5 Mart 2013 Salı

Savaşta değil ama masa başındaki müzakerelerle yenilen bir milletiz…


Her ne açıdan irdelesem de PKK ile girişilen görüşmeleri sindiremiyor, hem vahye hem de insanlığa bir ihanet telakki ediyorum. Oysa PKK değil de Kürt asıllı kardeşlerimizin hakları mevzu olmuş olsaydı, din ve siyaset adına hiç kimsenin itirazı olmazdı. Ama PKK ile barış, şeytanla barıştır ki, çok daha dehşetli bir geleceğe çağrıdır.
   
Yazımı fazla uzatmayacak, Başbakan Erdoğan’ın TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmaya değineceğim.

Haçlıların ülkemizin her sathını işgal ettiği ve Müslüman milletimizi yok etmeye çalıştığı 1. Dünya Savaşında; PKK ile olan barış sürecini meşrulaştırabilmek maksadıyla Başbakan Erdoğan’ın o günlere atıfta bulunarak, elim savaşlardan zaferlerle çıkmamız akabinde Osmanlı iktidarında görevli komutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın haçlılarca Nobel Barış Ödülüne layık görülmesi, başta İngilizler olmak üzere Yunanistan ve diğer Avrupalı ülkelerce nişan ve övgülere mazhar olmasını kin güdülmemesine ve nefretin devam etmemesine bağlaması, akılları durdurmuştur.

Haçlılar bu kadar insancıl ve barışçıl idiyse, neden 600 yıl boyunca milletimizle savaşmış ve tıpkı 1. Dünya Savaşında yapılan savaşlardan çok daha sert ve acımasız bir düşmanlıkla saldırılardan vazgeçmemişti? Yoksa 1923’e kadar milletimiz barbardı da, ondan sonra mı insan oldular? Onur ve acıların soğumadığı 8 yıl sonrası gibi yakın bir zamanda Mustafa Kemal’i Nobel Barış Ödülüne layık görmeleri, onlarla savaşan Mustafa Kemal düşmanları değil de dostları mıydı?

Yaklaşık 50 yıldır AB’ye almadıkları Türkiye’yi hala düşman ve tehlikeli görmediklerini düşünebilmek ne kadar imkânsız ise, Mustafa Kemal’e verdikleri ödüller ve övgülerin de barışçıl bir dostluk adına olmadığı aşikârdır.

1923’te Osmanlı İslam Devletinin yıkılmasıyla sevinç naraları atan haçlılar, halifeliğin çöküşünü sağlayan Mustafa Kemal’e zaferinden dolayı kollarını açmış olabilirler mi?

Bu durumda aynı yolu izleyen Başbakan Erdoğan, nasıl bir pazarlık içindedir ki, PKK ile barışı geçmişteki Haçlı barışı ile örneklendirerek meşrulaştırmaya çalışmaktadır?

Unutulmamalıdır ki, asıl savaş, mertçe yapılan savaş meydanlarında değil kahpece yapılan masa başıdır. Savaşta kazandıklarımızı masa başında kaybeden bir millet olarak, defterin kıyamete kadar kapanmayacağını en iyi biz biliriz.
Gerek haçlılarla gerekse PKK ile uzlaşma, apaçık bir batıllıktır. Hakkında yazılmış savaştan ne kadar kaçsan da, şeytan asla yakanı bırakmayacaktır. Eğer Allah yalan söylemiyor ise!

Nasıl ki şeytan, dostlarının yakalarını bırakmayıp azgınlığa sürüklüyor ise, PKK da milletimizin yakasını bırakmayacaktır.

İnsana acınır, merhamet edilir, barış eli uzatılır, affedilir, sevgi ve muhabbet gösterilir ama şeytana ve dostlarına asla…

Yarın kıyamet kopacağını dahi bilseniz şeytandan korkarak ne diyaloga giriniz ne verdiği sözden ümitleniniz ne de barış yapınız.

“İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.” Al-i İmran 175

Hiç yorum yok: