31 Ekim 2012 Çarşamba

Hades’ten çıkma yamyamlar…


Tevhid inancı olmayan CHP ve BDP’nin Yunan mitolojisinde ölüler diyarı Hades’ten çıkma yamyamlar oldukları; düşünce, duygu ve davranışlarıyla aşikârdır. Mitolojiye göre diyarlarının girişini koruyan üç kafalı şeytani bir köpek olan Cerberus’un soyundan gelmektedirler. Zaten savundukları Darwinizm de inançlarının açık bir kanıtıdır.

Aydınlık gerçeklere kapalı olup mitolojinin karanlık yeraltı öykülerine iman etmiş CHP ve BDP’yi insan zannıyla muhatap almanın dehşetini yaşayan Müslüman milletimiz, sadece kendilerini değil hamisi olduğu halkları da güçsüzlüğe ve zulme sürüklemektedirler.
    
Cumhuriyet; milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi olduğuna göre, Türkiye başka bir rejimle mi yönetiliyor ki, cumhuriyet naralarıyla savaş çığırtkanlığı yapılıyor?

Gerek cumhurbaşkanı gerek meclis gerekse hükümet, cumhuriyet gereği milletin seçimiyle işbaşına gelmiyorlar mı? Sanki ülke monarşi ya da diktatörlükle yönetiliyormuşçasına bu başkaldırışın amacı nedir? İktidarı seçen halk, cumhur değil midir?
  
Atamız Osmanlıdan bu denli nefret ediyor ve kadim bir düşmanlık mı besleniyor ki, monarşiden cumhuriyete geçiş serüveni yeniymiş gibi 89 yıldır devam ettiriliyor?  Monarşiye dönüş ile ilgili bir talep olmadığına ve Osmanlı ailesi bir daha geri gelmeyeceği göre, kinsi ve intikamsı haykırışların maksadı nedir? Hangi ülkede ve tarihinde böylesi sürdürülen bir paranoya mevcuttur?

Osmanlı İslam devletinin yıkılıp sözde cumhuriyet gerekçesiyle Atatürk’ün kurduğu CHP Diktatörlüğü, kendi ideolojileri dışındakileri milletten saymamış ve hunharca yapmadıkları zulüm kalmamıştı. Batıdaki İslamofobyanın en dehşetlisini Müslüman halka yaşatan CHP, çok partili döneme geçişle birlikte acımasız diktatörlüğünü devam ettirerek, gerek ordu gerekse yargıyla halkın seçtiği hükümetlere nefes aldırmayıp, üç kafalı şeytan Cerberus misali dehşet saçmıştı.

Oysa Osmanlı monarşisinin bertaraf edilip cumhuriyetin kuruluşunda CHP’nin verdiği sözler ve ettikleri yeminler; dil, din ve ırk ayırımı olmaksızın adalet çatısı altında bir cumhuriyette birleşmekti. CHP ise dine saldırarak Müslümanları kurşuna dizmekle kalmamış, Kürtlere de yaşam hakkı tanımamıştı. Bütün dehşetsi bu sürece rağmen imanlı halkımızın nasıl sabrettiği malumdur. Bugün yaşadığımız ayrılıkçı sorunları doğuran CHP değil de kimdir? Hâlbuki Allah’ın emrine kulak verilseydi, CHP’nin saçtığı zehir, günümüze kadar yayılmayacak ve geçmişte olduğu gibi dünyanın süper gücü olacaktık.

Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlar ve dininize saldırırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri olmayan adamlardır. (Onlara karşı savaşırsanız) umulur ki küfre son verirler.” Tevbe 12

Çok partili döneme geçişle milletin CHP Diktatörlüğüne karşı dik duruşu bir daha iktidara gelişini engellemiş ama CHP, diktatörlüğüne bağlı ordu ve yargı gücüyle darbeler yaptırtarak ve tehditler savurarak korku yaymaya devam etmişti.
    
Değişmez ve değiştirilmesi dahi teklif edilmez ilkelerini anayasaya perçinletmesiyle harami varlığını sürdürmüş, cumhuriyet ve demokrasi manipülasyonuyla diktatörlüğünü ele geçirebilmek için şeytani ne kadar fitne ve hile var ise sürdürmüştür.

CHP’nin savunduğu cumhuriyet, seküler bir diktatörlük olup millet irade ve dinine apaçık bir hasımlıktır. Dolayısıyla CHP’nin cumhuriyet ve demokrasiden maksadı, Müslüman milletin asla iktidara gelmemesi, Müslümanların devleti yönetmemesidir. Çünkü onlara göre Müslümanlara devlet yönetiminde hiçbir hak tanımamak, diktatörlük döneminde yaptıkları gibi tutsak kölelikten kurtulmalarını engellemek ve tercihlerini gayrimeşru saymaktır. Böylece CHP’nin cumhuriyet anlayışı tamamen dinsizlik ve millet egemenliğine düşmanlıktır.

Başbakan Erdoğan’ın iktidara gelişiyle diktatörlük iddiasını tamamen yitiren CHP, destek gördüğü ordu ve yargının milletle bütünleşmesiyle beraber tek kurtuluşun PKK ile girişeceği işbirliğinde karar kılmıştır. Geçmişte nasıl İngilizlerle işbirliği yapıp Osmanlı Devletini yıkmış ise, bugünde PKK ile kol kola vererek Türkiye’yi parçalayacaktır.

Diktatörlüğü karşısında PKK’ya Güneydoğuda devlet kurdurma taahhüdünde bulunan CHP, gizliden PKK’ya verdiği destekle hedefine ulaşacağını sanıyor ama gerek hükümeti gerekse milleti tuzağa düşüremeyeceği muhakkaktır. Tıpkı şeytanın nefse hitap eden argümanları misali CHP’de cumhuriyet, özgürlük ve demokrasi gibi gerekçelerle ikna ettiği insanları Hades’in karanlığına gömeceğine zerre kadar şüphe duyan, muhakemeden yoksun hilkatsi insanlardır.
   
CHP, PKK’dan çok daha sinsi ve tehlikelidir. PKK, gerek Türk gerekse Kürtlerin apaçık düşmanı olduğundan güveni mevzubahis değil ama CHP, münafığın kâfirden yetmiş kez daha tehlikeli olmasından çok daha korkulu ve asla sırt dönülmemesi gereken azılı bir düşmandır.
                       
Türkiye’yi bölünmeye götürecek CHP-PKK müttefikliğine karşı kararlı ve cesur bir duruş sergilenmez ise, hem Türk milleti hem de Kürt kökenli vatandaşlarımızı cehennemsi günler beklemektedir.

Cumhuriyet ve demokrasinin anlam ve mahiyetini bilmeyen yığınların CHP diktatörlüğüne verdikleri desteğin bedeli ile ırki özgürlük gerekçesiyle PKK’yı savunanların uğrayacakları acı sonlar, tarih sayfalarındaki dehşetlerden farksız olacaktır. Ne kadar kabul edilmek istenmese de mutlaka kanlı bir iç savaş çıkacak, insan olanlarla olmayanların safları ayrılarak kıyım yaşanacaktır.
Felaketin müsebbibi CHP ve PKK olup, ektiklerini biçecekleri gün gök yarılıp Türkiye dibe vuracaktır. Demokrasi gerekçesiyle CHP ve PKK şeytanlarına gösterilen her taviz, Türkiye’nin sonunu hızlandırmaktadır.

Öylesine kin ve nefret içindedirler ki, tüm dünyanın izlediği masum uluslararası müsabakalarda dahi düşmanlıklarını kusmakta, ülkelerinin âli menfaatlerini umursamaksızın haince saldırmaktadırlar. Çünkü nankörlük ve hainliği meslek edinmişlerdir.
   
Düşünün ki, Türkiye’nin büyük şeytanı APO adlı üç başlı köpeğin özgürlüğünü isteyebilecek kadar haddi aşmış BDP, bu cesareti gösterebiliyor ve zaten yaşamaması gereken teröristlerin intiharsı aç kalma eylemleri insanlık adına tartışma konusu yapılabiliyor ise, o devletin kudretini kaybetmiş olduğu anlaşılmaktadır. Halkının huzur ve güvenini bozarak mal ve can emniyetine tecavüz eden PKKBDP’lilere caydırıcı ceza uygulamaktan çekinen bir devlet, güvenilip dayanabilecek bir devlet midir?

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün PKKBDP’lilere gösterdiği hoşgörü ve toleranstan dolayı cesaretlendikleri tartışılmazdır. CHP’nin ayrılıkçı çetelerle millete karşı düzenlediği cumhuriyet(!) mitingine hükümetin yasak getirmesi, tamamen millet menfaatine bir karardı. Ancak hükümetin otoritesine müdahale ederek cumhuriyet aldatmacısıyla millet ve hükümete karşı yapılan gösteriye izin veren Gül, isyancıların sarıldığı bir can simididir.

Hükümet kararını çıkacak olaylardan telaşa kapılıp esneten bir cumhurbaşkanı, devlet otoritesine tecavüz ettirmiş bir cumhurbaşkanıdır!
     
Zannediliyor ki, APO’nun özgürlüğü cumhurbaşkanı, Ak Parti yahut TBMM’nin inisiyatifindedir. Oysa canı yanmış millet, böyle bir durumda ne cumhurbaşkanı ne Ak Parti ne de TBMM’ni yaşatır.

Şeytanla barış adına işbirliği yapmanın kuralı, kesinlikle yapmamak olup; hak ve adaletin bekası için son nefese kadar savaşmaktan başka hiçbir çare yoktur. Ne CHP ne de PKK, asla akitlerinde durmazlar. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün günü kurtarma politikası, belaları daha da derine taşımaktadır.
   
Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra her defasında hiç çekinmeden ahidlerini bozan kimselerdir.” Enfal 56

“Nasıl olabilir ki! Onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne ahit, ne de antlaşma gözetirlerdi. Onlar ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, hâlbuki kalpleri (buna) karşı çıkıyor. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmışlardır.” Tevbe 8

Hiç yorum yok: