19 Ağustos 2014 Salı

İslam, satanistlik midir ki, hümanizm ile özdeşleştirilebiliyor?



Mutlak İrade’ye kayıtsız bağlılığı ve Allah için yaratılmış kulluğu manipüle ederek, “insan sevgisi, barış ve kardeşlik" adı altında insanı tanrılaştıran ve tek hizmet edilecek varlık haline getiren hümanizm; sosyal ve siyasi kriterler ve düzenin Allah otoritesinde değil insanlarda olduğunu okült (gizli bilim) kurallarına bağlamış dindışı bir düşünce sistemidir. Bir başka deyişle insanı; Yaratıcıdan, peygamberlerden ve dinlerden yüz çevirmeye, sadece kendi varlığı ve benliği ile ilgilenmeye çağırarak, insanı yegâne amaç ve odak noktası haline getirmiştir. Hümanizmin İngilizcedeki sözlük anlamı; en iyi değerler, karakterler ve davranışların doğaüstü bir otoritede değil de insanlarda olduğudur. Dolayısıyla hümanizmin bayraktarı ve nefsi hakların savunucusu şeytan olduğuna göre; hümanistler, bilinçli ya da bilinçsiz satanisttirler. 

Hümanizm, tüm gerçekliğin bizzat doğanın ya da insanın kendisinden ibaret olduğuna inanır ve evrenin temel özünün Allah değil madde-enerji olduğunu savunur. Ama enerjinin ne olduğunu tarif edemez! Hümanizme göre; doğaüstü varlıklar yani Allah ya da ruh gerçek değildir; yani insan düzeyinde, insanlar doğaüstü ve ölümsüz ruhlara sahip değildirler ve tüm evren düzeyinde, evrenimizin doğaüstü ve sonsuz bir Yaratıcısı yoktur. Dolayısıyla Yaratıcı’yı, Mutlak İrade'yi ve vahyi reddeden hümanizm; doğrudan doğruya ateizme, sekülerizme, laisizme, bilvasıta satanizme dayanmaktadır.

Bu gerçek, hümanistler tarafından da açıkça kabul edilir. Geçtiğimiz yüzyılda hümanistler tarafından yayınlanan iki önemli "manifesto" vardır. Birinci manifesto 1933 yılında yayınlanmış, dönemin bazı ünlü isimler tarafından imzalanmıştır. 40 yıl sonra 1973'te yayınlanan II. Hümanist Manifesto ise, birincisini teyit etmiş, ancak aradan geçen zamanın gelişmelerine göre bazı ilaveler içermiştir. II. Hümanist Manifesto'yu binlerce düşünür, bilim adamı, yazar ve medya üyesi imzalamış ve bu doküman, hala son derece aktif olan American Humanist Association (Amerikan Hümanist Birliği) tarafından okült temelinde bir kıstas olarak savunulmaktadır.

Manifestoları incelediğimizde; her ikisinde de en temel görüşün; evrenin ve insanın yaratılmadığı, kendi başına varolduğu, insanın kendisinden başka hiçbir varlığa karşı sorumlu olmadığı, Allah inancının insanları ve toplumları geri götürdüğü gibi bilinen ateist dogma ve propagandalar olduğu görülür.

Örneğin I. Hümanist Manifesto'nun ilk altı maddesi şu şekildedir:

1- Dinsel hümanistler, yani satanistler evrenin kendi başına var olduğunu ve yaratılmadığını kabul ederler.
2- Hümanizm, insanın doğanın bir parçası olduğuna ve sürekli bir işlemin (sürecin) sonucunda oluştuğuna inanır.
3- Hayat hakkında organik görüşü kabul eden hümanistler, zihin ve beden arasındaki geleneksel düalizmi reddederler.
4- Hümanizm, insanın kültür ve medeniyetinin, antropoloji ve tarih tarafından açıkça tanımlandığı gibi, insanın doğal ortamıyla ve sosyal birikimiyle olan ilişkisinden kaynaklanan kademeli bir gelişimin ürünü olduğunu kabul eder. Belirli bir kültür içinde doğan birey, büyük ölçüde o kültür tarafından şekillendirilir.
5- Hümanizm ileri sürer ki, evrenin modern bilim tarafından tanımlanan doğası, insan değerlerine ait herhangi bir doğaüstü ve kozmik garantiyi kabul edilemez hale getirir...
6- Bizim kanaatimiz gelmiştir ki; teizm, deizm, modernizm ve çeşitli "yeni düşünce"lerin zamanı geçmiştir.

Yukarıdaki maddeler; materyalizm, darvinizm, sosyalizm, kapitalizm, ateizm ve agnostisizm gibi isimler altında ortaya çıkan şeytan egemenli ortak bir felsefenin doktrinleridir. İlk maddede "evren sonsuzdan beri vardır" şeklindeki materyalist dogma öne sürülmektedir. İkinci madde, insanın, evrim teorisinin öne sürdüğü gibi, yani yaratılmadan varolduğu iddiasıdır. Üçüncü maddede, insan ruhunun varlığı reddedilmekte, insanın maddeden ibaret olduğu iddia edilmektedir. Dördüncü maddede "kültürel evrim" iddiası öne sürülmekte ve insanın "fıtratının" (yaratılıştan gelen özelliklerinin) varlığı reddedilmektedir. Beşinci madde, Allah'ın evren ve insan üzerindeki hâkimiyetini reddetmektedir. Altıncı madde ise, "teizm", yani Allah ve peygamber inancının terk edilmesi gerektiğini, bunun "zamanın gereği" olduğunu savunmaktadır.

Özgürlük ve demokrasi adına küresel düzeninin teorisyeni masonlardır; kendi üyelerine özgü yayınlarında; örgütün hümanist felsefesini ve bu felsefe içinde İlahi dinlere karşı duyulan düşmanlığı detaylı ama bilimsel bir örtüyle tarif ederler. Zaten tuzağa düşürmedeki en etkin yol, bilimsel teorileridir.

Masonlar, fiziki şeytanlar olarak Allahsız ve dinsiz bir dünya var edebilmek adına insan egemenli laik devrimleri körüklemişler ve amaçlarına ulaşabilmek için son derece acımasız yöntemler kullanmışlardır. Örneğin ülkemizde meydana gelmiş CHP devrimlerinin ilgasındaki şiddet içeren dönüşümler irdelendiğinde; İslam’ın hümanistleştirilme süreci idrak edilebilecek, Allah’a olan iman ve inancın değil aklın üstün sayıldığı anlayışın nasıl kökleştirilerek günümüzde de devam ettiği kavranabilecektir.  “Kanla yapılan devrimler daha muhkem olur.” Atatürk

İslam, her şeyin Allah için olma zaruriyetine vurgu yaparken; hümanist İslam, ancak insana hizmetle Allah’a hizmet edileceği inanç ve fikri hâkim kılınmaya çalışılmıştır. Dolayısıyla Allah için cihad yapmaya, öldürmeye, öldürülmeye, İslam’ın egemen kılınmasına, başta idam olmak üzere Allah’ın koyduğu cezalara, Allah’tan başkasına kulluk yapanlara karşı savaşa, şeriata, insan benliğini ve gururunu aşağılayan hükümlere, batıla yani küfre karşı mücadeleye şiddetle muhalefet edilebilinmektedir.

Allah için öldürmeye karşı olan hümanizm, insan için öldürülmeyi meşru saymaktadır. Allah’ın buyruklarını yeryüzünde egemen kılabilmek için düşmanların öldürülmelerini emreden Allah’a itaat eden cihad ehlini öldürmek hümanizm gereği meşru; Allah’a isyan edenlerin öldürülmesi ise gayrimeşrudur. Peki, Allah için mücadele edenler insan değil mi? Hani, hümanizmin insan sevgisi, barış ve kardeşlik" ilkesi?

Küfrün alabildiğine dünyayı sardığı bir karışıklıkta, iman eden bir mümin, Allah’ın hükümlerine sırt çevirerek cihad meydanına çıkmayı ziyan saymak suretiyle geçici kalacağı dünyada oyun ve oyuncaklarla oyalanmayı tercih etmesi, onun vahyi emirlere uymayan bir münafık olduğunu ortaya koymaktadır. Birde çıkmamakla kalmayıp, Allah için mücadele veren cihad ehli aleyhine ileri geri konuşup fütursuzca eleştirerek iftiralar yayması ise, fasıklığını ortaya koymaktadır.  

Unutulmamalıdır ki, Allah, yarattığı kuluna hümanist düşünceden daha yakın, daha şefkatli, daha bağışlayıcı, daha koruyucu ve daha rahmet edicidir. Ancak Allah’ın bildiğini ve kalplerde saklı olanı hiçbir beşerin bilebilmesi mümkün olmadığından, insanlığın, iyiliğin, huzur ve güvenin, hak ve adaletin baki kalabilmesi için cihadı ve sertliği mecbur kılmaktadır. Aksi takdirde şeytan egemen olur!  Kimin dost, vicdanlı veya insan olduğunu Allah bildiğinden, zatına asi olanların cezalandırılmalarına hükmetmiş ve iman eden müminlerin de itaatlerini şart koşmuştur. Bu sebeple nefsi herhangi bir düşünce veya yorum, inkâra ve başkaldırışa sebep olur ki, imandan sonra küfür, hem dünya hem de ahiret için büyük bir felakettir.

Amaçları yaratıcı Allah’ı kalplerden tamamen yok etmek olan hümanist düşünce, doğrudan şeytanı hâkim kılmaktır ki, tarihleri incelendiğinde eşi görülmemiş vahşetleri işleyenler oldukları anlaşılabilecektir. Tıpkı Drakula Vlad Tepeş misali öyle vahşetlere imza atmışlar ve atmaya devam etmektedirler ki, insanların kulağından başlayarak tüm boğazını saracak şekilde kesmişler, karınlarını yarmışlar, bağırsaklarını çıkarmışlar, cinsel organlarını parçalamışlar, gözlerini oyarak burunlarını koparmışlar, kollarını ve ayaklarını kesip çeşitli yerlere dağıtarak halka korku ve panik vermişler, devrimleri ateşleyerek ihanetlere ve ayaklanmalara, sayısız komplolar düzenleyerek yıkıcı skandallara neden olmuşlar, gerçekleştirdikleri manipülasyonlarla insanları kıtlığa ve açlığa mahkûm etmişler, fitne çıkararak yağma ve yıkımlarla anarşiyi yaygınlaştırmışlar, akla ve hayale gelmeyecek her türlü kötülüğün merkezi olmuşlardır. Hümanistlerin siyasi faaliyetleri ve tüyler ürpertici cinayetlere kadar varan suçlarının yanı sıra, örgütlenme yapısı ve uyguladığı ayinler de oldukça dehşet vericidir. Hümanist felsefe; sömürgecilik, haksızlık, adaletsizlik, kan, şiddet ve ölümdür!

Öyleyse nasıl olur da Allah’ın hükümleri ve yüce dini İslam hümanistleştirebilir ya da hümanizmden üstün tutulabilir?

Din konusunda onlara açık deliller verdik. Ama onlar kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.  Sonra da seni din konusunda bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin isteklerine uyma. Çünkü onlar, Allah'a karşı sana hiçbir fayda vermezler. Doğrusu zalimler birbirlerinin dostlarıdır; Allah da takva sahiplerinin dostudur.” Casiye 17-18-19

12 Ağustos 2014 Salı

Şeytan sabırsızlıkla bekliyormuş…



Şeytan-ı kebir ABD başkanı Barack Obama, Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle ilgili yayınladığı mesaj da; “Birlikte çalışmayı sabırsızlıkla bekliyorum” demiş.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, iman etmiş bir mümin değil de şeytan dostumu ki, şeytan heyecan, sabırsızlık ve cüretkârlıkla birlikte çalışma beklentisi içindedir?

Şeytanın asli görevi insanları Allah yolundan saptırmak; İslam’la savaşmak; Müslümanları katletmek; vahyi ortadan kaldırmak; İslam’ın hâkim olmasını engellemek; iyinin önünü kesip kötülüğü tesis etmek; hak ve adalete düşmanlık yapmak; yeryüzünde fitne ve fesat çıkarıp yaymak; doğruyu değil yanlışı mukim kılmak; özgürlük vaat ederek kulluğu yermek; yaldızlı fısıltılarla aldatmak; nefisleri galebe çaldırarak Allah ve Resulüne asi yapmak; kendini müminden üstün görmek; Allah adına yapılan savaşı gayrimeşru, nefisleri adına yapılan savaşı meşru saymak;  insanları kibirleştirerek böbürlenmelerine vesile olmak; dost ve hümanist görünüp azgınlık, acımasızlık ve husumette sınır tanımamak; tuzak kurmak; haramı cazip gösterip helali kötülemek; yaratıcı Allah’a ortak koşturmak; gaddar olduğu halde merhamet maskesine bürünmek; manipülasyonun bayraktarı olmak; zayıf olduğu halde güçlü imajı vererek toplumları peşinden sürüklemek; apaçık bir düşman olmasına rağmen dost görünmek; nefsanî işleri süslü ve hayatın tadı gösterip kendi gibi ebedi kalacağı cehenneme odun yapmak; ben merkezliliğinden esareti altında olmayanlara yaşam hakkı tanımamak; Allah indinde kötü, yanlış ve çirkin ne varsa işletmek.

Öyleyse Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şeytanla nasıl bir işbirliği ve çalışması olabilir ki, sabırsızlıkla beklenebilmektedir?
     
-Dünyanın dört bir yanından zulme uğrayan Müslümanlar sanki insan değil zararlı canavarlarmış gibi tek bir adım atmayan ABD’nin Erdoğan’dan beklentisi nedir?

-Ramazan ayı boyunca ve hâlâ devam Filistin Halkı katledilip çocuklar hunharca doğranırken tetikçisi İsrail’in arkasında duran ve tam katle tam destek veren ABD’nin Erdoğan’dan beklentisi nedir?

-Yıllardır süren ve kimyasal silahlar dahi kullanan barbar Esed rejime karşı caydırıcı hiçbir müdahalede bulunmayarak on binlerce insan ölümüne, göçüne ve sakat kalmalarına seyirci olan ABD’nin Erdoğan’dan beklentisi ne olabilir?

-Suriyeli Müslümanlar açlıktan kedi-köpek yerlerken, Yezidilere uçaklardan yaptıkları gıda yardımına tenezzül etmeyen ABD’nin Erdoğan’dan beklentisi ne olabilir?

-Şeytana tapan Yezidilere gösterilen insani hassasiyeti Filistinli, Suriyeli, Mynamarlı ve diğer Müslüman toplumlara duymayan ABD’nin Erdoğan’dan beklentisi ne olabilir?

-Cihadın hırıstiyan ve siyonist uygarlığı için bir şer olduğu ilkesiyle yeryüzünde vahye iman etmiş tek bir Müslüman bırakmamaya ant içmiş ABD’nin Erdoğan’dan beklentisi ne olabilir?

- ABD, 2. Irak savaşında olduğu gibi Irak Şam İslam Devletine karşı Erdoğan’dan destek mi bekliyor ki, sabırsızlıkla birlikte çalışmayı teklif edebilmektedir?

Kuvvetle muhtemeldir ki, küfre karşı iman etmiş Müslümanların desteğini alarak Cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan, şeytan Obama’nın tuzağına düşmeyecek ve kardeşlerini şeytana kırdırıp Allah’a karşı cephe açmayacaktır.
  
“İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tağut (batıl davalar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.” Nisa 76

“Onun (şeytan) hakkında şöyle yazılmıştır: Kim onu yoldaş edinirse bilsin ki (şeytan) kendisini saptıracak ve alevli ateşin azabına sürükleyecektir.” Hac 4

8 Ağustos 2014 Cuma

Ey Müslüman kimlikli Kürtler!



Vahye iman etmiş bir Müslüman olmadığın, etnik kökenli tercihinden aşikâr olup, dinine hasım sosyalist yani ateist Selahattin Demirtaş’ı desteklemekle kanıtlıdır.

“Kişi, dostunun dini üzeredir.” Hz. Muhammed (s.a.v)

Lezbiyenlerin, ibnelerin, biseksüellerin, dönmelerin, tecavüzcülerin ve ahlaksızlıkta sınır tanımayan sapıkların açıkça destek verdiği Selahattin Demirtaş’a sizlerinde oy vererek aynı safta yer almaları, onlardan hiçbir farkınız olmadığı gerçeğini ortaya koymamakta mıdır? Böylesi bir dinsizliği ve namussuzluğu sindirebiliyor musunuz?

Dinsiz, namussuz, ahlaksız ve sapıkların varlığını ve taleplerini kayıtsız-şartsız sahiplenen Demirtaş’a destek vermekle; eşlerinizin, çocuklarınızın, ırzlarınızın ve iffetlerinizin istikbaldeki felaketlerini düşünebiliyor musunuz? Hani, namus uğruna ölüyor ve öldürüyordunuz?

Oğullarınız ibne, eşleriniz ve kızlarınız fahişe olup karşılarına çıkıp hesap sorduğunuzda size; “cinsel özgürlük”'ü savunan Demirtaş’ı desteklemedin mi, LBGT’cilerle aynı safta yer almadın mı diye sorduklarında ne yanıt vereceksiniz?

Kürtlük nasıl bir sevgi ve tutkudur ki, Allah ve Resulünün düşmanlarıyla birlik olabiliyorsunuz? Amacı İslam olmayan bir insan, Müslümanlık şerefine ulaşabilir mi? Kürtlük uğruna hem dinini hem de namusunu satabilen bir insana ne denir?

Aralarında Kaos GL’nin de olduğu farklı şehirlerden 12 LGBTİ örgütünün yanı sıra; bağımsız aktivistlerin de imza vererek ortak bir metinle; “Amasız ve ancaksız eşit yaşam, cinsel özgürlükçü toplum için oyumuz Selahattin Demirtaş’a” bildirileri hiç mi değerlerinizi etkilemiyor?
Size özgürlük ve bağımsızlık vereceği vaadiyle din ve namusunuza göz dikenleri sırf Kürt oldukları gerekçesiyle kayırmanız ve desteklemeniz, apaçık şeytanın adımlarını takip etmekten başka bir şey değildir. Şeytan dostu HDP ve Selahattin Demirtaş’ın sizleri şerefsizliğe sürükleyerek nasıl saptırdığı ortadayken, nasıl olurda akıl erdiremiyoruz? Aklınız yok ise de, kalbinizde mi bulunmamaktadır? Kalplerinizde sizleri uyaracak hiç mi iman ışığı kalmadı?
 
Unutmayın ki, şeytan da ateşten yaratılma üstünlüğüyle kendini ayrıcalıklı tutmasından yaşadığı cennetten kovularak ebedi cehenneme gönderilmiştir. İman ettiğiniz halde aynı lanete mi çarpılmak istiyorsunuz? Kürtçülük, Türkçülük yani ırkçılık, en korkunç ve ezeli bir iblisliktir.

Allah’ın, Resulünün, Kur’an’ın ve İslam’ın tartışılmaz düşmanları HDP ve Selahattin Demirtaş’ı Müslüman olup da destekleyen her kim var ise; o, apaçık bir fasıktır.

Gerçekten Allah Resulü Hz. Muhammed (s.a.v)’e biad etmiş iman sahiplerinden iseniz; onun gibi yüce bir ahlaka sahip olmaya çalışınız!


“Su buzu erittiği gibi, güzel ahlakta günahları eritir; sirke balı bozduğu gibi kötü ahlakta ameli bozar.” Hz. Muhammed (s.a.v)

“Ahlak kanunlarını çiğnemeye hiç gelmez, hemen öçlerini alırlar.” Tolstoy 

 “Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse, muhakkak ki o, edepsizliği ve kötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah işitir ve bilir. “ Nur 21

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Ne için oy kullanacaksın; dünya mı ahiret mi?



Din dışı devleti, Müslüman milletiyle Türkiye, cumhurbaşkanını seçmeye gidiyor! Dünyadaki menfaati için seçiyor ise aday tercihi kolay; istikbaldeki ahiret hayatı hedef alınarak seçime gidiyor ise, zorluğu sırat köprüsünden farksız! 

Üç aday var! Biri 12 yıldır Türkiye’yi yöneten Başbakan Recep Tayyip Erdoğan; ikincisi kalbi öç, kin ve nefretle yoğrulu terörist Selahattin Demirtaş; üçüncüsü ise merkep misali sırtında taşıdığı akademik unvanları, aldığı ödüller ve bürokratik geçmişiyle yürüyen ölü Ekmeleddin İhsanoğlu! 

Kim dünya arzularını, debdebesini, rahatlığını, fiyakasını ve menfaatini arzuluyorsa Recep Tayyip Erdoğan’dan bir başkasını tercih edemez. Her ne kadar hakkında birçok iddia bulunsa da yaptıkları, yapacaklarının bir garantisi olduğundan muhakeme edebilen bir insanın adaylar arasında başkaca bir alternatifi yoktur. Dolayısıyla hem dünya çıkarına göz dikeceksin, hem de biri terörist diğeri ruhsuz bir beden olan adayı seçmeye taraf olacaksın; öyleyse sen, idraki olmayan bir mahlûksun demektir. Bir düşün bakalım; kendini maceraya atmaya takatin yahut riske girerek daha beterinle karşılaşmama gibi elinde bir teminatın var mı?

Başbakan Erdoğan’ın hırsızlık, yolsuzluk ve kayırmacılık yaptığı gerekçesiyle karşı duranlar, yıllardır iktidar nimetlerinden yararlanabilmek için avlanmayı bekleyen yağmacı CHP, MHP, HDP ve diğer partilerin destekledikleri adaylarla talana girişmeyeceklerine dair bir garantileri var mı? Peki, din dışı seküler-laik rejimde Allah’ı, vahyi ve imanı reddeden bir devletin vicdanı olabilir mi? Devletin vicdanı yok ise devlet adamının olabilir mi? Dolayısıyla o devleti idare eden yöneticilerden hak ve adalet beklenebilir mi? 

Türkiye’de yaşayan hiçbir insan yoktur ki, ne kadar kötü durumda olduğunu hissetse de yerinde olabilmek için milyonların gıpta ettiğini bilmelidir. Ancak nefisleri galebe çalarak arşa yükselmiş insanların şükretmez asilikleri ya sapıklıklarından ya da tamamen iktidar hırsı taşıyanların akılları karıştıran güdümlerindendir. Zaten betere sebep olan etkilerin ne olduğu irdelendiğinde karşılaşılan tek gerekçe şükürsüzlük, nankörlük ve ihanettir.

Gelelim ahiret için hangi adayın seçileceğine!

Bir oyun, hile, övünme, benlik ve aldatmadan ibaret olan dünya hayatının belirsizliği ve fani oluşu dikkate alındığında; Allah’a ve ahiret gününe iman etmiş bir müminin dünyasal iktidar, ödül, şöhret, kazanç, arzu ve istek düşünebilmesi mümkün değildir. Ahiret kazancı doğrudan dünya tercihleriyle orantılı olduğundan dünya cazibesinden ahiret karşılığı vazgeçmeksizin Allah rızasına ve cennetine kavuşabilmek imkânsızdır. 

Allah’ın indirdiği hükümlerle değil de İslam dışı batıl hükümlerle inşa edilmiş bir rejim haram olduğundan, o rejime bağlı yöneticiyi seçmek ve desteklemekte haramdır. Bu sebeple adayların tamamı seküler rejimin bayraktarları ve koruyucuları bulunmalarından vahyen gayrimeşrudurlar.  
İslam hukukuna göre yöneticiden ziyade rejimin niteliği adalet doğurur. Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyen bir lider batıldır, dolayısıyla önüne konulan sandıktaki manipülasyonsu seçimle lider değil rejim oylatılmaktadır. 

Cumhurbaşkanının kim olacağı öncesinde nasıl bir rejimle hükmedeceği önemsenmediğinden haksızlık ve adaletsizliklerin sonu gelmemekte ve çığlıklar kesilmemektedir. Nasıl ki haram olan bir şeyi helalmiş gibi besmele çekerek yiyemezsen; haram olan bir rejimden helal bir yönetici çıkaramazsın! Dolayısıyla bir müminin oy kullanmadan önce haram mı yoksa helal mi araştırma yapması, imani bir zorunluluktur.
   
“Dinleyin ve itaat edin! Üzerinize tayin olunan vali/yönetici, başı siyah kuru üzüm gibi Habeşli bir köle olsa bile, sizin aranızda Allah’ın kitabını uyguladığı müddetçe dinleyin ve itaat edin.” Hz. Muhammed (s.a.v)

Pergel misali bir ayağı şeriatta değil de batılda duranın diğer ayağı nerede olursa olsun yaptıkları tamamıyla nafiledir; ne dünya ne de ahiret için bir kıymet taşır! Neden dünya için kıymet taşımaz diye sorulacak olursa; bir kıvılcım, bir salgın, bir felaket, bir musibet, bir savaş yapılanları tamamen yok edebiliyor ve ölümle her şey sona erebiliyorsa, faydasından söz edilebilir mi?

Dünya hayatı nedir diye soracak olursanız; tıpkı cinsel birleşme anında birkaç saniye süren tatmin süresi kadardır. Tatmin öncesi neredeyse taptığın ve uğruna her şeyi feda edebileceğin kişi, tatmin sonrası nefret ettiğin, pişmanlık duyduğun, bir daha görmek istemeyeceğin kişiye dönüşebiliyor ya da başına birçok bela açabilecek bir kötülüğü doğurabiliyor. İşte dünya sonrası ahirette böyledir!
İstediğin hak, adalet, şeref, huzur, güven, dürüstlük, aş ve iş ise, sana bunları sağlayacak seçtiğin yönetici değil rejimdir! Çünkü rejim batıl ise, yönetici ne yapsın?

“Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince diğerleri de yanlış gider.” C.Bruno 

“Her kim bu çarçabuk geçen dünyayı dilerse ona, yani dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen verir, sonra da onu, kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme sokarız.” İsra 18

“Şu insanlar, çarçabuk geçen dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (ahireti) ihmal ediyorlar.” İnsan 27

“Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Resulüne davet edildiklerinde, müminlerin sözü ancak "İşittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.” Nur 51

“O halde, dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.” Nisa 74