13 Ocak 2012 Cuma

CHP’den isyan provası…

Peygamberimizin, “Münafık, kafirden yetmiş kez daha tehlikelidir” hadisi hayatın her safhasında baz alınmalı, böylece yanındaki maskelilere karşı şüpheli davranılıp asla sırt dönülmemelidir.

CHP’nin devleti Osmanlı’ya ihanet ederek Batı’lı devrimlerle milletimizi başka bir hale dönüştürüp kendi diktatörlüğünü temelleştirebilmek maksadıyla giriştiği katliam, baskı ve yaydığı korku, aradan onlarca yıl geçmesine rağmen hala siyaset arenasında hissedilebilmekte, toplumun bazı kesimlerince de paranoyasal vazgeçilmezliği ısrarla korunabilmektedir.

Ceberut diktatörlüğünü Cumhuriyet ve demokrasiyle özdeşleştiren CHP, vahiy karşıtı amansız düşmanlığını aynen sürdürmekte, kendisinin hükmetmediği devlete ve güdemediği millete takındığı jakoben tavrının hak ettiği tepkiyle karşılaşmaması cüretkarlığına ivme kazandırmaktadır.

CHP, her ne kadar muhalefet ve müeyyide uygulayabilecek bir gücü yok ise de, siyaseti yönlendirdiği ve ilkeleri doğrultusunda çizdiği sınırların dışına çıkılmasına izin vermeyip hükümeti ve kurumları sindirdiği tartışılmaz bir gerçektir.

Seçimle asla iktidara gelemeyeceği ve hükümet olamayacağı gerçeğini kabul etmiş CHP, ebedi sandığı gölge diktatörlüğünü uzatan genelkurmay ve yargı gibi caydırıcı kurumları yitirmesiyle özüne dönmüş ve kurtuluşunun ancak isyanla mümkün olabileceği hesabıyla Ak Parti üzerinden asker, polis ve yargıya saldırarak, fitneleriyle kaos çıkartıp ülkeyi karıştırmaya yönelmiştir. Fitnenin bir toplumu yok edebilecek tahrip gücü, bilinmelidir ki nükleer bombaların vereceği zararlardan çok daha dehşetlidir.

Kâinatın ruhu, devletin temeli, toplumun gıdası, ülkenin güveni, saadetin anahtarı, insan hayatının vazgeçilmez değeri, zalimlerin korkusu, kötülüğün düşmanı, var olmanın prensibi adalet; asla çıkar, benlik ve hırslara meze yapılmamalı, her ne koşulda olursa olsun acze uğratacak eleştirilerden kaçınmalıdır.

En azılı suçlular dahi yargıya ve yargıçlara saygı duyarlarken; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, adaletin tesisi adına biri bin yaran, milletinin hak ve hukukunu muhafaza eden mahkemelere ve liyakat sahibi savcı ve hâkimlere düşmansı tutumu, ülkeye pkk’lı teröristlerden çok daha beter zarar vermesine neden olmuştur. Çünkü adalete güvensizlik, o milletin yok oluşu demektir. CHP, milleti adalete karşı kışkırtarak, telafisi zor bir felakete imza atmıştır.

Acaba Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı saldırının onda birini sokaktaki bir vatandaş ya da yargılanan bir zanlı yapmış olsaydı; derhal tutuklanır, mahkeme ve yargıçlara hakaretten ceza alırlardı. Peki, Kemal Kılıçdaroğlu bir tanrı mı ki yaptığı ihanet yanına kar kalacak, sözde liderlerini desteklemek bahanesiyle hep birlikte yargı ve yargıçları aşağılayan vekiller ve isyan amaçlı yürüyüşler düzenleyen partililer sorgusuz bırakabilecek? Eğer Kılıçdaroğlu ve aynı saldırıyı paylaşan CHP’li vekil ve partililer yargılanmazlar ise, millete de aynı aşağılama da bulunma hakkı doğmaz mı? Bundan böyle yargıya ve yargıçlara gösterilen saygı ve adalete olan güven nasıl tesis edilecek?

Kılıçdaroğlu’nun ifadesiyle mahkemeler tiyatro mu?

Oysa asıl sadist tiyatroyu İstiklal Mahkemeleriyle sergileyerek savaşta kaybetmediğimiz canları savunmasız infaz eden CHP, suçlu ilan ettikleri günahsızların tutuklu kalmalarına dahi fırsat vermeyerek aynı anda idam etmek suretiyle tarihe geçmiş zalim bir diktatörlüktü.
Kılıçdaroğlu, terör iddiasıyla yargılanan bir gazeteciye arka çıkarak basılmamış kitabının yasaklanmasıyla ilgili yargıyı suçlarken, sırf şapka kanununa muhalefet edip takmadığı gerekçesiyle idam edilen İsliklipli Atıf Efendi gibi nice âlimlerin katledilmelerini hatırlamıyor mu? Şapka iktisası kanuna muhalefet edenleri zindanlara atarak çürümeye terk etmediler mi? Azılı Türk düşmanı Kazıklı Voyvoda’nın kendini ziyarete gelen Osmanlı elçilerin sarıklarını çıkartmayı reddetmeleri akabinde başlarına çiviler çakması misali şapkaya karşı çıkanları acımasızca yağlı urganlara geçirmediler mi? Devrimlerin haklılığını savunarak cinayetlerini meşru saymadılar mı?

Öyle ki, şapkaya muhalefetten dolayı gıyabında idama mahkûm ettikleri Mevlevi İbrahim Hakkı Efendiyi bulamayıp iki gün sonra öldüğü bilgisine ulaşmaları ardınca kabrini açıp mevtasını çıkararak asabilen CHP; hangi hukuktan, adaletten ve insanlıktan bahsedebilmektedir?

Yalnızca Müslüman oldukları ve devletleri Osmanlı’ya ihanet etmedikleri gerekçesiyle kurşuna dizdikleri yahut idam ettikleri binlerce masumun arkasından sevinç çığlıkları atan CHP’nin terörist ve bölücü eşkıyaları salıverilmedi diye esip gürlemesinin asıl amacı, kaybettikleri egemenliklerini manipüle yoluyla tekrar kazanabilmek ve onun içinde milletin adalet güvenini ortadan kaldırıp isyana teşvik etmektir. Yoksa onların yaptıkları gibi sanıkların idam edilmeyip, suçlarına göre adil yargı adına tutuklanmaları CHP gibi tarihi cehennem olan bir anlayışın sığındığı haklı bir mazeret olamaz.

Başbakan Erdoğan’ın hala CHP ve darbeci diktanın karşısında cesur ve kararlı olamayıp ürkek davrandığı ve onlar adına yargıya müdahale ettiği,“Tutuklu yargılanmaya taraf değiliz” açıklamasıyla kanıtlamıştır. Madem o kadar rahatsız, neden tutuklu yargılanmayı tamamen kaldırıp Türkiye’yi suç imparatorluğuna çevirmiyor? Yoksa Başbuğ’un tutuklu yargılanması mı kendisini rahatsız ediyor? Org. Başbuğ’un tutuklanma yükünü kaldıramayan Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül, kişiye özel kayırıcı beyanatlarda bulunarak yargının bağımsızlığını ve motivasyonunu tahrip etmişlerdir. Neden sokaktaki vatandaşlarının değil de Başbuğ’un tutuklu yargılanmasından rahatsızlık duyuyorlar? Aynı ayırımcılık Mehmet Haberal ve futbol baronları lehine çıkarılan şike yasalarıyla da ispatlanmadı mı?

Her ne kadar söylenecek çok söz var ise de, ne Başbakan Erdoğan’a ne de Cumhurbaşkanı Gül’e güveniyor ve kararlarının arkasında duramadıklarından asla samimi bulmuyorum. Gözle görünen ile kalpte saklananın zıtlıkları bazen deşifre olabilmektedir. Politik çıkarlara odaklanmış oportünistlerin tek başına kalma telaşları, adaletin lâvına yegâne sebeptir. “Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir.” M. Gandhi

Yargı tam bağımsızlığına kavuşmuş ve yargıçlar adaletin tesisi için canlarını ortaya koymuşken, kendilerini baskı altında hisseden Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın tedirginlikleri müspet gelişmelerin sil baştan olmasına, yargı ve yargıçların kıyılmasına sebebiyet vermektedir.
Bülent Arınç adlı Başbakan Yardımcısı, halkı bölmeye ve katliam emirleri vererek şeytani her türlü tertibe bulaşmış terörist vekiller için, “Milletvekilinin yeri parlamentodur. İçerdeyken seçilmiş olması, derhal tahliye edilmesini gerektirir. Bunun lâmı, cimi yok!” açıklaması, kıyametsi bir depremdir. Dolayısıyla KCK’lılar, PKK’lılar, Ergenekoncular ve Balyozcuların yeri cezaevi değil, parlamentodur. Dolayısıyla milletin dün olduğu gibi bugünde hayatı değersiz tutsak bir köle gerçeği açıkça vurgulanmıştır. Bu sebeple terörü kıyasıya savunan, arka çıkan, şehid olan askerlerimize alkış tutan, polisimize hakaretler yağdırıp tokatlayan, teröristlere kendilerini siper eden, devlete ve millete meydan okuyan BDP’li vekillerin dokunulmazlıkları kaldırılıp yargının önüne çıkarılmama nedenini Bülent Arınç öyle itiraf etti ki, yoruma bile ihtiyaç bırakmadı. Acaba milletin yerini de itiraf edebilir mi?

Millet, Ak Partiye güvenerek adalet adına Kemal Kılıçdaroğlu ve vekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp yargının önüne çıkarılacağını günü beklerken, ‘vekilin yanında milletin hesabisi mi olur’ diktasıyla cezaevindekilerin de parlamentoya gireceği haberi bir şaşkınlık doğurmuşsa da, politikacının nasıl yılan misali deri değiştiren birer mahlûk oldukları gerçeği kabul edilmek istenmediğinden sahne arkasındaki işbirlikleri ve ihanetsi pazarlıkları sürebilmektedir. Acaba Arınç’ı, sahip çıktığı halk düşmanı teröristler mi seçmişti, yoksa katledilmek istenenler mi? Madem pes edeceklerdi, bu kadar kargaşaya ve gövde gösterisine ne gerek vardı? CHP’nin fendi, Ak Partiyi yendi mi?

CHP ve MHP gibi AK parti de adaletin sözü var ama özü yok!

Önceki günkü CHP grup toplantısında bir kez daha yargı ve yargıçlara meydan okuyan Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları öyle titrekti ki, hakkında hazırlanan fezleke ile ilgili kabadayılığını yürekten değil önündeki notları okuyarak yapması, davası için idama bile hazır olduğunun bir gösteri niteliği taşıdığı gayet anlaşılabilirdi. Şüphesiz yargı karşısına çıktığında sözlerinin yanlış anlaşıldığını, amacının yargıya ve yargıçlara hakaret yapmak olmadığını belirterek, süt dökmüş kedi misali sineceği kaçınılmazdır. Ancak meclis denen totaliter yapı, BDP’li vekiller gibi Kılıçdaroğlu ve vekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmayacak, böylece sahte külhanbeylikleri ortaya çıkmayacaktır. Dolayısıyla meclisin adaletle hükmetmediğini ve milletin meclisi olmadığını bir kez daha vurguluyorum…

Fatih Sultan Mehmet Han gibi iki cihan sultanı bile yargının önüne çıkarılıp elinin kesilmesine hükmedilirken, rütbeli yahut vekil damgalı bariz suçlulara dokunulmaması ya da geri adım atılması, adaletsiz Türkiye’nin halini özetlemektedir.

Çıkardıkları keyfi yasalardan dolayı sürekli müdahaleyle karşı karşıya olan yargı ve yargıçlardan nasıl adil davranılması beklenebilir? Türkiye’de TBMM gibi bir tiyatro ve vekiller gibi oyuncular olduktan sonra geri kalanı taklitten öte hiçbir yapıt gerçekleştiremezler. Meclis adaleti var etmek için değil, adaleti yok etmek için yasa yapmaktadır…

Adaleti önemsemeyen bir devlet yıkılmaya mahkûmdur…

Hiç yorum yok: