22 Ağustos 2015 Cumartesi

Cihadla savaş, doğrudan Allah ve Resul’ünledir!

Cihadı, kendi dinleri ve uygarlıkları için büyük bir şer gören haçlı-siyonist güçler, hedeflerinde muvaffak olabilmek için İslam kimlikli iktidarları öyle satın almışlar ki, hayvanlarda dahi rastlanabilmesi mümkün olmayacak bir başkalaşıma uğratarak batılla uyum haline getirip kendilerine kul yapmışlardır. 
  
Allah’ın vahiyle indirdiği İslam’ı değil, Batı’nın dayattığı nefsanî kurallar dâhilindeki bir dini yol edinmelerinden Müslümanlık yerine münafıklık yahut fasıklık öyle yayılıp hâkim olmuş ki, batıla karşı hakkı egemen kılmaya çalışan direnişçi cihad ehli av haline gelmiştir. 

Geçmişte haçlı birlikleri sadece Hıristiyanlardan oluşup Müslümanlara karşı yapılırken, günümüzde sözde Müslümanlarında haçlı saflarında yer alıp Allah’ın erleriyle savaşabilmeleri, İslam’ın nasıl manipüle edildiğini ortaya koymaktadır.

Kur’an’i Müslümanlığı sapıklık; cihadı cehalet; İslam dışı; vahşilik; insanlık aleyhtarlığı; barış karşıtlığı; teröristlik; bozgunculuk; eşkıyalık; kasaplık; cehennemlik; hak ve adalet düşmanlığı olarak angaje eden İslam görünümlü dini ve siyasi çevreler, peygamberi ve rivayet ettikleri sözde hadisleri Allah ve ayetlerinin önüne geçirerek, cihad karşıtı öyle hümanist bir Allah ve peygamber algısını meşrulaştırmışlar ki, Allah’ın indirdiği açık ve seçik ayetler, peygamber efendimize isnat ettikleri hurafelerle dolaylı olarak yok sayılmış, böylece cihadın ve İslami Hareketin şer olduğu fetvası verilerek, sinsice hak ile batıl özdeşleştirilebilmiştir. 

Allah yolunda küfre karşı mücadele veren IŞİD şöhretli cihad ehlinin Müslümanları katlettiği ve zulmettiği iddiasının nasıl yalan ve iftira olduğu, azgın kâfirlerden çok daha tehlikeli olan münafıklık ve fasıklığın örtbas edilebilmesi içindir. Çünkü vahiy ve cihad karşıtı batılla ittifak içindeki sözde Müslümanların tamamı münafık ve fasık olduklarından, kendilerini kamufle edebilmek için başkaca bir alternatifleri bulunmamaktadır. Ki, Allah Resulü; “Münafık, kâfirden yetmiş kez daha tehlikelidir” buyurmuştur.
          
Asıl Müslümanları katleden, dışlayan, hor ve hakir bulan, aşağılayan, sınırları içine dahi sokmayan, gördükleri yerde tutuklayan, beraberliklerini engelleyen, teröristlikle yaftalayan, yaşama hakkı tanımayan, yanlarında ve çevrelerinde görmek istemeyen, kendileri ile birlikte anılmasını hakaret sayan, gölgelerinden bile yaban eşeğin aslandan ürküp kaçması misali korkarak kaçan, şeriat düşmanlığı yapan, tehdit ve tehlike gören bizatihi kendileridirler. Ya onların istediği gibi Müslüman kimlikli münafık veya fasık olacaksın ya da katli meşru terörist bir düşman!

Bu sebeple münafık ya da fasık oluşlarından İslam düşmanlarıyla dostluk ve müttefiklik kurarak rızalarına kavuşmak suretiyle yardım ve destek görenlerin ağızlarından dökülen Allah ve Resul kelamı, Kur’an’a duydukları saygı ve iman ettiklerine dair sözleri hatta namaz kılıp oruç tutarak yaptıkları ibadetler, tıpkı Young Deneyi’ndeki yarım bardak suya sokulan kalemin kırık görüntüsü misali asla yanıltmamalıdır. Çünkü onlar, cihad ehline karşı olmakla Allah ve Resulü’ne savaş açmışlardır.

Hem ALLAH’ın indirdiği buyruklara karşı çeşitli mazeretler uydurarak, hurafelere sığınarak veya ayetleri eğip bükerek batıllığa baş koyacaklar; hem de Allah’a, Resulüne, Kur’an’a inandım ve iman ettim diyecekler!  

"Allah'a ve Peygamber'e inandık ve itaat ettik" diyorlar; ondan sonra da içlerinden bir gurup yüz çeviriyor. Bunlar inanmış değillerdir.” Nur 47

Allah’ın mutlak yardım, destek ve vekilliğine güvenmeyip uğruna yapılan cihaddan zarar görecekleri, küfrün gazabına uğrama kaygısı taşıyarak, medet umdukları batıl güçler yanında yer almak suretiyle izzet ve itibar görecekleri sanısıyla apaçık şirk koşan İslami kimlikler, asıl Müslümanların savaşması zaruri olan düşmanlardır. Haçlı-siyonist güçlerin fitnesi Müslümanlar üzerinde etki yapmaz ama münafık ve fasıkların fitneleri iman etmiş tek bir Müslüman bırakmamacasına İslam âlemini öyle tarumar eder ki, batıl güçlerin kolayca zafere ulaşmalarını sağlar ve bu sayede Müslüman toplumlar esaret altındadırlar.  Dolayısıyla cihad ehlinin sözde Müslümanları öldürdüğü yahut cezalandırdığı söylemler, onların Müslüman değil, Allah, Resulüne ve Kur’an’a ihanet etmiş münafık ve fasıklar olmalarındandır.

Unutulmamalıdır ki, vatana, devlete ve millete ihanet edenler, vatandaş olmaları dikkate alınmaksızın nasıl en ağır cezalara çarptırılıyor ve savaş meşru sayılabiliniyorsa, İslam’a ihanet edenlerinde cezaya müstahakları kaçınılmazdır. Ki, bir devlet başkanı yahut bir devlet yetkilisine yapılan hakaret veya saldırının müeyyidesi oluyor da, Allah ve Resulüne girişilenlerin karşılığı olmayacak mı?

“Sadece Allah bize yeter” diyen Müslüman’dır. Allah ile birlikte bir başkasına ya da doğrudan beşeri bir güce bel bağlayıp yeterlilik ve güven arayan ise ya müşrik ya münafık ya da fasıktır!

“Siz Allah’ın emirlerini muhafaza edin ki, Allah’da sizi muhafaza etsin.” Hz. Muhammed (s.a.v)

Dolayısıyla tüm insanlar Müslümanlara zarar vermek için bir araya toplansalar dahi Allah’ın dilediğinden fazlasını yapamazlar. Akidesi, “Allah’ın dilediği ne ise o gerçekleşir. O neyi dilemediyse de gerçekleşmez” olmayanlar, Müslümanlıkla şereflenmemiş münafık ve fasıklardır!   
İslam olmanın yegâne şartı, Allah’ın dinini yani Allah’a kulluğu yeryüzünde egemen kılabilmek için batılla savaştır. Hiçbir gerekçe batıla hükümranlık hakkı tanımaz, arzu ve isteklerine boyun eğmeye geçit vermez, çizdikleri yolda gitmeye olurluluk vermez! Eğer Allah’tan daha güçlü, iradeli ve yaptırım sahibi iseler, buyurun! O zaman da İslam’ım yahut Müslüman’ım diyemezsiniz!

“Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (Küfre) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.” Enfal 39

De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” Tevbe 24

“Yoksa Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?” Al-i İmran 142

16 Ağustos 2015 Pazar

Haddini aşma başbakan!

Ecdadının kahramanlıklarıyla övünmek yerine aynı iman ve cesarete sahip ol ki, dalda yetişen meyveleri ağacın dibinde arayanlardan olmayasın! Hele ecdadının yolunda olmayıp zaferleriyle böbürlenmeye çalışman, zurna çalmaktan başka bir şey değildir. Ki, güç, hürlük ve bağımsızlık sözde değil eylemdedir.  
    
Ey Başbakan Davutoğlu; diyorsun ki, “1071’den bu yana Anadolu toprakları Selçuklu ve Osmanlı Devletleri de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti çizgisinde hür ve bağımsız bir milletin aziz vatanı olmuştur.”

Acaba yanlış mı duydum tereddüdüyle açıklamanızı videodan birkaç kez daha dinlediğimde “pes yahu” demekten kendimi alıkoyamadım. Takdir edersiniz ki, haddini bilmeyene bildirmek, nasıl yetime don giydirmek misali ulvi bir davranış ise, kendilerini Allah yoluna adamış Selçuklu ve Osmanlı İslam Devletlerini, haçlı-siyonist güdümündeki seküler-laik Türkiye Cumhuriyeti Devletine benzetmek, haddi aşmanın yanı sıra apaçık bir hakaret, tecavüz ve ihanettir.

Lütfen söyler misiniz; Selçuklu ve Osmanlı Müslüman Türk Devletleri, Türkiye Cumhuriyeti gibi seküler-laik rejimlerle mi yönetiliyordu yoksa İslami kuralları esas alan vahyi hükümlerle mi? Dünyaya hükmeden varlıkları boyunca haçlı Bizanslılarla dostluk ve müttefiklik yaparak koalisyon oluşturmak suretiyle İslami hareketlere karşı savaşmışlar mıydı? Gerek akınları gerek seferleri gerekse fetihleri toprak ve nefsi egemenlikleri mi yoksa İslam için miydi? Ya Allah yolunda olmak ya da ölmek düsturu doğrultusunda nerede bir küfür var ise güç ve kuvvetlerini umursamadan cenge koşan Selçuklu ve Osmanlı, hiç haçlı Bizanslılara boyun eğerek hegemonyaları altına girmişler miydi? İktidarlıklarını, mallarını ve canlarını yitirebilecek endişesiyle cihaddan kaçınmışlar mıydı? Allah’ın hükümlerine karşı nefislerini galebe çaldırarak, zerre bir çıkar gözetmiş yahut bir tereddüt duyup sinmişler miydi? Dinlerine fiyat etiketi koymak suretiyle “analar ağlamasın, gençler ölmesin, şehidler gelmesin” düşüncesiyle iblis güruhu azgınlarla uzlaşmaya kalkışmış ve toleransta bulunmuşlar mıydı? İslami hükümler dışında herhangi bir batıllığı kabullenmişler miydi? Batıl güçlerle yaptıkları barış anlaşmalarını dahi İslami hükümleri temel alarak imzalamamışlar mıydı?   

1071’de Sultan Alparslan ve cihad ehli Müslüman Türk yiğitleri tarafından fethedilen Anadolu toprakları seküler-laik bir devlet için değil İslam Devleti adına binlerce şehid verilerek anayurt edinmişti. İddia ettiğiniz gibi Anadolu, bugün hür ve bağımsız mıdır yoksa baş edemediğiniz iblis PKK/HDP terörün ve haçlı batının tahakkümü altında mıdır? Düşmana ve teröristlere karşı sıkılacak bir merminin dahi izni haçlı Batı’dan alınabiliyorsa; siz hangi hürriyetten ve bağımsızlıktan söz ediyorsunuz?

1071’de Anadolu’nun Müslüman Türklerin eline geçmesiyle cihad korkusu yaşayıp yok olabilecek endişesi taşıyan haçlı-Bizans Avrupa’nın cihaddan çekinceleri hiç bitmemiş, Osmanlı Devletinin kendilerini yerle bir edip egemenliklerine son vermesiyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti sayesinde cihad tehditlerinden kurtulmuşlar; böylece zalimliklerini, sömürülerini ve Müslüman Türklere olan düşmanlıklarını sürdürerek Anadolu üzerindeki egemenliklerini yeniden elde etmişlerdir. Ne var ki, Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin İslam karşıtı resmi politikası bugünde devam etmekte, sizin de iktidar olduğunuz hükümet, aynı kararlılıkla küfür güçlerini ardına almak suretiyle Selçuklu ve Osmanlı’nın da bayraktarlığını yaptıkları tevhid topluluğu ile savaşmaktadır.      

Ey Başbakan Davutoğu! Cihada karşı savaş açarak Haçlı-Bizans müttefiklerinizi İslam’ın hâkimiyetinden korumaya çalışan sizler mi, Selçuklu ve Osmanlı’nın yolunda olduğunuz söyleminizle “aziz vatan” vurgusu yapıyorsunuz? Vatandan, hürriyet ve bağımsızlıktan kastınız yemek, içmek ve barınmak mıdır? Selçuklu ve Osmanlı’nın sırf İslam için yüzyıllarca düşman olup savaştığı haçlı-Bizans küfrünü dost edinerek yad etmeye çalışmanız, nasıl bir riyakarlık ve sömürüdür? Unutmayın ki, onlar da sizler gibi Allah yolunda cihad etmekten ise haçlıların hükümranlıklarını kabul ederek, “önce yiyip sonra sıçmak” suretiyle canlarını feda etmez, savaşmak yerine bir elleri balda bir elleri kaymakta keyif sürerlerdi. Lakin onlar, dünyadaki bala ve kaymağa değil içinde ebedi kalacakları cennetteki bala ve kaymağa iman etmişlerdi. Ancak bilin ki, bal ile kaymağı herkes yemek ister ama her keseye uygun değildir. Çünkü bir bedeli vardır; kimi tutsaklığına razı olduğu haçlı-siyonist güçlerin artıklarını yer, kimi de Selçuklu ve Osmanlı gibi Allah’ın ikramda bulunacağı helal balı ve kaymağı yer.   

Dolayısıyla Allah yolunda cihaddan başka hiçbir amaç taşımayan, hedef gözetmeyen, nefsi arzu ve isteklere gönül kabartmayarak batıla karşı hakkı egemen kılmaya çalışan Selçuklu ve Osmanlı İslam Devletlerini kendinize benzetme haddinde bulunmamanız, “benim adım hıdır, elimden gelende budur” misali beylik çeşmesinden su içmemeniz kaçınılmaz olmalıdır ki, haddi aşmama erdemliğini yakalamış olursunuz.  

Göğe direk, denize kapak olmaya çalışarak gerçekleri ve değerleri ne gizleyebilir ne de yok edebilirsiniz! Çünkü Allah, koltuğuna hem hakkı hem de batılı alıp sırtını haçlı-siyonist güçlere dayananların yanında olmadığı gibi desteği de mevzubahis değildir! Dolayısıyla ağzınızdaki zurna gümüş hatta altın da olsa, o zurnanın çıkardığı sesler hakkın değil batılın aldatıcı sesidir!

“Benim için insanların en sevimlisi, hatalarımı hediye edendir.” Hz. Ömer (r.a)

“Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur'an'la (gerçeklerle) uyarmaktan vaz mı geçelim?” Zuhruf 5

“Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” Bakara 120

“İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tağut (batıl davalar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.“ Nisa 76


“Nice peygamberler vardı ki, beraberinde birçok Allah erleri bulunduğu halde savaştılar da, bunlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.” Al-i İmran 146

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Peki, Allah kimdir?

İslami Hareketi terörizmle özdeşleştiren Müslüman kimlikler; dolaylı olarak Hz. Muhammed (s.a.v) başta olmak üzere Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, ashap, sahabe ve hakkı batıla karşı galebe çalabilmek için cihad yapmış mücahidleri teröristlikle suçlamaktadırlar.

Allah’ın indirdiği ve cennete giriş anahtarı olarak hükmettiği onlarca cihad ayetini terörle yaftalayabilecek kadar küfürde sınır tanımayan bedhahlar haddi o kadar aşmışlar ki, cihadı insanlığın ortak düşmanı ilan ederek, cihaddan kaynaklı tehditlere karşı müşriklerle ortak mücadeleye girişmek suretiyle Allah ve Resulüne savaş açabilmektedirler.

Üstelik barıştan, insaniyetten, haktan, adaletten, iyilikten bahseder ama batıla, şerre, şeytana, kötüye, zalime karşı direnenleri, İslam dinine zarar verdikleri ve olumsuz yönde etkiledikleriyle suçlayarak haçlı-siyonist güçlerle iş tutup ittifak kurmaktan sakınmazlar. 

Hani Allah’a, Resulü’ne, Kur’an’a iman ettiklerini söyleyip namaz kılan ve güya Allah’tan başkasını rab edinmediğini iddiasıyla şeytana yani batıla karşı olduklarını haykıranlar var ya; işte onlar, tağut yolunda nefsi için mücadele edenlerle Allah yolunda İslam adına savaşanları muadil tutarak batıllıklarına meşruiyet kazandırma manipülasyonuyla Müslümanlar, küfre diz çöktürülmüş ve esaretlerine sokulmuştur. Yoksa Allah’a iman ederek dayanıp güvenen bir Müslüman’ın batıla boyun eğebilmesi mümkün müdür?

Gerekçeleri ise; ülkelerin ve rejimlerin egemenlikleri, toprak bütünlüklerini korumak  “olmazsa olmaz” mücadele ilkeleriymiş! Bu sebeple aşırılıklara karşı olduklarını açıklayıp, Allah ve Resulü’nün hükümlerini inkâr ederek öyle bir benlik ve stratejik çıkar saplantısındadırlar ki, İslam’ın yani hak ve adaletin hüküm sürebilmesi için insanlığı kötülük ve kula kul olmaktan kurtaran cihadsı fetihlere düşman kesilirler.

Madem ülkelerin ve rejimlerin egemenliklerine saygı duyarak batıla razı olmayı İslami buluyorlar; neden Hz. Muhammed (s.a.v), Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, gelmiş geçmiş halifeler, İslam Devletleri ve Osmanlı, batılı yok edip hakkı egemen kılabilmek için birçok ülkeye fetihler gerçekleştirip egemenliklere son vermişti? Neden yıllarca süren savaşlarla yüz binlerce Müslüman’ı şehid vermeyerek ülkelerin ve batıl rejimlerin egemenliklerine saygı duymamak suretiyle fetihlere kalkıştılar? Bu durumda Allah Resulü terörist miydi; eşkıya mıydı; insanları katleden bir canavar mıydı?!!!

Ne var ki, haçlı-siyonist müttefikleri, özellikle Protestan papazları Peygamber Efendimizi teröristlikle yaftalamamışlar mıydı? Bu sebeple mi ayetleri inkâr edercesine cihada karşı çıkıp Allah Resulünü hümanist bir şeytana dönüştürme gayretiyle algıyı değiştirmek istiyorlar? Haydi, haçlı-siyonist emperyalist güçler için cihad bir şer de, bir Müslüman olarak sana ne oluyor ki, onlardan daha beter düşman olabiliyorsun? 

Yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar ve kulluk sadece Allah’ın oluncaya kadar emredilen cihadlarla Allah, kendine iman eden Müslümanlara teröristliği, eşkıyalığı ve barbarlığı hükmettiyse, Allah kimdir?

Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (Batıla) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.” Enfal 39

Mutlak İrade’ye ve indirdiği hükümlere kayıtsız-şartsız teslimiyet olan İslam’ın sahibi Allah ve insanlara getiren Resulüllah İslam’ı bilmiyor da, seküler-laik batıl düzenlere domalmış âlim müsveddeleri mi biliyor? 
   
Oysa İslam’ın sahibi Allah, birçok ayetinde Kur’an’a uyulmasını açık ve seçik buyurduğu halde, Kur’an dışındaki hurafeleriyle ahkâm kesen âlimler kimdir? Bir de öyle fasıklardır ki, yaldızlı ve duygusal hitaplarla Allah Resulünün söylemediği sözleri iftira atarak, hadis diye yayıp şeytandan çok daha aşağı bir tavır içindedirler. Ki, şeytan, âlimlerin en üst mertebesindeydi; Allah’a asla ortak koşmadı ve “ben” demekten öte hiçbir eylemde bulunmamıştı.

(Hesapları görülüp) iş bitirilince, şeytan diyecek ki: "Şüphesiz Allah size gerçek olanı vadetti, ben de size vadettim ama, size yalancı çıktım. Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ben, sadece sizi çağırdım, siz de benim davetime hemen koştunuz. O halde beni yermeyin, kendinizi yerin. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Kuşkusuz daha önce ben, beni (Allah'a) ortak koşmanızı reddettim." Şüphesiz zalimler için elem verici bir azap vardır.” İbrahim 22

Yalan sözlerle Allah'a iftira edenden veya O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir! Şüphe yok ki, zalimler kurtuluşa ermezler!”  Enam 21

Allah yolunda cihad eden mücahidlere karşı çıkan, kınayan, karalayan,  aleyhlerinde iftiralar düzen, küfür güçleriyle bir olup savaş açan, sözde iman ettikleri dinleri İslam’ı dünyalık bir bedel karşılığı satarak ayetleri eğip bükmek suretiyle gizleyen, hakkın değil batılın lehine saf tutanlara hiçbir Müslüman’ın asla pervası olmamalıdır. Onlara karşı herhangi bir düşünce ve duyguyla olası bir sevgi, destek, hoşgörü, dostluk yahut toleransta bulunmak, Allah’ı düşman etmek olur.
      
“Yoksa Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?” Al-i İmran 142


“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir.” Maide 54

7 Ağustos 2015 Cuma

“Bizleri ve Türkleri bağlayan sadece din kalmıştı;

Türk hükümeti dini de kaldırdı ve artık bizi bağlayan hiçbir şey kalmadı.” Şeyh Said

Osmanlı İslam Devleti’ni lağvedip yerine seküler-laik esaslı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran CHP, İslam çatısını kaldırmasıyla etnik temelli bölünme başladı. Dolayısıyla Türkler ile Kürtlerin arasındaki İslam birlikteliğinin bozulması, Şeyh Said’in de ifade ettiği gibi artık Türklerle Kürtleri bağlayan hiçbir şey kalmadığı gerçeğini günümüze kadar getirdi.

Kürt kökenli birçok okuyucumun iman ehli olmalarına mukabil bir Türk olarak PKK/HDP’ye karşı sert açıklamalarım Kürtlük hassasiyetlerini kaşıdı, aşağı yukarı birçok okuyucum; “Ben Kürdüm ama savunduğum tek şey İslamiyet’tir. Hz. Ömer (r.a)`nın buyurduğu gibi bizim en büyük şerefimiz İslamiyet’tir ama ırkımı da inkâr edecek değilim. Hiç bir parti hak yolunda olmadığından desteklemiyor ve destekleyecek de değilim. Sonuçta Türk devleti de İslam olmayıp laik ve Kemalist rejiminden, Allah indinde PKK/HDP’den bir farkı bulunmamaktadır.”

Müslüman Kürtler, her ne kadar İslam karşıtı PKK/HDP gibi sosyalist ve ırkçı bir yapıya karşı iseler de, Türk devletine de İslam karşıtı seküler-laik yapısından dolayı karşıdırlar ama PKK/HDP’nin Kürt haklarını savunmasından ötürü flörtte mahsur görmemekte, dolayısıyla laik devlete karşı ehveni şer olarak kabullenmektedirler.

Eğer devletin İslami bir yapısı olsaydı, Müslüman Kürtlerden tek biri PKK/HDP’yi desteklemez ve azınlık ateistlerin dışında bir rağbet görmezlerdi.

Şahsımda Müslüman Kürtlerin kendini tanrı sayan müşrik/sapık Öcalan’ı ve ateist PKK/HDP’yi destekleyebilmelerine şaşırmış ve sürekli Müslüman Kürtlere uyarılarda ve öğütlerde bulunarak, küfür içinde olduklarını söylemiştim. Onlarda bana, “devlet ateist değil mi; diğer partiler ateist devletin güdümünde olan münafıklar değiller mi” diye yanıt verdiklerinde sükût etmekten başka çare bulamıyordum.
  
Devleti İslam olmayanın milleti de İslam olamaz ama olduğunu zanneder!

Allah Resulü, 622 yılında Mekke’den Medine’ye hicret etmesiyle birlikte aynı yıl İslam Devletini kurmuştur. Devlet olmadan ne Allah’ın indirdiği yasalar işlerlik kazabilir ne de İslam var olabilir! Bu sebeple Peygamber Efendimiz, devletsiz bir İslam’ın olamayacağı hükmü gereği ivedilikle İslam Devleti’ni kurmuş ve vahiyle aldığı ayetlerle devletin anayasasını inşa ederek, halkın ırkı ve inancı ne olursa olsun hak ve adaletle yönetmişti.

Yıllar önce ünlü bir dergiye verdiğim röportajda; “Türkiye’de Müslüman yoktur, ben de dâhilim” açıklamasında bulunmuş, batıl yasaları içselleştirenin İslam olamayacağını vurgulamıştım. Çünkü ayetler son derece açıktı; ya hicret edeceksin ya cihad da bulunacaksın ya da İslam’dan çıkacaksın!

Aslında devletin PKK/HDP ile yaptığı savaş, tamamen ırklar arasında batıl temelli egemenlik savaşıdır. Dolayısıyla söz konusu savaş, Allah nezdinde hiçbir değer taşımamakta ve İslam’la hiçbir ilişiği bulunmamaktadır. Her iki tarafında seküler-laik yapılarından cihad ehline düşman olmaları hatta olası bir İslam Devleti’ne karşı aynı safta cephe oluşturarak müttefikleri haçlı-siyonist güçlerle birleşmeleri, İslami düzene hasımlıklarını kanıtlamaktadır. Günümüzde şahit olduğumuz gibi!    
Şeyh Said Kürt’tü ama kendini İslam Devleti inşasına adamış cihad ehli bir muttakiydi. Cihada başlamasıyla ardına düşen 80.000 Müslüman Kürdün şehid olduğu Şeyh Said, asılmadan önce bir kâğıt üzerine Arapça ne yazmıştı biliyor musunuz; “Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur. Muhakkak ki ölümüm İslam ve Allah içindir” yazmıştı.

Şeyh Said’in ilmik boynuna geçirildiğinde Kürtçe söylediği son söz ise; “Şu anda fani hayata veda etmek üzereyim. Müslüman Halkım için feda olduğuma pişman değilim. Yeter ki torunlarım düşmanlarıma karşı beni mahcup etmesin.”

Ne acıdır ki, Şeyh Said’in korktuğu gerçekleşmiş, canını verdiği İslam için torunları cenk ettiği düşmanlarından daha beter İslam düşmanı olmuşlar; Kürtçülük adına PKK/HDP gibi iblislerin ardına düşebilmişlerdir. Sanki biz Türkler, farklı mıyız?

Türkiye bir İslam Devleti olmadığından İslam maskeli din adamları, gazeteciler, iş çevreleri ve politikacıların barış adına yaptıkları tüm çaba ve gayretler boşadır. Çünkü Allah, kalpleri yumuşatıcı ve uzlaştırıcı destekte bulunmayarak kalıcı bir barışı tesis ettirmeyecektir. Her kim ne derse desin hem devlet hem de PKK/HDP, Allah ile kıyasıya savaş içindedirler; böylece Allah da onları birbirlerine musallat etmiştir. Dolayısıyla hiçbir çözüm sonuç vermeyecektir. Allah’ın yardım etmeyeceği bir çözüm, hayırla sonuçlanabilir mi?

Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” Ahzab 36


“İşte bu (Kur'an), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah'tan korkun ki size merhamet edilsin.” Enam 155

1 Ağustos 2015 Cumartesi

İslami harekete karşı Müslümanlık!

Hem Müslüman olmak hem de İslami harekete yani tevhide karşı olmak ne yaman çelişki!

İslam, yalnızca Allah’a kayıtsız-şartsız teslim olmak ve indirdiği hükümlere nefsi arzu ve istek katmaksızın bütünüyle boyun eğip itaat etmektir.

Ne var ki, İslam’ın özü olan anlam ve mahiyete değil de hangi kökten türediğine atıfta bulunarak manipülasyona kalkışmak suretiyle üstü örtülü iradesel ortaklık gütme demokratik ve hümanist düşünce; İslam’ın Arapçada “s-l-m” kökünden türediğini, dolayısıyla barış ve sulh anlamı taşıdığına vurgu yapar, böylece Mutlak İrade’ye mecburiyeti gizlemeye çalışır. Velev ki, doğrudan sulh ve barış ihtiva etmiş olsa dahi barışın yaratıcı Allah’tan başkası ile olabilmesi hiçbir fayda getirmeyeceği gibi, büsbütün lanet getirir. Allah ille barış içinde olmayanın beşerle barışı imkânsızdır. Çünkü beşer ile barışı ancak Allah mukim kılabilir ve koyduğu sınırlar çerçevesinde barış mümkün olabilir.

İslami hareket ise Kur’ani olmaktır. Kur’an’ın hükmettiği ilkelerde ümmet bütünlüğü içinde Kur'an'ın evrensel değerleri doğrultusunda bir araya gelip kökeni, ırkı, milleti ve ulusu vs. ne olursa olsun her inanmış kişinin tevhid çatısı altında toplanmasıdır. Bu bağlamda, toprak, bölge, soy, kavim, dil gibi unsurların belirleyicilik ve üstünlük özellikleri yoktur; kesinlikle hiçbir imtiyaz kabul edilmemektedir. 
Bu sebeple Allah, ancak müminler kardeştir; dosttur; birbirlerinin velisi, yardımcısı, destekçisi ve sırdaşıdır buyurmaktadır. Böylece müminin mümine malını ve canını haram kılmış; nefsi hiçbir çıkar arayışı gütmeksizin kendi adı ve hükümleri egemenliğinde barış içinde yaşamalarını şart koşmuştur. Ancak batıla kaymış, batılla işbirliğine girerek kurallarını kabullenip yol edinmişler her ne kadar Müslüman kimliği taşısalar da tevhid çemberinde olmadıklarından Müslümanlıkları sözden öteye geçmemektedir.

İslami Hareket, vahyin izin vermediği herhangi bir 'köklü dönüşüme' geçit vermez. Batıl yönetimlerin yanı sıra İslami yönetimlerin dahi Kur’an’a aykırı yanlış ve hatalarının düzeltilmesi noktasında ıslah edicidir; diğer bir ifadeyle bozulmayı engelleyici bir kalkandır.

Sonuç olarak, İslam yahut İslami Hareketin amacı, iktidarların küfrü yani batıl güçlere ait olduğu coğrafyalarda, hâkimiyeti Allah adına ele geçirmeye çalışması, hiçbir şart ve koşulda batıla taviz vermeyip, Ku’an’ı düzen olarak hayata geçirme mücadelesidir. Dolayısıyla düzenleri ile egemenlik iddiasında bulunan beşerden yetkiyi alarak, Allah’a teslim etmesidir. 
  
“Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkara) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.” Enfal 39

Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere İslam kimlikli liderler, Allah’ın hükümranlığı ve indirdiği hükümlerin hâkim olmaması için İslami Hareketlerin tamamına karşıdırlar; insanlığa karşı terör işledikleri gerekçesiyle batılla aynı safta birleşerek, ortak düşman kabul ederler. İslam olduğunu bildirenin İslami düzene karşı savaşabilmesi İslam olabilir mi?

Seküler demokratik düzenin tartışılmaz tek düşmanı cihaddır. Cihadı kendi egemenlikleri için “şer” bulan İslam karşıtlarının düşmanlıkları anlaşılabilir de, sözde İslam olduklarını ikrar edenlerin düşmanlıklarına ne demeli? “Cihad, hıristiyan uygarlığı için şerdir.” George W. Bush

Allah’ın Kur’an’da en çok emrettiği ve karşılığında cenneti vaat ettiği hüküm olan cihadı “aşırılık” düşünmek ne demektir biliyor musunuz; Allah’ı (haşa) teröristlikle suçlamak ve peygamberliğini cihad yaparak geçirip İslam’ı yeryüzünde hakim kılmaya çalışan Hz. Muhammed (s.a.v)’i terör örgütü kurmakla yaftalamaktır.

Kur’an hükümlerini aşırı bulurcasına sanki Peygamber Efendimiz Allah’a karşı gelmişçesine “orta yolu” tavsiye etmiş gibi hezeyanda bulunanların batılı savunma arayışları fevkalade vahimdir. Peygamber, Allah’ın hükümlerinden dışarı çıkmamış, ne vahyetmişse ona itaat edip yapmış, dolayısıyla ne bir kelime sarf etmiş ne de ilavede yahut eksiltmede bulunmuştur.

İslam, nefsi gerekçelerle savaşı ve insan öldürülmesini kabul etmeyeceği gibi en basit bir kavgaya hatta tartışmaya da izin vermez. Savaşlar, mücadeleler ve öldürülmeler, ancak Allah adına ve Allah’ın koyduğu sınırlar çerçevesinde yapılır. Dolayısıyla kimilerinin iddia ettiği gibi “İslam bir kişinin öldürülmesini tüm insanlığın öldürülmesi olarak görür. Bir insanın hayat bulmasına aracı olmayı ise tüm insanlığın hayat bulmasına aracı olmak olarak görür” yaklaşımı tamamen nefis odaklı mücadeleler içindir. Ki, madem insan öldürülmesine karşı bir hümanist tavır içindeler, her bir ülkenin dünya nüfusunu ortadan kaldırabilecek silahlanmalarına ne demeli? Ancak egemenlikleri mevzubahis olunca bombalarıyla o çok düşündükleri insanları parçalarlar; sıra Allah’ın egemenliği ile ilgili cihada gelince ise hümanist kesilip ahkâmda sınır tanımazlar.

İslami harekete ve cihada şiddetle karşı çıkan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifade ettiği gibi,  'Biz İslamız' veya 'Müslümanız' demekle Müslüman olunmuyor.”

İslam, hak ve adalet; İslami Hareket de barışı, hak ve adaleti tesis etmektir. Dolayısıyla kötünün hükmettiği bir dünyada iyinin hâkim olabilmesi için cihadsız yani savaşsız bir İslam, ancak şeytanı-batılı galebe çaldırır. Lakin batılında iyilik adına hareket ettiğini, dolayısıyla iyilik nedir diye soracak olursanız; Allah’a ve hükümlerine itaattir. Gerisi kötüdür, sömürüdür, batıldır, şeytanidir, haksızlık ve adaletsizliktir.

Bu sebeple İslami Hareketi ve cihadı terörle özdeşleştiren Müslüman olabilir mi?

“Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır.” Tevbe 111

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kafirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir.” Maide 54

“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” Tevbe 24


“Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” Ahzab 36

28 Temmuz 2015 Salı

Şovla gerçeğin perdelerini kapatamazsınız…

Vatanda PKK/HDP hala meşruiyetini sürdürebiliyor ve bebek misali koruyup kollanmaya devam edilerek meydan okumalarına izin verilebiliyorsa; bu vatan kimindir? PKK/HDP’nin hunharca katlettikleri polis ve askerlerimiz, kimin vatanı için şehit düşmektedirler? Dağdakiler öldürürlerken, dokunulmazlığa bürünmüş kenttekilerin de polis ve askerimize karşı tehdit, hakaret ve şiddet uygulayabilmeleri, vatanın kime ve hükümran sahibinin kim olduğu sorgusunu doğurmuyor mu?

Diyarbakır- Bingöl karayolunda askeri araca saldırı düzenlenmesi sonucu şehit düşen Yozgatlı Jandarma Uzman Çavuş Mehmet Koçak'ın taziye amacıyla baba ocağına giden İçişleri Bakanı Sebahattin Öztürk, eski Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı Korgeneral Mehmet Şanver, Emniyet Genel Müdürü Celalettin Lekesiz, Yozgat Valisi Abdulkadir Yazıcı, AK Parti Yozgat milletvekilleri Abdulkadir Akgül, Yusuf Başer ve Yozgat Garnizon Komutanı Albay Selçuk Yıldırım, gözü yaşlı ve yüreği dağlı şehit eşi Dilek Koçak’ın hesap sorması sırasında kaçarcasına yanından öyle uzaklaştılar ki, devlet büyüklerinin ziyaretlerine boyun eğerek suspus olacağını zannettikleri Dilek Koçak, şehit eşine yakışır bir vakurla kükremesiyle neye uğradıklarını şaşırdılar.

Peki, Dilek Koçak ne demişti: “Nasıl bir çözüm süreci bu nasıl. Milleti oyalıyorsunuz, çözüm süreci diye. Burada millet yiyip içip keyfine bakıyor, siz biliyor musunuz Doğu da neler oluyor. Benim kocam 5 gündür evine gelmiyor, çocuklarının yüzünü görmüyor. Çözüm süreci diye oyaladınız, oyaladınız. Milletin canını yaktınız. Milletin canı yanıyor. Sonra iki gün sonra herkes keyfine bakıyor. Kocamın kanı yerde kalmasın. Millet Doğu'da dışarıya çıkmaya korkuyor. Bu nasıl bir şey, bu nasıl bir yaşam tarzı! Güneydoğu'yu alıyorlar. Askere vur emri vermiyorlar. Terör vuruyor, asker bekliyor. Eline alıyor silah gidiyor yolun ortasında bekliyor sap gibi. Askerde vursun, asker de onları öldürsün."
Ancak onlara göre dul kalan şehit eşi Dilek Koçak, acısı olduğu için duygusal tepki gösteriyor, oysa mantıklı düşünebilseydi, ziyaretimizden dolayı el pençe dururdu.
Öyleyse göğüslerini siper eden polis ve askerlerimizde mi mantıklı değil duygusal davranmalarından ötürü intihar misali ölüme koşuyorlar?
Amansız katil PKK/HDP terörüyle katledilen polis ve askerlerimiz bir bir kabre uğurlanırlarken, dokunulmazlık sağlanan ve meşru kabul edilen PKK/HDP’li A. Zeydan isimli iblis vekil, teröristlerin polis ve askerlerimiz öldürmelerini haklı bularak,PKK, Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu güller bahçesine çevirmek için ortaya çıkmış barış ve halk hareketidir. Eğer PKK Türkiye’yi güller bahçesine çevirmek istemeseydi, PKK’nın öyle bir gücü var ki, sizi tükürüğüyle boğar.”
Peki, devlet yani hükümet, meclis ve yargı ne yapıyor! Kendisine hiçbir yaptırım uygulamamalarına göre içten içe alkışlıyorlar olsa gerek!
MHP lideri Devlet Bahçeli'nin fevkalade tartışılmaz ve kaçınılmaz olan PKK/HDP'nin kapatılması ile ilgili yaptığı çağrıya Başbakan Davutoğlu ne yanıt veriyor; “İlkesel olarak, biz partilerin, kurumların değil, kim teröre bulaşmışsa, kim terörü savunmuşsa o kişilerin cezalandırılması gerektiğini düşünüyoruz."

Söylediği söz ortada da icraata geçirecek cesareti, iradesi ve kalbi yok ki, “PKK’nın milleti tükürükle boğabileceği” dehşet hakarete fırsat verip, dinlemekle kalabiliyor! Peki, terör örgütü PKK’yı savunmayan bir HDP’li var mıdır? Tek bir terörist vekilini cezalandırabilmek maksadıyla dokunulmazlığını kaldırma girişiminde bulunup, yargılanmasını sağlayabilmek için göstermelikte olsa adım attılar mı?

Bu nasıl bir gaflet, delalet hatta ihanettir ki, HDP, PKK’dan korkuyor diyerek, HDP’yi himaye etmeye çalışıyorlar.


Polis ve askerlere uyarım odur ki; emir aldıkları devletin talimatları adil olmayıp doğrudan azgın teröristlere halel gelmemesini elem edindiğinden, PKK/HDP meşruiyeti sürdüğü müddetçe canlarını tehlikeye atıp geriye dul ve yetim bırakmasınlar. Ya kendilerine saldıran çocuk-kadın-yaşlı bakmaksızın canlarını kurtarabilmek için anında vursunlar, ya da PKK/HDP’nin hükmettiği vatan için ölüp artlarına ağıt yaktırmasınlar.  

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Kim PKK/HDP’yi azmettiriyor?

Hemen dış güçler diyeceksiniz ama hiçte öyle değil!

Kötü nereden destek alırsa alsın cesaret ve eylemleri kırıcı bir yaptırımla karşı karşıya değil ise, gölgesi bile amacına ulaştırır. Dolayısıyla kötüye motivasyon kazandıran bağlı olduğu anayasa, devlet, meclis ve millettir.

Nasıl ki şeytana yaptığı kötülüklerin nedeni sorulamayıp hiçbir tartışma, müzakere, barış ve çözüm arayışına girişilemez ise, tıpkı şeytan gibi var olma nedeni şer olan PKK/HDP’de aynıdır. Heva ve hevesini rab edinmiş hiçbir azgın yoktur ki, iyilikten, hayırdan, barıştan ve vicdandan yana olabilsin! Çünkü istese de yapamaz!
   
Şeytanın azgınlığa sürüklediği PKK/HDP öyle tutsaktırlar ki, şeytandan yakalarını kurtarabilmeleri imkânsızdır. Oysa her ne kadar şeytanın insanlar üzerinde mutlak bir hâkimiyeti yok ise de, şeytana uyma azgınlıklarından dolayı şeytanla özdeşleşmişlerdir.

Bu sebeple PKK/HDP’nin bir başka gücün zorlamasına, fitnesine yahut desteğine ihtiyacı yoktur; azgınlıkta had tanımayan öyle bir fıtrata sahiptirler ki, kibirleriyle ileri gittikleri azgınlıktan asla geri durmaz, dolayısıyla insan gibi tavır sergileyemezler.

Gerek devlet gerek meclis gerekse millet, PKK/HDP’ye tanıdıkları tolerans ve iyi niyetin bedelini ödemektedirler.

Görünüşte insan ama tabiatı hayvandan da daha aşağı olan PKK/HDP iblis güruhuna hüküm kazandıran iktidar ve meclisin halk için nasıl bir tehdit ve tehlike oluşturup mal ve can güvenliklerini tarumar ettiği aşikârdır. Buna rağmen halkın halen iktidara, partilere ve meclise itimat edip amansız iblislere karşı tavır alıcı yaptırımlarda bulunmaması, hak ettiği karşılığı bulduğunu ortaya koyuyor ki, böylece halkın ve devletin şerri dilemesinden ötürü PKK/HDP, dehşetsi varlığını alabildiğine sürdürebilmektedir. Onun için PKK/HDP’yi semizletip büyüterek ayakta tutmak suretiyle güçlü kılan devlet, katledilen her vatandaşının doğrudan müsebbibidir.

Şeytan gibi kötülük üzerine fıtratı görevini ifa eden PKK/HDP’yi “insanlık mı, demokrasi mi, hukuk mu, yoksa vatandaşlık mı” dersiniz, sindiren bir ülkenin huzur ve emniyete kavuşabilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla asıl suçlu, katil, zalim ve azgın olan PKK/HDP değil, ona fırsat veren devlettir; meclistir; partilerdir ve halktır!

O görevini yaparken; devlet ve millet ne yapmaktadır? Daha da azgınlaşıp yurt sathında tek bir insan bırakmaması için demokrasi ve özgürlük teşvikinde bulunmaktadır!
Kim ne derse desin ve olayları nasıl analiz ederse etsin; PKK/HDP, DHKP-C ve başta medya olmak üzere provokatörleri azmettiren devlet ve millettir!

Şüphesiz milletin PKK/HDP’ye kaşı sürek avı başlatması asayişi tehdit eder ama devlet ve bağlı olunan partiler üzerinde öyle baskı kurulmalıdır ki, iblisle el sıkışan, aynı ortamı teneffüs eden, tartışma yapan, uzlaşma arayışına kalkışan, sözlerine itibar eden, birlikte görünenlere karşı çok sert yaptırımlar uygulamalıdır.

Azgınlıkta ve insafsızlıkta sınır tanımayan PKK/HDP’yi her açıdan muhatap kabul edenlerin düşünce ve davranışlarından dolayı tehdit, şantaj, kumpas ve katliamların ardı arkası kesilmemekte, işledikleri cinayet, ihanet ve düşmanlıkları daha da artmaktadır. Cehenneme girecek elle tokalaşma ki, cennet sana haram olmasın!

Binlerce kez ifade ettiğim gibi, eşin PKK/HDP’li ise derhal boşan; çocukların PKK/HDP’li ise, derhal evlatlıktan reddet; baban PKK/HDP’li ise, veli edinme; arkadaşın PKK/HDP’li ise, ilişkine ve dostluğuna son ver; iş ortağın PKK/HDP’li ise, derhal ayrıl ki, hem dünyan hem de ahiretin kurtulsun.

Ne zaman şeytan tevbe edip doğru yola ulaşırsa, PKK/HDP’de kibrinden vazgeçip insanlığa kavuşur. Öyleyse şeytana gösterdiğin ilgi, güven, vicdan ve merhametin karşılığını hayır olarak alabilmen mümkün müdür?

Önce PKK/HDP’nin taktığı siyasi maske indirilerek meşruluğuna son verilmeli akabinde tek bir PKK/HDP’li kalmamacasına ya vatan topraklarından tecrit edilmeli ya öldürülmeleri ya da zindanlara atılarak ölüme terk edilmelidirler. Azgınla başa çıkabilecek başka bir çözüm yoktur. Öyle olmadığından yaratıcı Allah, savaşı ve ölüm cezasına hükmetmiştir.

Eğer devlet, insanlarını deşen canavarlara karşı yaptırım uygulayıcı bir cesarete ve kararlılığa sahip değil ise, o devlet zalimdir, PKK/HDP’den farksız insanlık düşmanıdır.

“Allah ve Resulüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır.” Maide 33
  

“Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veli edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir.” Tevbe 23