28 Mart 2012 Çarşamba

Fitne ve terörü ortadan kaldırmanın tek yolu…

Vicdani infazdır!

Sekülerizme dayalı laik ve demokratik hukuk sisteminin hümanizm odaklı suçluyu cesaretlendiren yasaları, tamamen suçlunun hak ve özgürlüklerini güvence altına almasından yaşanan karmaşadan hem devlet hem de toplumumuzun mal ve can güvenlikleri tehdit altındadır.

Cezaların caydırıcı yaptırımı olmaması kışkırtıcıları ve teröristleri korkusuzluğa sevk etmekte, böylece sözde demokratik hukuk düzenin kendilerine tanıdığı haklardan dolayı pervasızca meydan okumayı sürdürüp geri adım atma yerine daha da azgınlaşmaktadırlar.

Şüphesiz Batıyla entegre olmuş hukuk sistemimizin suçu ve suçluları engelleyebilmesi mümkün değildir. Provokatör ve teröristlere bariyer olamayan yasalar, vicdanlarda mahkûm edilmiş acımasız suçluları insan saymasından masumlardan daha itibarlı gözetmekte, dolayısıyla hukukça korunmalarından cüretkârlıkları sınır tanımamakta ve sayıları çığdan farksız bir dehşette artmaktadır.

İdamlık suçluların aleyhlerindeki kanıtlara rağmen yargıdan ve hatta bir müddet kalacakları cezaevi koşullarından dahi şikâyet ederek hak arama girişimleri, halka gözdağı verenin suçlular değil yasaların olduğuna bir kanıttır.

Ruh bilimi olarak doktrinleştirilen seküler psikoloji nasıl bir safsata ise, azılı bir suçlunun o analiz çerçevesinde rehabilitasyonu da imkânsızdır. Şayet mümkün olabilseydi; Allah, yarattığı insanın işlediği suçtan dolayı ölümle cezalandırılmasına hükmetmez, fıtratının terapilerle dönüşebileceğine karar vererek, suçluyu koruyan hümanist buyruklar indirirdi. Yaratıcı Allah mı, yoksa bencil insan mı daha merhametlidir?

Gerek seküler yasalar ve gerekse suçluların tamamı satanisttir. Şeytanın adımlarını takip ederek barışı, erdemliği, vicdanı ve adaleti kıyan her düşünce; kaynağını vahiyden değil de benliğinden yani tanrılaştırdığı aklından alıyor ise, o, potansiyel bir suçludur…

“Suçlar insanların yüzünde görünseydi, aynalar satılmazdı.” Peter A. Ustinov

Peki, ne yapılmalıdır?

Batı ile bütünleşmemizden dolayı seküler olan anayasanın getirdiği hukuk sistemimiz karşısında yapmamız gereken; toplum vicdanında mahkûm edilmiş elebaşlarının infaz edilmeleridir.

Muhakkak birçoğunuz, “Yargısız İnfaz mı” diye tepki gösterecektir. Ancak acı çekip huzur ve güvenden yoksun insanlarımızın acımasızca katledilmesi ve birbirine düşürülerek kin güttürülmesini önleyici cezai yaptırımların bulunmaması, vicdani infazı mecbur bırakmaktadır.

Hukukun ilahi değil insan yapısı olması, hükümete yetki tanıyan millet lehine olabilecek meclis dışı kararları kapsamasını da meşrulaştırmaktadır.

Halkın seçimiyle iktidara gelen hükümet, etiketli bozguncuları değil halkının mal ve can güvenliğini önemsemekle mükelleftir. Madem yasalarla azgınları püskürtemiyor, o zaman halkı adına kuracağı bir infaz timiyle akılları karıştırıp düzeni bozan elebaşlarını ortadan kaldırması, varlığının kaçınılmaz gereğidir.

Maddi kararlar, vicdani kanaatin üzerinde tutulduğu sürece, hayati sorunların çözülebilmesi mümkün değildir.

Allah, fitnenin adam öldürmekten daha büyük bir suç olduğuna hükmetmiş ama demokrasi, ifade ve düşünceye özgürlük vererek insanların isyana teşvik edilmesini legalleştirmiştir.

Yaklaşık 20 yıldır bitmeyen ve hala tartışması devam eden Sivas Olaylarının elebaşısı din ve halk düşmanı Aziz Nesin adındaki kışkırtıcı anında bertaraf edilebilseydi, ne Türkiye çalkalanır ne de Sivas Olayları meydana gelirdi. Apo denen din ve insanlık düşmanı terörist de anında yok edilseydi, ne pkk ne kck ne de bdp doğar, binlerce cana ve hesapsız zarara uğrardık.

Her insan, değerlerini canından üstün tutan duygulara sahiptir. Kimisi için önemsiz bulunan ve pozitif mantığa ters düşen hassasiyetler abes karşılansa da, onun bir insan olduğu görmemezlikten gelinir ve mantık gibi bir ironiyle insanın duygularından soyutlanılabileceği sanılır.

Ki insan, reklam gibi aldatıcı bir görselliğin etkisinde kalarak sömürücülerin tuzağına düşebiliyor ise, neden yıkıcı fitnecilerin etkisinde kalmasın?

Bir devlet, kendisi ve halkı için en korkunç tehlikenin kışkırtıcılar olduğunu idrak etmeden, ayakta durabilmesi imkânsızdır. Ancak TCK’da fitne suç sayılmamakta ve demokrasi gereği özgür bırakılmaktadır.

Ne acıdır ki, tehlikeleri elimine edebilmek için vicdani bir infaz timini örgütlemeyen devlet, terörle mücadele adına devasa harcamalar yaptığı, binlerce güvenlik gücü ve sivilin öldürülmesini seyrettiği halde sonuca gidemiyor, ne terörü ne provokatörleri bitirebiliyor. Oysa milyonda bir harcamayla sadece elebaşlıları etkisiz bırakabilse, başsız kalan yığınların güdülemeyerek dağılacağı tartışılmazdır.

Hükümete tavsiyem odur ki, ya MİT’in içinde ya da başka bir yapılanmaya giderek millet aleyhine zararlı olanları telef etmesidir. Acaba onlarca yıldır mücadele ettikleri ama gün geçtikçe kök saldırdıkları pkk, kck ve bdp elebaşlılarını etkisiz bırakabilecek bir vurucu güç oluşturabilselerdi, bir avuç teröristin şamar oğlanı olur muyduk? Bu sayede yardım gördükleri dış güçlerde, emellerine kavuşacak bir muhatap bulamazlardı. Üstelik birkaç liraya ana ve babalarını dahi satabilen pkk’lı teröristleri ikna ederek elebaşlılarını öldürtememelerine ne demeli!

Suçluya arka çıkan bir hukuk düzeneğiyle terör engellenemez. Terörist ve fitneciyle aynı duyguda hareket edilmez ve aynı mücadele içine girilemezse, tüm çabalar beyhudedir. BDP’li bir terörist vekilin bir valiyi tehdit ederek, “artık şahsi hukuk devreye girmiştir” açıklaması, hukuk tanımayan bir düşünceyle hukuk çerçevesinde mücadele edilemeyeceğini ortaya koymaktadır.

Üstelik demokratik hukuktan dem vuran başta ABD olmak üzere Avrupa ve diğer güçlü devletlerin tamamı ajanlarıyla deniz aşırı ülkelerde operasyonlar yaparak, tehdit algıladıkları elebaşlıları ortadan kaldırırken Türkiye, içindeki virüsü besledikçe milletini yoğum bakıma sokmaktadır.

Dokunulmazlıklarına güvenen BDP’li terörist vekillerin, milleti uğruna canlarını vererek geriye dul ve yetim bırakan polislerimize ağır hakaretleri fevkalade vahimdir. Terörle mücadele eden güvenlik güçlerimize tam yetki verilmeli ve mücadele sırasındaki davranışları kesinlikle soruşturmaya tabi tutulmamalıdır.

Gazetecilere dokunulamaz, sanatçılara ilişilemez, siyasiler muaf, Batı destekli zenginler iltimaslı, yazarlar kayırmalı, teröristle uzlaşılmalı; geri kalan halka mı geçirilmeli?

Başbakan Erdoğan’ın, “Terör örgütü ile sonuna kadar mücadele, siyasi uzantısıyla da müzakere” açıklamasını bir hezeyan olarak kabul ediyor, şeytan ile değil şeytanın adımlarını takip edenlerle müzakere anlayışını vahiy karşıtı değerlendiriyorum. Açıkça, ”İmralı ve Kandil olmaksızın biz bir hiçiz” duruşunu devam ettiren uzantı BDP’lilere müzakere daveti, terörle mücadele de samimi olmadığını işaret etmektedir.

“Karşılaşılan önemli yaşam sorunları, o sorunları ortaya çıkaran düşünce düzeyinde çözülemez.” A. Einstein

Hiç yorum yok: