1 Eylül 2012 Cumartesi

Bankalar tıpkı fahişeler gibidir…


Önce cezp eder, akabinde iliğine kadar elinde avucunda ne varsa alıp götürmekle doymaz; mezara kadar takip ederek cesedini paraya tahvil edebilme arayışlarına bile girerler…

Fahişeler para tükendiğinde terk eder ama bankalar asla!

Bir fahişe ile ilişkiye girildiğinde kapılan hastalık tedavi sonucu sağlık getirir fakat bankalar, ölümcül bir virüs misali öldürmeden yakanızı bırakmaz.

Finansal piyasanın ana kurumu olan banka, sömürünün merkezidir. Tamamen vicdanları paçavraya çevirip merhamet duygusunu ortadan kaldıran materyalist gaddarlıkları insani değerleri biçmekte, dolayısıyla önce güldürüp sonra kahrettirmektedir. Şehvetin doruğa çıkıp anlık tatmin için erkek veya kadın fahişenin vereceği felaket nasıl hesaplanamıyor ise, bankalarla girilen ilişki daha beterini doğurmaktadır.

Bankaların kurumsal varlığı yanında en alttan en üst düzeye kadar çalışanların zamanla taştan kalplere dönüşmekte, sömürgeci efendilerinin adamı olabilmek, ceplerini doldurabilmek ve mevkilerini yükseltebilmek maksadıyla masumiyet maskeleriyle en acımasız avcıdan daha zalim tuzaklarla insanları girdaba çekmektedirler.

Mevduatınız olduğunda cinselliklerine varıncaya kadar etki altına alabilmek için akıl almaz taklalar atarak dilenci misali yakarmakta, sıkıntıya düştüğünüz de ise hasım misali kanınızı emmektedirler. Paralarını çalıştırmaları amacıyla sömürgecileri sübvanse edenlerin nasıl insanlığı bitiren bir hoyratlıkla ihtiyaç sahiplerini mahvı perişan bıraktıkları idrak edilebilse, parazitlerin olmadığı bir dünya meydana gelir. Dolayısıyla sömürücülere fırsat kazandıranlar süreç içinde çok daha berbat hale düşerek, hem kendilerini hem de insanlığı perişan etmiş olduklarını geçte olsa anlarlar.

Hele de Allah ve Resulüne iman ettiğini öne süren Müslüman kimlikli yöneticiler, ayetlerin inkâr edildiği bankalarda çalışarak faizi meşrulaştırdıklarından münafıkların ta kendileridirler.

Faiz, zinadan yahut fuhuştan çok daha büyük bir haram ve günah olup, bankalarla genelevlerin hiçbir farkı yoktur. Biri bedeni diğeri de aklıyla fahişelik yaparak şeytanın adımlarını takip etmektedirler. Dolayısıyla bankadaki görevlilerle genelevde çalışanların Allah nezdinde bir farkları bulunmamaktadır. Sonuçta her iki sektörde ayetlerin inkâr edildiği ve haram kılındığı küfrü yerlerdir.
Her ne kadar bankacılık sistemi ticaretin işleyebilmesi için vazgeçilemez bir olgu ise de, vicdandan soyutlanmış olmalarından yarar değil zarar getirerek insanlığı iğfal etmektedirler. Seküler düşünceyle faaliyet göstermeleri bencilleşmelerine ve kendilerinden başkasına kaygılanmamalarına neden olmaktadır. Diğer taraftan seküler sisteme bağlı faaliyet gösteren bankaların faiz değil de kâr endeksli iddiaları tamamen aldatma olup, tıpkı gönül rızasıyla zina yapanların kendilerini meşrulaştırma gayretlerinden farksızdır.
  
Oysa İslam, seküler kapitalist düşüncenin aksine insaniyete önem vermekte, maddeyi değil maneviyatı yüceltici hükümler getirerek çıkarsız yardımın ehemmiyetini vurgulamaktadır. Çünkü rızkı veren Allah olduğundan zenginliği, heva ve hevese göre kullanılıp fakirlere karşı üstünlük sağlanmasını ve düşenin tekmelenmesini yasaklamıştır. İslamsal itikad, mükâfatı insandan değil Allah’tan bekleyen bir inanç olmasından, bir ihtiyaç sahibinin sorununu çözebilmenin çok kuvvetli bir ibadet olduğu imanıyla para veya malının azalabileceği tedirginliği hissedilmemektedir.
  
“Verdiğinin kat kat fazlasını kendisine ödemesi için Allah'a güzel bir borç (isteyene faizsiz ödünç) verecek yok mu? Darlık veren de bolluk veren de Allah'tır. Sadece O'na döndürüleceksiniz.” Bakara 245

“Kim, Allah’a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca ona çok değerli bir mükâfatı vardır.” Hadid 11

Şüphesiz bankaların faiz vermemeleri ya da almamaları durumunda nasıl ekonomiye katkı yapacakları, mevduat elde edebilecekleri yahut ayakta kalabilecekleri gibi madde odaklı istifamlar, pozitivist anlayışın bir sonucudur. Dolayısıyla mülkün gerçek sahibi olan Allah’a iman edenler rızık telaşı taşımaz ve Allah’ın yazdığından bir başkasının başlarına gelmeyeceğine inanmalarından hiçbir konuda endişeye düşmeyerek adil paylaşımı ve karşılıksız yardımlaşmayı imanın esası kabul ederek, bir saniye sonrası meçhul yaşam için yaradılış amaç ve gayesinden taviz vermezler.

Ancak herkesin materyalleştiği düzende böylesi iman sahiplerini bulabilmek imkânsız olduğundan insanlık tükenmiyor mu? Tıpkı benim gibi herkes ahkâm kesiyor ama sıra fiiliyata geldiğinde, galebe çaldırdığımız nefislerin hâkimiyetinden kurtulamama lanetini yaşıyoruz. İşte inandığımız halde iman edemeyişimizden daha korkunç bir çelişki olabilir mi?

Bankalar, ayetlerin inkâr edilip yahut alaya alınarak din ve vicdanların doğrandığı pislik yuvaları olmalarından, çeşitli gerekçelerle işbirliği içinde olanlarda müşriktir.

Kur’an’ın esası olan muhkem ayetler son derece açık ve seçik olup; nefsi, ekonomik, sosyal, siyasi ve laik rejim merkezli şartlara göre yorumlanamaz ve savsaklanamazlar.

Dilediğini yüceltip dilediğini alçaltan, dilediğine sayısız rızıklar vererek zenginleştirip dilediğini musibetlere gark etmek suretiyle yoksullaştıran Allah olduğuna göre; beşeri hiçbir iradenin kişi yahut ülke üzerinde tasarrufu bulunmamaktadır. Her şey Allah’ın dilediğine göre gerçekleşip, helal ya da haram kıstasında yönlenmektedir.

Zamanında Ortadoğu’nun ticaret merkezi olan Mekke’nin gayrimüslimlere haram kılınması akabinde şehre girmeleri yasaklanması halkı tedirginliğe sürüklemiş ve Mekke’de müşriklerle ticaret yapılamayacak olması yoksulluk telaşı doğurmuştu. Oysa rızkı ve zenginliği veren Allah olduğundan, Tevbe Süresi 28. Ayet inerek, Müslümanların yoksulluktan korkmamalarını ve Allah’ın kendi lütfundan zenginlik getireceğini bildirmesi sonrası yer altından fışkırttığı petrol ile Suudi Arabistan, dünyanın en zengin ülkesi durumuna gelmişti.

“Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllardan sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir.” Tevbe 28
 
Tumturaklı iman etmiş bir Müslüman, haram yollardan malını arttıramayacağı gibi elindekini de koruyamaz. Şayet malı artıyor ve her geçen gün daha da zenginleşiyor ise, o, İslam’dan çıkmış olmanın bilinçsizliğiyle lanet yaşamaktadır. Çünkü Allah,  Hud Süresi 15 ve 16. Ayetlerde; “Kim, dünya hayatını ve zinetini istemekte ise, işlerinin karşılığını orada onlara tam olarak veririz ve orada onlar hiçbir zarara uğratılmazlar. İşte onlar, ahrette kendileri için ateşten başka hiçbir şeyleri olmayan kimselerdir; (dünyada) yaptıkları da boşa gitmiştir; yapmakta oldukları şeyler de batıldır.”
   
Allah için yaratılmış bir insanın Allah’tan başkası için var olabilmesi mümkün değildir. Şeytanın “ben” demesi, nasıl cennetten kovulup ebedi cehenneme atılmasına neden olmuş ise, Allah’a isyan üzerine kurulmuş seküler bankacılık sistemi de benlik güden sömürücü anlayışlarından cehennemin dünyadaki kapılarıdır. İnsaniyeti çökerten, Allah’ın verdiği lütfu, emaneti ve ihsanı kendinden bilerek ekonomik zalimlikte sınır tanımayıp merhameti ve yardımlaşmayı engellediğinden; nasıl ki fahişelik yapan bir kadına iffetli denemeyeceği gibi, din dışı bankalara ve bankacılara da insan denemez.

Öyle ki; Mehmet Emin Karamehmet ve Ferit Şahenk adlı sömürgeci dinozorlar, ecdadımıza küfretmekte yarıştıkları yetmiyormuş gibi ibadet etmek isteyen çalışanlarına mesai kaybı gerekçesiyle namaz izni vermemeleri, nasıl insanlıktan soyutlandıklarını kanıtlamaktadır. Dolayısıyla Allah adına değilse de insanlık adına dahi karşılıksız yardımda bulunabilmeleri söz konusu mudur? Eğer tavuk gelecek yerden kaz esirgememe kabilinden herhangi bir yardımda adları geçiyor ise, biliniz ki ya iktidara yalakalık yapmak ya halka imaj vermek ya da “benden çıkan bir şey yok” diyerek vergiden düşmek suretiyle hilelere başvurmaktadırlar. 5 dakikalık ibadeti mesai kaybı olarak düşünebilen mahlûkların çıkarı olmaksızın tek kuruş verebilmeleri mümkün müdür? Canlarını vatan uğruna veren şehitlerimizi aşağılarcasına televizyon kanallarında şarkı söyleyen haber spikerleri ve terör örgütlerini destekleyenler, bu alçak dinozorların elemanları değil midirler?

Müslüman’ı Müslüman, dolayısıyla insanı insan yapan hilkatteki eşine Allah adına karşılıksız yardımıdır. Yaptığının karşılığını veren yaratıcısından değil de kendi gibi aciz bir kuldan bekleyen birinin Müslüman veya insan olabilmesi mümkün müdür?
  
“Eğer (borçlu) darlık içinde ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet vermek (gerekir). Eğer (gerçekleri) anlayan kimselerden iseniz, (ödeyemeyecek kadar güçsüz olan borçlunun borcunu) sadakaya (veya zekâta) saymak sizin için daha hayırlıdır.” Bakara 280

Şüphesiz Allah’a olan iman ve inancı reddedip sözde aklın üstünlüğünü savunan laikler, o zaman kimse borcunu ödemez diyerek inkârlarını tazelemekten geri durmazlar. Ne de olsa iradeleriyle Karunlaştıklarını zannederler…   

Hiç yorum yok: