15 Eylül 2012 Cumartesi

Başbakan Erdoğan, Müslümanların lideri olabilir mi?

Münafıkların ‘provokasyon’ taktiği Müslümanların direnişlerini kırmakta ve haçlılara tutsak kılmaktadır.


İslam’ı materyalistleştirerek uğruna can verilecek ve savunulacak amaçtan çıkarıp alelade bir inanca dönüştüren hainler, kalpleri Allah ve Resulünün aşkıyla tutuşmuş müminleri engelleyebilmek için şeytanca, "provokasyona şiddetle cevap fitnecilerin istediğini yapmaktır" ve “sabır” propagandalarıyla Allah ve Resulüne karşı girişilen savaşa karşılık verdirmeyerek, teslimiyeti savunmaktadırlar.

Oysa düşmana karşı şiddet, Kur’an’ı Kerim’de en çok mevzu olan hükümdür. Sabır ise, küfre karşı susarak dilsiz şeytan olmak değil, Allah’tan gelen maddi bir musibete isyan etmemektir.

Uluslar arası hukuk kurallarında ve nefsi müdafaada dahi saldırgana karşılık şiddet ve savaş meşru olmasına rağmen; maalesef hayvandan daha aşağı bu yaratıklar, İslam düşmanı efendileri lehine fetvalar yayınlayarak ve demeçler vererek, Müslümanların özgürlük ve onurlarını çiğnemekte, ayetlere karşı getirtmektedirler.

İnsan görümünde olup tabiatları hayvanlar misali yemden başka hiçbir düşünceleri bulunmayan münafıklar, insanı insan yapan değerleri idrak edememelerinden ötürü Stoalı’lı filozof ve ahlak savunucusu Epictetus’un ifade ettiği gibi; Eğer öküzlerle domuzlar konuşabilseydi, yemden baksa şey düşünenlerle alay ederlerdi” misali tartışılmaz değerleri uğruna mücadele veren müminlerle alay etmektedirler.

İslami maske altında yayın yapan Zaman Gazetesi ve camiası, en celalli vahiy düşmanıdırlar. Kimi İslam karşıtı yayın yapan basın kuruluşlarından çok daha tehlikeli ve etkili olan Zaman Gazetesi, Müslüman kamuflajıyla zihin ve kalpleri iğfal etmekte, dolayısıyla ağına düşürdükleri insanları, bir daha mümin olamamacısına münafıklaştırmaktadır.

İslam âleminin amansız düşmanı ABD’ye karşı verilen mücadeleye sürekli muhalefet yaparak, din kurucuları Fetullah Gülen’in direktifleriyle Müslümanların köle kalmaları ve hayati değerlerinden kopmaları için çaba göstermelerinin nedeni, tıpkı öküz ve domuzlar misali yemlerinin kısılmayıp arttırılması içindir.
     
Allah ve Resulüne yapılan hakaretleri ve Müslümanların uğradıkları işgal ve zulümleri desteklercesine tanrılaştırdıkları efendilerine sadakatleri, ülkemizin ve İslam dünyasının nasıl deccallarla karşı karşıya olduğunu kanıtlamaktadır.

Zaten PKK’nın saldırı ve emellerini de provokasyon olarak nitelendirip sert karşılık verilmesini engelleyerek, kararlı yaptırımlara gitmeyip başımıza bela eden; bu hümanist artıklar değil midir?

Başbakan Erdoğan, şaşırtmaya devam etmektedir. Bir taraftan o filme tepki göstererek peygamber efendimize yapılan saldırıyı kınıyor, diğer taraftan o filmin arakasındaki ABD’ye tek bir tenkit getirmeyip, üstelik başkan Obama’nın sözcüğünü yapıyor. Nasıl olurda bir Müslüman, peygamberine hakaret ettireni savunabilir?

Düşünce okuyucu Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı Obama ile ilgili açıklamasında; ”Şu anda özellikle değerli dostum Sayın Obama'nın da bu hazırlanan filmle ilgili ona olumlu bakması gibi bir şeyi düşünmüyorum“ ifadesinin ne anlama geldiğini takdirlerinize bırakıyorum. Ki Obama, olayların baş göstermesinden itibaren İslam dünyasını sakinleştirici ne bir görüş sunmuş, ne bir adım atmış! Peki, ne yapmış? Uçak gemilerini Libya’ya göndererek Müslüman avına çıkmak suretiyle İslam âlemine gözdağı vermeyi düşünmüş. Bu durumda o filme olumlu bakmadığı söylenebilinir mi? Beyaz Saray’ın açıklamasıyla Obama’nın ABD’yi savunması için Başbakan Erdoğan’ı görevlendirip Erdoğan’nın da görevi kabul etmesi, İslam’a ve Peygamber efendimize verdiği değeri ortaya koymaktadır.

Unutmamalıdır ki, dünyaya hükmetmiş şerefli ecdadının mirasını sürdüren ve Müslüman kimliğiyle tanınan Başbakan Erdoğan’ın Hz. Muhammed (S.A.V)’e yapılan hakaretleri sindirmesi ve saldırgan ABD’yi müdafaası, Başbakan Erdoğan’ın İslam’a dost mu düşman mı olduğunu kanıtlamaya yeterdir.
Oysa inancından ödün vermeyen ve devletin en zor durumunda dahi haçlılara baş kaldıran ecdadı, 118 yıl önce peygamberimizi aşağılamak maksadıyla bir Fransız’ın sahneye koyduğu “Muhammed” adlı piyesi nasıl yasaklattığını öğrensin ki, gerçekte o cesur ve imanlı ecdadın geriye bıraktığı torunlarını yönetecek bir lider olup olamayacağını kritik edebilsin.

Osmanlı Devletinin haçlılarca kuşatılıp içeride ve dışarıda buhranlarla mücadele eden Sultanı II. Abdülhamit Han, İslam âleminin halifesi olma sorumluluğunu hayatını hiçe sayarak müdafaa etmiş ve peygamber efendimize yapılan hakareti affetmeyerek, Fransa Hükümeti’ne,"Hz. Muhammed Aleyhisselatü vesselam hazretlerinin nam-ı kudsiyelerine karşı tertip olunan oyunun derhal yasaklanması" notası verip, aksi takdirde 'facia-i mahude'’ye neden olacak piyesin oynatılmaması için her türlü girişimin yapılmasını bildirmişti. Sultan Abdülhamit Han, Hz. Peygamber'in tahkir edilmesi karşısında Başbakan Erdoğan gibi sinmemiş, aslan gibi kükreyerek Fransa Hükümetine sert uyarılarda bulunmak suretiyle geri adım attırmıştı. Osmanlı Devleti ile bozuşmayı göze alamayan Fransa Hükümeti köşeye sıkışmış, böylece konu, Fransız Kabinesi'nde tartışılmıştı. Kabinenin kararı 'hakaret-name'nin Fransa'da hiçbir tiyatroda sahnelenmemesi yönündeydi.

Anlaşılacağı üzere Osmanlı’nın en zayıf zamanı bile, Türkiye Cumhuriyetinin en güçlü dönemiyle kıyaslanamayacak bir caydırıcılıktaydı.
  
Söz konusu piyesin yazarı Mösyö Bornier, Fransa’nın kapıları kapatması üzerine 'hakaretname'sini İngiltere'de sahneye koymak için girişimlerde bulunmuş, ancak Sultan Abdulhamit Han’ın müdahalesi üzerine İngiltere’de de oyunu yasaklamıştı. İslam Peygamberi'ne hakaret etmekte ısrar eden Bornier, bu kez de, 1892'de Amerika'yı şovuna alet etmek istedi. Osmanlı'nın Amerika sefiri Mavroyani'nin oyunun sahnelenmemesi için verdiği mücadele de sonuç verdi. Bornier'in 'hakaret-name'si Amerikan tiyatrolarından da kendine sahne bulamamıştı.

Bugün ise, her önüne gelen Türkiye’yi vuruyor ama “Büyük Türkiye-Lider Türkiye-dünya gündemi belirleyen Türkiye” gibi seraplarla kendimizi avutuyoruz.

Cinsel organına ikinci eşinin adını yazdırtan, çevirdiği filmlerdeki seks sahneleriyle pornografiyi etkileştiren ve geçmişte uyuşturucu kullanan CIA ajanı Angelina Jolie adlı sözde BM temsilcisi Hollywood yıldızının bakanlar ve Cumhurbaşkanı tarafından ağırlanıp tazimde bulunulması mı Türkiye’yi lider ülke yapıyor?
    
Sayın Başbakan Erdoğan! Siz kendinizi ecdadın varisi görebiliyor ve lider buluyor musunuz?

Nüfusunun %99’u Müslüman bir Türkiye’de, milletin peygamberini savunacak tek bir mümin dahi bırakmayıp, nüfusunun %1,7’si Müslüman olan Avustralya gibi tepki dahi verdirmediniz.

De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” Tevbe 24 
Acaba Gülen ve Erdoğan’ın gizli sloganı; Ne mutlu Amerikalıyım diyene midir?

Hiç yorum yok: