19 Eylül 2012 Çarşamba

Yayınladıkları taziyeler apaçık alaydır…


Halkımızı katledenleri batıl düşünce ve politikalar çerçevesinde cezalandırmamaları bir yana, üstelik payeler vermek suretiyle milletin vekili konumuna yücelten ve elebaşlısını idam etmekten korkan bir iktidar; otoritesi olmayan vıcık, nankör, hain ve nefislerin güdümündeki bir kukladır.

Her gün canlarını veren şehitlerimizle dalga geçercesine yayınladıkları taziyeler ve katıldıkları cenaze törenleriyle pespayeliği rehber edinen devlet erkânı, vicdan ve adaletin tartışılmaz hasımlarıdırlar.

Bir taraftan devlet bekası için mücadele ederek adaletin yerini bulması adına ölünürken; diğer taraftan adaleti doğrayan hükümet ve TBMM’nin terör temsilcilerini siyaset maskesiyle çıkarları uğruna korumalarını hazmedebilmek mümkün değildir.

Eğer sorun terör ya da isyan ise, terör ile ilgili bir devletin yapması gereken mücadelenin kararlı ve cesaretli duruşu kanıtlanmalıdır. Dağdaki hayvandan farksız vahşi emir erlerini öldürerek terörün sonlandırılamayacağı aşikârken; terörle mücadele iddiasıyla milleti kandırmaya son verilerek, asıl dokunulmazlık kazandırılan siyasi uzantıları, kışkırtıcılar ve hapisteki liderleri etkisizleştirilmeli, insaniyetin muhafazası için idam uygulanmalıdır.

Terör ve Kürt sorunu arasında bocalayarak düğümü netleştirememiş iktidar, teröristlerin silah bırakması durumunda masaya oturabilecekleri açıklamasıyla acizliğini deşifre etmiş, böylece iktidarın nasıl bir zafiyet hatta yenilgi içinde olduğu belgelenmiştir. Dolayısıyla açıkça belirtmek gerekirse; herhangi bir sayısı belirsiz yani Türkiye gibi bir devletin tükürükle boğabileceği PKKBDP terör örgütünün karşısında 30 yıllı aşkın bir mücadele; millet adına utanç verici olmakla kalmayıp, taşınan kimliği de ayaklar altına almıştır.

Dünya yaratıldığından bu yana güçler savaşı dahi birkaç yılda sonlanırken, isyanı bir hareketin akıl almaz bir zamana yayılabilmesinin müsebbibi, devletin milletine ihanetidir.

Başbakan, örtülü ödenek gibi büyük bir bütçeye sahipken; neden elebaşlılarını ortadan kaldırıcı keskin nişancılar (sniper) kiralayarak çobanları susturmuyor? Vatan evlatlarının öldürülmesi daha mı vicdani? Haydi, Kandile girebilecek cesaretleri yok ise de, bunca yıldır içlerine vurucu bir adamı da mı sokamadılar? MİT denen örgüt, PKK’lı teröristlerle müzakere yapmaya cesaret ediyor da, Karayılan gibileri etkisizleştirmeye cüret edemiyor mu?

PKKBDP’nin azmi, kararlılığı, cesareti, inancı ve inadının yarısı iktidardakiler de olmuş olsaydı, ortada PKKBDP diye bir tehdit kalmaz ve söz konusu isyan bastırılırdı.

Tarihimiz, günümüzdekinden çok daha güçlü ve şiddetli sayısız isyanlarla baş etmiş örneklerle dolu olup, nasıl yerle bir edilerek düzenin sağlandığı gayet açıktır.

Bir halkın fedakârca can vermesi, imanı, cesareti ve samimiyetinin yetmediği; politika denen iğrençliğin sonuç doğurması gereken savaşı nasıl kirlettiği ortadadır. Dolayısıyla ne galebe ne de mağlubiyet çıkartmayan mücadele, kobay misali kullanılan halkı yavaş yavaş öldürtmekte, insanı insan yapan değerleri biçmektedir.
      
Sözde ülkenin bağımsızlığı ve şeytansı terörün bitirilme gayesiyle insanlar yiğitçe canlarını verirlerken iktidar ve TBMM’nin düştükleri ikilem, güvenlik güçlerinin bir hiç üzeri yaşamlarından ve sevdiklerinden ayrıldıklarını ortaya çıkarmaktadır. Bu sebeple düşmanın elimine edilmesi için değil, pazarlığın kuvvetli hale getirilebilmesi için insanlar şehit olmaya gönderilmeyip doğrudan ölüme koşturulmaktadırlar. 
  
Bence asıl kahpeliği yapan terör örgütü değil, devleti yöneten hükümet ve TBMM’dir.

BDP denen terör örgütüne siyasal haklar vererek ülke sathında örgütlendirmek suretiyle binlerce insanımızı katlettiren, binlerce dul ve yetimin yığılmasına neden olan, terör örgütünü bitirmek için değil daha da güçlendirmek amacıyla mücadele eden devlet; ihanetin, haksızlığın, adaletsizliğin, vicdansızlığın ve zulmün merkezidir. Dolayısıyla Müslüman milletimiz, sığındığı devletinin işgali altında ezilmektedir. Zaten kuruluş temeli bu esas üzere atıldığından, hiçbir şey değişmemektedir. Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince diğerleri de yanlış gider.” C. Bruno

Türkiye’de terörle mücadele yapılmadığı ve uğruna canlarını verenlerin şehit değil politikacıların çıkarlarına kurban edilen ölüler olduğu bilinmelidir. Bu sebeple gerek milletim gerek ana ve babalar gerek eş ve çocuklar gerekse kahraman güvenlik güçlerimizi muhakeme yapmaya davet ediyor, terör ve teröristlerden nemalanan politikacılar adına canlarını feda etmemeleri konusunda direnmeye çağırıyorum.

-Sizleri öldürenleri idam etmeyen bir devlet; dostunuz mudur düşmanınız mıdır?

-Sizleri katleden teröristleri “canlarım” diyerek baş tacı yapanları TBMM’de barındıran ve dokunulmazlık sağlayan devlet; dostunuz mudur düşmanınız mıdır?

-Sizleri tokatlayan ve ağır hakaretlerde bulunanları cezalandırmayan devlet; dostunuz mudur düşmanınız mıdır?

-Ana, baba, eş ve çocuklarınızdan vazgeçerek canlarınızı feda ettiğiniz devlet; düşmanlarınızı yok etme yerine uzlaşma arayışına kalkışıyor ise, dostunuz mudur düşmanınız mıdır?

-Sizler can verirken yıllardır tahsis ettiği bir adada terörün elebaşlısı caniyi ağırlayıp sizlerin katli için örgütünü yönetmesine izin veren devlet; dostunuz mudur düşmanınız mıdır?

-Sözde teröre karşı mücadele görüntüsüyle sizleri cepheye sürerek öldürten devletin arkadan çevirdiği entrikalarla giriştiği ihanet, dostluğun mu yoksa düşmanlığın mı bir kanıtıdır?

-Sizler canlarınızı feda edip geriye gözü yaşlı yakınlarınızı bırakırken, politikacıların vicdanları deşen işbirlikçilikleri, hiç uğruna öldüğünüze açık bir delil değil midir?

-Devletin sonunda uzlaşacağı terör örgütüyle çarpışarak yitirdiğiniz canlarınızın karşılığı ihanet olduğu aleniyken, şehit sayılabilmeniz mümkün müdür?

-Neden devletin teröre karşı samimiyetini kanıtlayıcı yaptırımları dikkate almaksızın nefisleri adına savaşıyorsunuz?

Dünya yaratıldığından itibaren peygamberler dâhil tüm krallar ve sultanlar ordularının başında cephede savaşırlarken; neden başkomutan Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar ve milletvekillerinin hiçbiri cephede yer almamaktadırlar? Kendilerini tanrı, halkı kul gören bu anlayış, demokrasinin bir çalımı mıdır?

İşte bu anlayış, menfur politikaları sorgulama idrakini engellemekte, dolayısıyla ihanetler meşrulaşmaktadır.

Hiç şüphe yoktur ki, onurlu bir mücadele için milletin her ferdi mal ve canını feda etmekten kaçınmaz. Ancak böylesi alçak ve sinsi bir politikaya verilen canlar intihardır.
Sürekli acil toplanırlar ama somut hiçbir adım atmazlar.  Sanıyorum ki görüşmeleri halkı motive edici bir görsellikten başka bir şey olmayıp, hal-hatır sormak ve birbirlerine fıkra anlatmaktan ibaret olmalı ki, PKKBDP’nin etkin gücü sürebilmektedir.

Ne zaman halk hesap sorucu bir dirayete kavuşur, bak bakalım diledikleri gibi at koşturabilir ve ihanete yeltenebilirler mi? Bu sebeple kaygılanması gereken PKKBDP değil, politikacıların ta kendisidir!

Millet, önüne konulana inanan aptal sürüsü olmaktan kurtulduğu an, bedeli ağır tiyatroyu bitirmeye muktedir olacaktır.

Ahlaksız ve vicdansız politikacıların güttüğü düzende çıkarılan kanunlar ve ilişkilerde aynı doğrultudadır.  

Hiç yorum yok: