5 Mart 2012 Pazartesi

Gül mü, yoksa Bin Laden mi Müslüman?

Geçen gün internette; “Abdullah Gül, Bin Ladin'in Öldürülmesinden Büyük Memnuniyet Duymuş. Ölen Müslüman, Öldüren Kafir Olduğu Halde...” başlıklı bir yazı dikkatimi çekmiş, içeriğine girip ‘ateistforum’ adlı sitedeki yorumu okuduğumda, söz konusu ateistlerin Müslüman kimlikli münafıklardan daha duyarlı ve dürüst oldukları kanısına vardım.

Zaten Peygamber efendimiz; “Münafık, kâfirden yetmiş kez daha tehlikelidir” buyurmadı mı?

Yorum aynen şöyle:

“Bu Müslümanlar bir tuhaf: İşlerine gelince 'din kardeşlerinden' iyisi yok, işlerine gelmeyince 'geberip gitti' oluyor.

Kardeşim, Amerikalı kafirlerin öldürdüğü Usame Bin Ladin Müslüman değil miydi?

Bütün yaptıklarını İslam için yaptığını söyleyip durdu.

Senin gibi namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, kelime-i şahadet getirmiyor muydu?

Peygamberi Muhammed, kitabı Kuran değil miydi?

Onu öldüren Amerikalılar bunların hangisini yapıyor?

Müslüman bir din kardeşiniz kafirler tarafından öldürüldü diye, bir zil takıp oynamadığınız kaldı.

Siz, yarın bir gün Cennette köşk komşusu olacağınız Bin Ladin'in yüzüne nasıl bakacaksınız?

Yuh sizin Müslümanlığınıza...

Allah’ın tartışmasız hükümlerini yeryüzünde egemen kılabilmek adına vahyin ve Hz. Muhammed (S.A.V)’in yolunu izleyip dünyayı ahiret karşılığı satmak suretiyle küfre karşı Cihad’a baş koyarak ölümsüzlüğe ulaşan USAME BIN LADEN’i şehid eden katilleri kutlayıp tef çalan Müslüman namlı laik Abdullah Gül, “Dünyanın en tehlikeli ve sofistike terör (cihad) örgüt başının da bu şekilde ele geçirilmiş olması, herkese ibret vesilesi olmalı, büyük memnuniyetle karşılıyorum” açıklaması; kimin Müslüman, kimin kafir ya da münafık olduğunu kanıtlamaktadır.

Ayrıca dinsel ihanet bir yana, insanlığı katleden yargısız infazdan dahi memnuniyetini dile getiren Abdullah Gül, yargıladıkları apo’yu idam edemiyor, İsrail’ce öldürülen 9 vatandaşımızın hesabını soramıyor ama Bin Laden cinayetine alkış tutabiliyor. Çünkü o, Allah ve İslam için mücadele edenlerin düşmanıdır…

Riyakârlığa ve ABD kulluğuna tepki gösteren ateistlere diyeceğim o dur ki; Ahzab Süresi 36. Ayet; “Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur” hükmü; tevhid teslimiyetinde bulunmayanların namaz, oruç ve kelime-i şahadet getirmiş olmalarının hiçbir önem teşkil etmediği, tumturaklı iman etmiş bir müminin kendi istek ve düşüncelerine göre davranmayıp, vahyi emirlere tereddütsüz bağlılığı, Müslümanlığı için temel şarttır. Ateistlerin sandığı gibi nefislerin seçtiği ibadetler bir değer taşısaydı; kilise ve havralardan çıkmamacasına Allah’a ibadet eden Hıristiyan ve Yahudiler kâfirlikle yaftalanmaz, tıpkı münafıklar gibi ibadetleri Allah nezdinde kabul görürdü.

Ah Gül! Cumhurbaşkanlığının geçici, ahret hayatının ise ebedi olduğunu kavrayarak inandığı gibi iman edebilseydi; ne haçlı sömürgecilere tutsak olur, ne güç, itibar ve izzete kavuşacağı hezeyanıyla saflarında yer alarak ifade ettiği dini İslam düzenine ve mücahid kardeşlerine hasım kesilir, ne de Allah uğruna yapılan cihadı terörizmle aşağılayarak haçlıların arzularına uyardı. Neden inandığı gibi iman edemediğini sorguladı mı? Şeriata karşı gelmenin bir küfür olduğunu idrak edebildi mi? İmandan sonra inkâr etmenin nasıl bir lanet olduğunu muhakeme edebildi mi? Dönüşümüne sebep olan şöhret ve makamının kahrına yol açacağını düşünebildi mi? Bir saniye sonrası meçhul olan yaşamında, Allah nezdinde ki değere değil de haçlıların hürmet ve tazimine kıymet vermesinin kendisine hiçbir fayda temin etmeyeceğini hesaplayabildi mi? İnsanlığı katleden ABD ve İsrailli katilleri değil de cihad ehlini lanetlemesinin cehennemsi sonunu yargılayabildi mi?

Yaratıcısı Allah yolunda cihad eden ile nefis uğruna mücadele edeni müsavi tutup terör çerçevesinde değerlendirmek, apaçık bir küfürdür.

“Size ne oldu da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Hâlbuki Allah onları kendi ettikleri yüzünden baş aşağı etmiştir. Allah'ın saptırdığını doğru yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimse için asla yol bulamazsın!” Nisa 88

İngiltere Kraliçesi’nin kendisine takdim ettiği “Yılın Devlet Adamı” ödülüne layık olabilmek için İngiltere’den, Türkiye’deki “türbanlı” kız öğrencilerini eleştiren gürlemesi hala hafızalarda olup, türbanlı eşi aracılığıyla yaptığı bu saldırı akabinde Türkiye’de sinmesi, klasik bir politikacının alışılagelen manevrasıydı.

Ki, ödülünü alıp böbürlendiği İngiltere; Müslüman Türklerin kadim düşmanı olup Osmanlıyı yıktıran; halifeliği kaldırtan; İsrail’e Filistin topraklarında devlet kurduran; vatanımızı işgal edip yüz binlerce insanımızı öldüren; Araplarla aramıza nifak sokup birbirimize kıydırtan; Ortadoğu’yu paramparça ettirip Türk egemenliğini sonlandıran, kutsal şehir Medine’yi istila edip Peygamberimizin kabrini pisleten; dünyada sömürmediği tek bir ülke bırakmayıp kanla yıkayarak cesetlerle dolduran; zalimlikte sınır tanımayarak tarihini canavarlıklarıyla yazan İngiltere, tüm emperyalist kan içicilerinin anasıdır…

Herkim vahyin aleyhinde ise, o haçlı Batıca ödüllendirilmekte ve benliği yücelten övgüler yeri göğü kaplamaktadır.

Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinerek yanlarında izzet, güç ve şeref arayan Abdullah Gül ile Allah rızasını kazanabilmek için batıla karşı hakkı ve adaleti mukim kılmaya çalışan Usame Bin Laden bir olabilir mi?

İslam’ın değil laikliğin toplumsal barış açısından önemli bir işlev gördüğünü belirten Abdullah Gül; Müslüman olabilir mi? Ya da Hıristiyan veya Yahudi!

Allah’a olan iman ve inancı reddedip aklın üstün olduğunu kabul eden laiklik, tüm dinlere düşmandır ve bu yüzden Vatikan laikliğe savaş açmıştır. Ayrıca laikliğin ürediği merkez Fransa’nın Cumhurbaşkanı Sarkozy bile, laiklik yasalarını değiştireceğini açıklamış ama Abdullah Gül, laikliğin inanç ve ibadet hürriyetini teminat altına aldığını vurgulayabilmiştir. Acaba dünyanın herhangi bir yerinde böylesine münafıkça bir tanım var mıdır?

Tağuta kulluk edercesine itaati kaçınılmaz bulup, otoritenin yalnız Allah olduğu tevhid inancını siyasette kabul etmeyen Abdullah Gül, mümin sayılabilir mi? Laik düzeni can havliyle savunarak İslami düzeni dolaylı yollardan reddeden birinin namaz kılması, oruç tutması ve kelime-i şahadet getirmesi ne anlam ifade eder?

Bakın; gizli laik Abdullah Gül, laikliği nasıl tarif ediyor; “her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dini inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmamasıdır.” Öyleyse Türkiye’deki dini baskıların, yasak, ceza ve ayırımcığın nedeni laiklik değil de İslam mıydı?

Böylesi bir Abdullah Gül, Usame Bin Laden’in Amerikalılarca yargısız infaz edilmesine sevinmeyecek de üzülecek miydi?

Usame Bin Laden’in şehid edilmesiyle ilgili diğer haçlı liderler ile Abdullah Gül’ün nasıl aynı çizgide olduklarını takdirlerinize bırakıyorum.

ABD eski Başkanı George W. Bush, Cihad Emir’i Usame Bin Laden için; “O, Hıristiyan uygarlığımız için bir şerdir ve ilk düşmanımızdır.”

ABD Başkanı Barack Obama; ”Adalet yerini buldu ve onu denize gömerek dünyayı daha iyi ve güvenilir hale getirdik. Yakalamak için değil öldürmek için emir verdik! Böylece Amerikan milliyetçiliğini ve ruhunu somutlaştırdık."

İngiltere eski Başbakanı Tony Balir; “Çeçenistan’da, Keşmir’de ve Filipin’de Cihad hareketini ilk destekleyen o oldu.”

Almanya Başbakanı Angela Merkel; "Bin Ladin'in öldürülmesine sevindim. Artık kimseye zarar veremeyecek. Bu açıkça iyi bir haber."

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin; “El Kaide lideri Usame Bin Ladin'in ABD güçleri tarafından Pakistan'da düzenlenen operasyonla öldürülmesi memnuniyet vericidir.”

Rusya eski Devlet Başkanı Dimitri Medvedev; "Bütün teröristlerden intikam alınması kaçınılmaz bir şey. Küresel terörizme karşı mücadelede sadece ortak çabayla sonuç alınabilir. Rusya bu konudaki işbirliğini artırmaya hazırdır."

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy; “Dünyada, terörle mücadelede çok önemli bir gelişmedir.''

NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen; “Önemli bir başarı."

Hindistan Başbakanı Vajpayee; “O, bizim dinimize düşman ve bölücü Müslümanların yardımcısıdır.”

Çin Başbakanı Wen Jiabao; “O’nun Kuzey Çin’deki Müslümanları desteklediğinden korkuyoruz.”

İtalyan eski Başbakanı Berlusconi; “O, Avrupa Uygarlığı’nın, Sovyetler Birliği parçalandığından bu yana düşmanıdır.”

İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres; "Adalet geç gelmiş bile olsa, artık dünya rahat bir nefes alabilecektir."

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu; “Bu, terörizme karşı omuz omuza savaş veren demokratik ülkelerin paylaştığı adalet ve özgürlük için büyük yankı getiren zaferdir"

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu; "Bin Ladin'in sonunun, masum insanların hayatına kıyan teröristlerin işledikleri insanlık suçlarının cezasız kalmayacağını, adaletin mutlaka tecelli edeceğini ortaya koyması bakımından ibret vericidir.”

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül; “Dünyanın en tehlikeli ve sofistike terör (Cihad) örgüt başının da bu şekilde ele geçirilmiş olması, herkese ibret vesilesi olmalı, büyük memnuniyetle karşılıyorum.”

Sayın Gül! Acaba haçlı İngiltere’den aldığınız “yılın devlet adamı” ödülü mü, yoksa Usame Bin Laden’in şehidlikle kazandığı “ölümsüzlük” ödülü mü daha muteberdir?

Bu sebeple ateistler, İslam uygarlığını Hıristiyan Uygarlığına tercih eden Abdullah Gül’ü Müslüman sanıp Usame Bin Laden’le kıyaslama yanlışlığına gitmemelidirler…

“Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyorlar?” Münafikun 4

Hiç yorum yok: