15 Şubat 2013 Cuma

Yılan gibi deri değiştiren Politikacılar…


Özlerinde sahtekârlık olan politikacıların içlerindeki halk ruhu; hırsızların ve sokak serserilerinin sahip olduğu halk ruhundan farksız bulunmakta, dolayısıyla halkın çıkarlarından farklı çıkarlara sahip oportünist topluluğudur.

Herkesin mutabakata vardığı gerçek; politikacıların amacı, her zaman kendi özel avantajlarını artırmak ve bunun için ellerindeki çok büyük güçleri kullanmaktır. Bu sebeple politikacıların çıkar odaklı amaçları, ülkelerinin güvenliğinden, halkının huzur ve refahından çok koltuklarının güvenliğini ve refahlarını önemsemelerine neden olmaktadır.

Lideri ve partisi ne olursa olsun tamamı aldatma üzerine inşa edilmiş seküler yapılar olmalarından, dalavere yapma ve ikiyüzlü davranma karakteri taşımayanları aralarına almazlar. Ahlak ve erdemlikten soyutlanmış olmaları temsilcisi oldukları halkta güvensizlik doğursa da, şeytani manevralarla fahişeden daha kötü olduklarını kamuflaj ustalıklarıyla ikna edebilmektedirler. Fahişelik tek bir bireyin ahlakının bozulması, politikacılık da tüm toplumun ahlakını tehlikeye düşürmesidir.

"Savaş alanında korkaklık gösteren bir generali kurşunla öldürürsünüz. Halkın
ahlakını bozan politikacılar için ne ceza önerirsiniz?"
Lord Acton

Oysa politika değil de siyaset yapılmış olunsaydı; şeref ve utanma duygusu taşınır, evrensel amaçlar doğrultusunda ahlaki bir irade ortaya konarak vicdan ve dürüstlük dışı tavırlardan ölümüne kaçarak, hafif olan şeyler misali su yüzüne çıkmazlardı.

Siyasi eylemdeki temel özellik; halkı yükseltme yolunda sürekli bir çaba, rakipleriyle değil bizzat kendileriyle cenkleşme, daha büyük ve derin bir saflığa, bilgeliğe, iyilik, sevgi, hak ve adalete yönelik doymak bilmez bir istekle yoğunlaşmaktır.

Kendi özel çıkarlarını en iyi bir şekilde değerlendirebilmek için halkı mümkün olduğu ölçüde kendilerini incitebilecekleri alan dışına itmeleri, aslında başka bir söze ihtiyaç bırakmamaktadır.

Politikacılardaki ilkesizlik, kararsızlık, riyakârlık ve samimiyetsizliği; edebiyat tarihimizin ünlü şahsiyetlerinden Sümbülzade Vehbi Efendi’nin şu şiiriyle özetlemek mümkündür.

Şiir’in hikâyesi şöyledir: Bir gün padişah Vehbi Efendi'yi yanına çağırır ve: "Bana öyle bir şiir yaz ki bir mısrasını okuyunca içimden seni öldürmek, bir sonrakini okuyunca ise ödüllendirmek gelsin" der.

Azm-u hamam edelim, sürtüştürem ben sana,
Kese ile sabunu, rahat etsin cism-u can.
* * *
Lal-u şarap içurem ve ıslatıp geçirem,
Parmağına yüzüğü, hatem-i zer drahsan.
* * *
Eğil eğil sokayım, iki tutam az mıdır?
Lale ile sümbülü kakülüne nevcivan.
* * *
Diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
Bir gümüş ibrik ile destine ab-ı revan.
* * *
Salınarak giderken arkandan ben sokayım,
Ard eteğin beline, olmasın çamur aman.
* * *
Kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,
Sahtiyenden çizmeyi, olasın yola revan.
* * *
Öyle bir sokayım ki, kalmasın dışarda hiç,
Düşmanın bağrına, hançerimi nagehan.
* * *
Eğer arzu edersen, ben ağzına vereyim,
Yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.
* * *
Herkese vermektesin, bir de bana versene,
Avuç avuç altını, olsun kulun şaduman.
* * *
Sen her zaman gelesin, ben Vehbi'ye veresin,
Esselamun aleyküm ve aleykümesselam.

Politikacılar da aynısını yapmıyorlar mı?

"Politika yozlaşmalardan başka bir şey değildir." Jonathan Swift

Hiç yorum yok: