müslüman maskeli münafıklar, Allah’ın ayetlerine şeytan ayetleri denilirken ve ülke kaosa girip, Sivas olaylarıyla birlikte yok edici bir iç savaşa ramak kalmışken ne yapmışlardı? Ayetlere küfredilirken inlerine çekilip sinmek suretiyle, “aman bizlere bulaşılmasın” diyerek titrememişler miydi?

Velev ki, Ebu Bekir Bağdadi’nin yahudi asıllı; ana ve babasını da yahudi; haydi Tel Aviv de doğduğunu da kabul edelim; haydi ABD, İngiltere ve İsrail’in kurduğu bir örgüt olduğunu da kabul edelim; haydi CIA, MOSSAD ve M 16 ajanı olduğunu da kabul edelim; haydi senaryo aşamasında açıklamadıklarını da söylemiş varsayarak geçmişinde insan olmadığını da kabul edelim.

Eğer bugün Allah’ın dinini egemen kılabilmek ve küfre karşı cihad yaparak İslam’ı ve Müslümanları şerefli kılmaya çalışıyor ise, Allah nezdin de sen mi değerlisin yoksa o mu? Örneğin Allah’ın aslanı ve kılıcı övgüsü kazanmış Hz. Halid Bin Velid (r.a), peygamber efendimize ve İslam ordularına karşı savaşmamış mıydı, Müslümanları öldürmemiş miydi? O zaman müşrik olması, aleyhine bir delil olabilir miydi? İslam adına yüzlerce savaşa katılarak vücudunun herhangi bir yerine ok ve kılıç yarası almamış olan Başkomutan Halid Bin Velid, İslam öncesiyle yargılanabilinir, Müslüman olmadığı iddia edilebilir mi? Veya IŞİD saflarında cihad eden hıristiyanlıktan İslam’a geçmiş Müslümanlara, gayrimüslim denilebilinir mi?

Ya da öncesinde iman edip cennette yaşayan şeytan, ebedi lanetlenmesi akabinde sonsuza dek cehenneme gark olmasını; öncesini referans alıp “cennet ehliydi, sevgi ve saygı duymak” gerekir, bakışı getirebilinir mi?

Her ne kadar çabalasalar da, cihad ehlini yermeye kalkışsalar da, fitne yaymakta sınır tanımasalar da, rüşvet, makam ve fidye verseler de,  yalan ve iftiraları kâinat boyu sıralasalar da, şeytan fısıltılarıyla amel etseler de, Lawrence’in İslam kılığına girmesi misali fetvalar yayınsalar da, firavunun büyücüleri misali gözbağında bulunsalar da, iman ehlini etkileyemeyecekler ve Allah yolundaki cihaddan saptırıp döndüremeyeceklerdir.
                 
(İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım! Ancak onlardan ihlâsa erdirilmiş kulların müstesna.” Hicr 38-39

15 Eylül 2014 Pazartesi

Ey Arap ülkelerinin imanlı ehilleri!



İslam’ı kabul etmiş Müslümanlar olarak, Allah için yaratılmış ve Allah’tan başkasına kulluğunuzun küfür olduğu itikadınızla, belirlenmiş süre içinde kalacağınız dünya hayatını ebedi ahiret yurduna karşılık etiketlendirmeyeceğiniz bir imana sahipsiniz. 

Lakin imanınızın gereği gibi amel etmekten kaçınıyor, küfrü imana tercih ederek batılla ittifaka girişip müminlere karşı savaş açan iktidarlarınıza karşı cihada kalkışmıyorsunuz.
Oysa iman etmiş Müslümanlar olarak varlık sebebiniz, yeryüzünde bir fitne kalmayıncaya ve kulluk sadece Allah’ın oluncaya kadar küfür cephesiyle savaşmanızdır. 

İslam maskeli krallarınız, sultanlarınız, emirleriniz, şeyhleriniz ve devlet erkânı hem Allah’a hem Resulüne hem de Allah’ın indirdiği hak düzene apaçık ihanet ederek küfür cephesiyle cihad ehline karşı koalisyon oluşturduğu halde, sizler hiçbir şey olmamışçasına yerlerinize çakılmış bulunmaktasınız. 

Hâlbuki Allah üzerinize savaşı farz kılmış, Allah adına hain yöneticilerinizi iktidardan uzaklaştırıp batıl çukurlarına gömmenizi emretmiştir.
  
Ancak görülüyor ki, üzerinizdeki ölü toprağı dünya menfaatlerini ahiretten üstün tutmanızı sağlamış, dolayısıyla kendi istek ve düşüncelerinize göre yaptığınız ibadetlerle ahireti kazanabileceğinizi sanmaktasınız.

Bakın, yıllardır kardeşlerinizi deşen, yurtlarını işgal ederek vatanlarından çıkaran, İslam âleminin ve Kur’an’ın ezeli düşmanı olan İsrail başbakanı Netanyahu ne diyor; “Sunni Arap ülkeleri İsrail’in düşmanı değil artık müttefikidir. İslami terörizm, Ortadoğu’da yeni bir ortaklık oluşturdu. Irak Şam İslam Devleti örgütüne karşı ABD Başkanı Barack Obama’nın mücadele çağrısına tam destek veriyoruz. Hamas, El Kaide, El Nusra, IŞİD, Boko Haram ve Hizbullah gibi örgütler aynı zehirli ağacın dallarıdır.” 

İşte sizin iktidarlarınız ya da krallıklarınız, iblis ABD ve İsrail’i müttefik yaparak, İslam’ı, Kur’an’ı Kerim’i dolaylı da olsa ‘zehirli ağaç’ olarak kabullenmişler ki, birleşerek mücahidlere karşı koalisyon kurabilmişlerdir. Öyleyse Suudi Arabistan, Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’nın, İsrail’den ne farkları var? İsrail’de İslam’a düşman, onlar da!

Bugün Allah için haykırmayacak ya da ayaklanmayacaksınız da, ne zaman Allah’a karşı kulluğunuzu kanıtlayacaksınız? 

Unutmayınız ki, Allah’ın verdikleri ve verecekleri yanında krallarınızın, sultanlarınızın, emirlerinizin, şeyhlerinizin ve iktidarlarınızın verdikleri ve verecekleri bir hiçtir.  
     
Onun için onlardan değil Rabbiniz Allah’tan korkun! Onlardan elde etmeyi düşündüğünüz menfaatlere değil Allah’tan edineceklerinize odaklanın! Dünyadaki saltanat uğruna küfürsel ihanete razı olup cehennemi kucaklayacağınıza; şahadete koşarak ebedi cenneti kazanın! Şeytanın nefislerinize nüfuz edip aldatması akabinde nasıl bir felaketi sizlerin beklediğini kritik yapın ki, krallarınız ve iktidarlarınız adına yüklendiğiniz meşakkatin dehşetini idrak edin! 

İmanınız Allah’a ise, Allah için canınızı vermekten kaçınamazsınız. Haçlı-siyonist koalisyonuna iştirak etmiş hain krallarınıza, emirlerinize ve iktidarlarınıza karşı öyle sert savaşın ve hak ettikleri dehlizlere gönderin ki, Allah, ellerinizle yaptığınız mücadeleden dolayı sizleri ve müminleri galebe çaldırsın; böylece küfrün tutsaklığından kurtarsın.   
Biliniz ki, asıl düşman ne ABD ne de İsrail’dir. Asıl düşman kimdir biliyor musunuz; Peygamber Efendimiz (s.a.v)’nin buyurduğu üzere; “Münafık, kâfirden yetmiş kez daha tehlikelidir” hadisine istinaden; Suudi Arabistan başta olmak üzere Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’dır.

Bugün iblis ABD ve işbirlikçi hain iktidarlarınızdan korkup, gelecek günden hiç tasa duymuyorsunuz? Yoksa “o gün” ABD ve krallarınızın sizleri koruyacağını ve kurtaracağını mı sanıyorsunuz? Yoksa sadakatle bağlandığınız kulsal itaatinizden dolayı; “dünyada iken beni hiç bırakmadınız; sadakatle bağlı kaldınız; saltanatımızı ayakta tuttunuz; sözlerime boyun eğip cihad ehline karşı siper oldunuz; tüm haksızlık ve adaletsizliklerimize arka çıkarak mazlumları ve kendilerini Allah’a adayan müminleri ezip geçmemize tepki duymadınız; zalimlerle birlik olmamızdan ve Allah’ın hükümlerine uymamamızdan hesabını sormadınız; bizi ilahınız ALLAH ile eş değer tutarak sorgusuzca öyle bağrınıza bastınız ki, Allah’ın gazabına karşı bugün kendimizi kalkan yapıyoruz” diyerek, günahlarınızı ve cezalarınızı üstleneceklerini ve cehennemden kurtaracaklarını mı düşünüyorsunuz?

Bir Allah’ın hükümlerine bakın; bir peygamberinizin yaptıklarına bakın; bir devletinizin küfrüne bakın; bir kendinize bakın; sonra alacağınız karar, ya iman ya da küfür seviyenizle eşdeğer olacaktır.

Ey Suudi Arabistan, Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’lı iman ehilleri; Rabbinize, hükümlerine ve müminlere savaş açmış münafık iktidarlarınıza karşı savaşın; alaşağı edin; babanız yahut kardeşleriniz dahi küfür safında yer almış ise, Allah adına öldürün, hapsedin, ülkelerinizden sürün; onlar düşmandır! 

İktidarlarınızın İslam olmadığı, küfre yani batıla karşı savaşan cihad ehlinden duydukları korkularıyla ortadadır. Kâfirlerden daha şedit bir psikolojiyle mücahidlerden korkarak küfre sığınan bir iktidar, İslam olabilir mi? Çünkü onların amacı hak değil batıldır. Sizleri sömürerek saltanatlarına bir halel gelmemesi adına taşıdıkları evham ve tedirginlik,  dünyadaki haklarınızı gasp ettikleri gibi ahretlerinizi de helak edici bir ihanet içindedirler. 

İmani değerlerinize karşı savaş açmış iktidarlarınız karşısında sinip Allah uğruna mücadele etmezseniz, akıbetinizin ne olacağı ayetlerle bildirilmiştir. Allah için savaşmayana Allah, merhamet eder ya da bağışlayıcı bir lütufta bulunur mu?
Devleti için savaşmayan hain kılınarak idamı meşru da, Allah için savaşmayanın münafıklığı ve öldürülmesi gayrimeşru mu?  
     
Dünya, küfürle imanın savaştığı bir yer; ahiret ise barış, huzur ve güven yeridir. Dolayısıyla dünyada iken Allah için, haksızlık ve adaletsizlik için savaşmayıp susan müminler, sadece “Allah’a ve ahiret gününe inandık” demeleriyle kurtulamayacak ve içinde ebedi kalacakları cehennemde barış içinde azap göreceklerdir. Orada ne tartışacak ne çatışacak ne benlik, kibir ve egemenlik güdecek; ne ölecek ne de istirahata çekilebilineceklerdir.  

Bir saniye sonrası garantisi olmayan yaşam ve saltanatınız için ahiret hayatınızı satmayınız.  Allah’a ihanet eden iktidarlarınıza karşı öyle dik durunuz ve yerle bir ediniz ki, iman ettiğiniz Allah, sizleri mükâfatlarla karşılasın. 

“Artık Allah yolunda savaş. Sen, kendinden başkası (sebebiyle) sorumlu tutulmazsın. Müminleri de teşvik et. Umulur ki Allah kâfirlerin (ve münafıkların) gücünü kırar (güçleriyle size zarar vermelerini önler). Allah'ın gücü daha çetin ve cezası daha şiddetlidir. “ Nisa 84

9 Eylül 2014 Salı

Türkiye, korkunç bir tuzak içinde…



Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin bağımsızlık, mazlum, ümmet, hak ve adalet adına sesini yükseltip İsrail ve Batı’ya meydan okuyucu siyaseti, Obama’nın; Ortadoğu’daki politik çizginizi NATO ve ABD eksenine çekmenizi bekliyoruz” uyarısıyla karşılık buldu.

Zaten Batı’ya karşı haksızlıklara hesap sorucu dik duruşundan hem içeride hem de dışarıdaki İslam âleminin, ezilen ve sömürülen toplumların övgüsü, desteği ve umutlarına mazhar olan Erdoğan, bugüne kadar dengeye dayalı hak ile batılı idare edebilme stratejisi, batıla karşı savaşan mücahidlerden dolayı öyle bir yol ayırımını doğurdu ki, “Ya bizdensin, ya da karşımızdasın” restine muhatap oldu.

Erdoğan ve Ak Parti, Irak Şam İslam Devleti’ne karşı kurulan koalisyonda yer alırsa batıl; almaz ise hak eksenini tercih ettiği deklaresiyle safını belirlemekle yüz yüzedir. Dolayısıyla batılı tercih ederse dostu ABD, hak yolunu seçerse dostu Allah olacaktır.

Türkiye diyor ki, “49 vatandaşım IŞİD’in elinde, sizinle birlikte hareket edersem vatandaşlarımın kelleleri Türkiye’ye gönderildiğinde halkıma ne derim”; ABD’de diyor ki; “Bizim iki vatandaşımızın kelleleri kopartıldı, bana ne senin 49 vatandaşından, topunuz bir ABD’li etmez.” 
  
Cihadı hıristiyan ve yahudi uygarlığı için en önemli tehdit bulan ABD ve batılı müttefikler, Türkiye olmaksızın cihadı kıramayacaklarını; Türkiye’ye bel bağlamış İslam âleminin de cüretkârlıklarını ve biraraya gelmelerini önleyemeyecekleri panikliklerinden, özellikle Türkiye’ye cennet vaat edip cehenneme gönderebilme planı içindedirler. 
   
Türkiye’nin İslam dünyasındaki yükselişinden ve itibar kazanmasından fevkalade rahatsız olan Suudi Arabistan, tıpkı Mısır’da olduğu gibi Türkiye aleyhine ABD ile girdiği gizli ittifaktan Irak Şam İslam Devleti’nin önüne sürerek mahvı perişan edebilme peşindedir. Saltanatını yitirebilecek korkusuyla ihanet ve fasıklıkta sınır tanımayan sömürgeci Suudi Arabistan’ın cihad ehlinden çekinceleri, Batı ülkelerinden çok daha fazladır.
  
Mesele IŞİD değil, doğrudan Türkiye’nin parlayan gücünü ve etkisel duruşunu kırmaktır. Düne kadar kendilerine tutsak kıldıkları ve boyunduruklarından çıkarmadıkları Türkiye’nin Erdoğan iktidarıyla birlikte öze dönüş süreci haçlıları endişeye sevk etmiş, geçmişte yaşananların ve egemenliğin tekrar Müslümanlara geçerek tarihin tekerrür edecek olması kaygıyı arttırmıştır. IŞİD bir mazerettir; asıl düşman bağımsız Türkiye’dir! 
    
Obama, ifade ettiği gibi Türkiye ile birlikte Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün’ün koalisyona iştiraklerini istemesi tamamen manipülasyon olup, asıl hedef Türkiye’yi saflarına katarak İslam aleminden koparmaktır. Zaten Ürdün, ABD’nin Ortadoğu’daki emir eri olmasına rağmen adının dâhil edilmesinden paniğe kapılmış; Başbakan en- Nasur, diğer ülkelerin içişlerine karışmayacaklarını ifade ederek, Irak Şam İslam Devleti’ne karşı oluşturulan koalisyona katılmayacaklarını açıklamıştır.

Ülkesinde çıkabilecek isyana karşı krallığını yitirme korkusuyla karşı karşıya olan Suudi Arabistan, efendisi ABD’nin gölgesinde kalarak, yükü Türkiye’nin üzerine atma arayışındadır. Gerçi Birleşik Arap Emirlikleri bir devlet olmayıp, fahişelerden farksız süs, eğlence ve gösteri merkezidir. 

Türkiye, Katar kadar onurlu, imanlı, cesur, hak ve adalet taraftarı olamayacak mı?

Türkiye, yaratıcısı Allah’a dayanıp güvenerek duruşunu açıkça ortaya koymalı, olası ekonomik zararlardan endişe duymayarak hak ve adaletin yanında yer almalıdır. Bilmelidir ki, Allah’ın gazabı, ABD’nin planladığı zararlardan çok daha vahim ve ürkütücüdür. Zaten Allah dilemedikçe, ne zarar ne de fayda verme gücüne hiçbir beşer sahip değildir.
  
Ya muhalefet partilerine ne demeli! En basit bir olayda dahi “Türkiye yıkıldı, bitti” gibi ulumalardan geri durmayan muhalefet, Türkiye’ye düşmanlar mıdır ki, haçlı koalisyonunu desteklercesine sessiz kalarak saflarında yer almaktadırlar? Erdoğan ve Ak Parti hükümetinin çöküşüyle ellerinde bir ülke kalacaklarını mı sanıyorlar? 49 vatandaşımızın başlarının kesilmesini fırsat kollayıp, Ak Parti iktidarının yerine geçmeyi mi düşünüyorlar? Türkiye’ye karşı kurulan tuzağı elem edinmeyecek kadar hain, düşman ve şerefsizler midir?

Haydi, Allah’ın kulluğunu kabul etmiş Erdoğan ve Davutoğlu! Rabbiniz varken ABD, Avrupa ve NATO kimlerdir ki, onlara boyun eğerek Rabbinizi düşman kılacaksınız? Onların dayatmalarına, arzu ve isteklerine uymayın; tuzaklarına düşmeyin; size güvenen insanlara ihanet etmeyin; Allah’ın verecekleri yanında onlardan bekledikleriniz bir hiçtir; Rabbinizin karşısına ortak koşmuş bir zillette çıkmayın; eğer Türkiye hassasiyetiniz vahyi duyarlılığınızdan fazla olsa bile, istiklal için canlarını feda etmiş ecdadınıza nankörlük ve hainlik etmeyin; Allah’a, vicdana ve adalete karşı direnerek savaşan kim muzaffer olmuş ki, batılın yanında yer alarak zafer kazanabilesiniz; dâhili düşmanlara karşı gösterdiğiniz dik duruşu onlara karşı da gösterin ki, Türkiye’nin hiçbir hasımca ele geçirilemeyeceğini kanıtlayınız!

Türkiye’nin bağımsız bir ülke değil, ABD ve NATO güdümünde müstemleke bir ülke olduğu, Obama’nın, Ortadoğu’daki politik çizginizi NATO ve ABD eksenine çekmenizi bekliyoruz” uyarısıyla alenileşmiştir.

Bağımsızlığa, sömürüye, haksızlığa ve adaletsizliğe karşı intifada mı, yoksa köleliğe mi devam? 

"Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a dayandım. Çünkü yürüyen hiçbir varlık yoktur ki, O, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru yoldadır." Hud 56

“Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” Bakara 120

7 Eylül 2014 Pazar

Obama-Erdoğan görüşmesindeki başlık; yahudi karşıtlığı…



Ancak Müslümanlar insan ve İslam, din sayılmadığından ABD ve Avrupa’yı saran İslamofobi tehlikesine hiç değinilmemesi ne anlama geliyor?

NATO zirvesine katılan liderlerin önceden belirlenmiş konular üzerinde müzakeresi yapılırken, Obama’nın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 1,5 saat süren özel görüşmesinde antisemitizm üzerinde durulup vurgu yapılması ve Erdoğan’ın yahudi karşıtlığından daha korkunç boyutta tehlike içeren Müslüman karşıtlığını dile getirmemesini nasıl okumalıyız?

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile başkan Obama'nın Galler'deki NATO Zirvesi'nde görüşmesi sonrası Beyaz Saray’ın açıklaması, Türkiye’ye apaçık bir uyarı ve Müslüman milletin İsrail’e karşı tutumundan bir had bildirmedir.
  
İki lider 1,5 saat görüşüyor ve Beyaz Saray’ın açıklamasında öne çıkan başlık; antisemitizm, bağımsızlıkları için direnen ve sömürgeciliğe, haksızlık ve adaletsizliğe son vermek maksadıyla mücadele eden mücahidler oluyor.

Görüşmeye katılan ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Caitlin Hayden adına yapılan açıklamada, başta IŞİD, Suriye ve Irak konularında en iyi nasıl işbirliği konularının ele alındığı, yabancı uyruklu militanların Suriye ve Irak'a giriş çıkışlarının daha sıkı denetlenmesi; "antisemitizme karşı, hoşgörülü ve kucaklayıcı toplum yapılandırmasının öneminin ele alındığı" belirtildi.

Ne var ki, cumhurbaşkanı Erdoğan, Galler dönüşü gazetecilere yaptığı açıklamalarda bu konudan hiç bahsetmemesi ise fevkalade vahimdir. Beyaz Saray, birkaç satırdan ibaret verdiği mesajda “antisemitizme” vurgu yapıyor ama Erdoğan gizliyor. Şayet İslam âlemi ve milletimizde uyaracağı tepkiden dolayı Müslüman karşıtlığını değil de yahudi karşıtlığı üzerinde mutabakata vardığı görüşmeden rahatsızlık duymuş ise; neden Davos’taki “one minute” çıkışını Galler’de yapmaya cesaret edemedi? Yoksa Müslümanlar, hoşgörüye ve batılılarca kucaklanmaya layık değiller midir? 

Çocuğunu dövüp de babasına laf edemeyen bir konuma düşen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ikna edici bir açıklama yapmalıdır. Onun için Erdoğan’ın ABD başkanlarıyla görüşmesini sakıncalı buluyor ve başkalaşmasından dolayı önüne geçilmesinde ısrar ediyorum. Sanki öncedekileri farklı mıydı? 
Sonuçta ABD’ye karşı dik duramayarak hak ve adaleti savunamayan bir lider, ailesine meydan okuyan bir babadan farksızdır.
  
Başka bir trajikomik olay ise, yüzyılın fasığı Fettulah Gülen’in ya iade edilmesi ya da ABD dışına atılmasıyla ilgili talep! Arkadaş, siz Fettulah Gülen misyonunun hıristiyan ve yahudi uygarlığını tehdit eden “cihad”’ı önlemek maksadıyla çalıştırılan bir naip olduğunu hâlâ anlamıyor musunuz? Sizler nasıl bir cahilsiniz ki, Gülen’in gerek hıristiyan gerekse yahudi âlemince Türkiye’den çok daha ehemmiyetli olduğunu bilemiyorsunuz? Siz ancak Gülen’in sınır dışı edilmesini veya Türkiye’ye iadesini belki rüyanızda görürsünüz. Cihadı engelleyebilmek için, “Kur’an Müslümanlığı sapkınlıktır” diyebilecek kadar İslam’dan çıkmayı göze almış bir müşriki, ne ABD ne de Vatikan gözden çıkarmaz. ABD tutsağında olan Türkiye, ABD ve İsrail’in aleyhinde olan hiçbir şeyi kabul ettiremez.
     
Peygamberleri öldüren yahudiler; ihaneti, zalimliği, kin ve nefreti öyle meslek edinmiş lanetlilerdir ki, biz Müslüman Türklere olan düşmanlıkları sürmektedir.  

Yahudilerin kutsal kitabı ve aynı zamanda hukuk sistemi olan Talmud’da, Türkler maymuna benzetilmektedir. “Müslüman Türkler, kuzey ve güneydeki göçebeler, zenciler ve bizim coğrafyamızda yaşayıp da onlara benzeyenler, tabiatı çok daha düşük sesli bazı hayvanların tabiatına benzer, bunlar insan seviyesinde değildirler. Seviyeleri bir insan ile bir maymunun seviyeleri arasında bir yerdedir. Çünkü görünüşleri maymundan daha çok insana benzemektedir.”

Haham Sofer şöyle der: “Osmanlı imparatorluğu içindeki Müslümanlar ve Hıristiyanlar, başka ilâhlara tapınan putperestlerdir ve dolayısıyla dolaylı yoldan öldürülmeleri doğrudur.”

Hıristiyan dünyasını kendine köle kılarak emrinde bulunduran yahudiler, Müslümanları, iktidarları hariç tutsak yapamadıklarından ABD önderliğinde kıymaya çalışmaktadır.

Yahudilerin, Filistinli Müslümanlara; neden acımasız ve canavarsı duygular beslediğini, çocuk-kadın demeden katlettiğini biliyor musunuz?

Haham Sofer, Müslüman ve Hıristiyanları, Eski Ahit’te adı geçen Amalek kabilesine benzetir. Eski Ahit’te, Amalekler hakkında verilen hüküm şu idi. “Orduların Rabbi şöyle der: Amalek’in İsrail’e yaptığını, Mısır’dan çıktığı zaman yolda ona karşı nasıl durduğunu arayacağım. Şimdi git, Amalek’i vur, onların her şeylerini tamamen yok et, onları esirgeme, erkekten kadına, çocuktan emzikli olana, öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hepsini öldür.”

Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in yahudilere karşı tavrı, “beni kureyza” hadisesi ile aşikâr olup, hiçbir Müslüman, herhangi bir yahudi’ye ne hoşgörüde bulanabilir ne de kucaklayabilir. Aksi takdirde Resule karşı gelmiş olur ki, İslam’dan çıkıp kâfir olur.

“Müslümanlar, Yahudilerle harp etmedikçe kıyamet kopmayacak. Harp olacak ve Müslümanlar onları yenip öldürecekler. Öyle ki, Yahudiler ağaç ve taşların arkasına saklanacaklar, o ağaç ve taşlar konuşarak, 'Ey Müslüman, ey Allah’ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.' diyecek. Sadece Garkad ağacı haber vermeyecek, çünkü bu ağaç, onların ağacıdır.” Hz. Muhammed (s.a.v)