1 Şubat 2013 Cuma

Kınamakla yetinecekler ise;


Böbürlendikleri onca silahlar oyuncak mı, yoksa vitrin donatımları mı?   
İran, Suriye’ye yönelik herhangi bir saldırıyı kendilerine yapılmış sayacaklarını deklare etmemiş miydi?
İran, haritadan sileceği iddiasıyla büyük şeytan bellediği ezeli düşman İsrail’in Suriye saldırısına anında karşılık vermeyip alışılagelen kof ulumalarına devam ederek, “ciddi sonuçlar doğuracağı” açıklaması, sanal âlemde oynanan çakma savaş ve tehditlerden farksızdır. Yahut dayak yiyen bir çocuğun kaçarken tehditler savurması gibidir.
İsrail, aleyhine tehdit hissettiği hedefleri uluslararası hukuk, ülkelerin egemenlik hakkı ve topraklarına yapacağı saldırının meşru olup olmadığına aldırış etmeksizin imha etmesi, güç gösterisinde bulunan devletlerin nasıl birer hiç olduklarını ortaya koyan bir kanıttır.
Özellikle Birleşmiş Millerler kimdir ki, İsrail ciddiye alarak ihlal ve saldırganlık yaptığı gerekçesiyle hesap versin?
Artık İran, tüm caydırıcılığı yitirmiş olmanın pespayeliğiyle ulumaktan öte hiçbir eylemde bulunamamakta, dünyanın komedi merkezi olmasının utancını dahi kavrayamamaktadır. Böylesi bir İran, atoma bombası üretse ne olur? Ürettiği diğer silahlar gibi halkına caka atmaktan başka bir şey yapamaz.
Suriye’ye yönelik bir saldırıyı kendilerine yapılmış sayacaklarını açıkça ilan eden İran, hele de İsrail’in saldırısına sessiz kalması, gürlediği gibi cesur değil tabansız olduğunu ispatlamaktadır.
Neden?
Şirk içinde olup Allah’ın lanetine uğramalarından! Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, Şia'nın güya kayıp imamı olan İmam Mehdi’nin dünyanın tüm işlerini organize ettiğini ve o olmasaydı hiçbir varlığın olmayacağını söylemesi, yetmez mi? Eğer gerçekten iman etmiş olup Mehdi yerine Allah’a güvenip dayansalardı, şeytanın dostu olan İsrail’e karşı galebe çalar; zillete, hor ve hakir kalmaya layık olmazlardı…
Ya, Arap Birliği denen kuklalara ne demeli? Ellerinden sadece, “Alçakça bir saldırı ve apaçık bir ihlal” kınaması mı geliyor? Oysa “bizler birer münafığız, Allah’tan değil İsrail’den korkuyoruz, elimizden gökdelenler yapmak, dünyanın oyun ve oyuncaklarından en iyisine sahip olmak, sömürmek ve nefsimizi beslemek geliyor” deselerdi.    
Neden İsrail kadar cesur olamıyorlar? Onların kaygılarını İsrail de taşımıyor mu?
İsrail, İran ile çıkabilecek savaşın psikolojik ve siyasi altyapısı oturmuşken meydan okuyarak Suriye’ye bombalar yağdırıp yanıt vermeye dahi tenezzül etmeyerek ulumalara kulaklarını tıkaması, sözle değil hamleyle karşısına çıkılmasına açık bir davettir. Diğer bir ifadeyle düello çağırışıdır.
Oysa İran, tıpkı İsrail gibi birkaç savaş uçağını İsrail’e gönderip askeri araştırma merkezlerini vurması gerekmez miydi? Ancak sanal bir kabadayı olan İran, gerçekle yüzleşmeye yürek yetirememektedir.
Temelde her ne kadar yanlışta olsa Türkiye’nin NATO ittifakına binaen topraklarımızda konumlandırılan Patriot füzelerine komplo teorileriyle karşı çıkılsa da, bugüne kadar yaptığımız katkıyı baz alırsak tartışılmaması gereken bir hak ve sonuçtur. Ne var ki İran, yine aynı sokak kabadayılığıyla tehditler savurarak, “Türkiye’yi vururuz” atışlarının karavansal safsatası ciddi bir değer taşımamaktadır. Bugüne kadar vurduğu tek bir haçlı var mı?  
İsrail ise İran gibi abessi naralar atmayıp aldığı kararının arkasında durarak kilitlendiği hedefi vurup, kendini savunmak ve haklı çıkarmak için cevap bile vermemektedir. İran, madem Patriotları kendine tehdit görüyor, kurulmadan imha etmesi gerekmez mi? Korkaklık ve imansızlığından başka elini tutan ne var?   
Hodri meydan!
İran, müstahak olduğu lanetin bedelini rüsvalığıyla ödemekte, dünyayı kırıp geçiren hicivleriyle usta komedyenlere taş çıkartmaktadır.
“İnsanları yücelten iki büyük meziyet vardır: Erkeğin cesur, kadının namuslu olması. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği hem kadını şereflendiren bir meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak. İşte Türkler, bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler" Napoleon Bonaparte  
“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah’ın lütfu ve ilmi geniştir.  Maide 54 
O günün Müslüman Türklerinden günümüzde mevcut mudur?
“Müminler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: "Bu, Allah'ın ve Resûlü'nün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resulü doğru söylemiştir". Ve (bu) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini artırdı.” Ahzab 22 

Hiç yorum yok: