23 Kasım 2012 Cuma

İslami özgürlük değil nefsi özgürlük için…


Yahut ahiret değil dünya için mücadele veren Filistinliler, Allah’ın hor ve hakir bırakarak zulüm altında esarete mahkûm kıldığı toplum olmayı hak etmiyorlar mı?

Allah, apaçık bana sığının yardım ve destek olarak “BEN YETERİM” buyurarak, küfre ve zalime karşı savaşı emredip akabinde şahadetle ebedi cenneti müjdelediği halde; Filistinliler, onlarca yıldır süren yüzlerce bomba ve binlerce ölümden dahi ibret almayarak, topyekûn İsrail’e karşı savaşacaklarına ateşkese razı olup ambargonun kalkması için bile direnişte bulunamıyorlar.

Savaşacaklarına ağlayıp ABD güdümündeki İslam ülke iktidarlarından merhamet dilenerek tutsaklıklarının sonlanması konusunda politik hesaplar yapmaları daha da batırmakta, dolayısıyla vahşice öldürülen eş ve çocuklarının azmettirici katilleri olarak yaftalanmaktadırlar. Bu sebeple İsrail, fizikken her ne kadar katleden olsa da, asıl katiller Filistinlilerin ta kendileridirler.

En azından bombalardan kaçıp saklanacaklarına ölümlü bedenlerini “şahadet kalkanı” siper etmek suretiyle yurt satıhlarını tek bir boş yer kalmamacasına sarıp sarmasalardı, Müslümanların ölümden korkmayan ahiret sevdalıklarını kanıtlar, asıl yaşamın dünya değil ahiret hayatı olduğu amaçlarıyla İsrail ve ABD’nin cüretkârlığına son verirlerdi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, kızı öldürülen yaşlı baba ile fotoğrafı her ne kadar duygu seli oluşturduysa da, imani mücadelede hiçbir değer taşımamaktadır. Özellikle o baba, kızının ölümünden sorumlu bir sefildi. Düşmana karşı savaşmamasının bedelini kızının kollarındaki cesediyle ödemiş ve asla hak etmediği bir merhamet hissettirmişti. Oysa o baba, günahkâr ve korkak bir haindi; yakınlarını yitiren diğer Filistinliler gibi “masum çocuklarımızın ne suçu vardı” gibi sömürüsel iniltilerle pespayeliklerini örtbas etmekten başka bir tablo içermiyordu.

ABD’nin birkaç saatlik izniyle Gazze’ye giden dışişleri bakanlarının gözyaşları ve liderlerin meydan okuyucu yaptırımsız sözleri, Peygamberimize hakaret içeren o malum filme duyulan tepki sonrası ABD’li diplomatların öldürülmemesi ve olabilecek Yahudi saldırılarının engellenebilmesi için basıncın elimine edilmesiydi. Maalesef bu taktik başarılı olmuş, ABD ve İsrail’i koruma amaçlı aslanlık, sahiplerine kahramanlık payesi dahi kazandırabilmiştir. Oynanılan tiyatro bugün başarılı olsa da, bakalım yarın ne olacak?

Oysa Gazze’ye giden devlet temsilcileri, kalplerinde zerre kadar iman, hak ve adalet taşımış olsalardı, beyhude nutuklar ve gözyaşları yerine Filistinlilerin yanında kalarak, yıkımın ve katliamların önüne geçebilir, en azından ambargoyu kaldırabilecek duruşla İsrail ve ABD’ye geri adım attırabilirlerdi. Ancak ABD güdümündeki birkaç saatlik ziyaret ve gerilimi düşürecek lâfsı çıkışlarla kurtarıcı olunabiliyor ise, riske ne gerek var?

Allah’ın yanlarında olmasına güvenmezler ama aciz beşerin sözle yanlarında oldukları vaatlerine itimat edenlerden daha hain ve nankör kim olabilir?

Filistinliler mazoşist mi ki, bomba yemekten, yıkılıp yakılmaktan, bitmek tükenmez acı ve dehşetten, din ve namuslarına saldırıdan, yüzlerce ölüm ve yaralı vermekten zevk alıyorlar? Her zamanki gibi İsrail, onur ve şereflerini aşağılayarak taş üstünde taş bırakmıyor, sonrada hiçbir şey olmamış gibi önlerine konulan ateşkesi kabul edip zafer naralarıyla çığlık atıyorlar. İsrail, hedeflediğini yaptı diye mi sevindiler? ABD kuklaları da ihanetsi ateşkesi sağlamanın gururuyla böbürleniyorlar.

Acaba haçlılarla girişilen müttefiklikle; adam gibi ölünebilinir mi?

Yüzyılın mücahidi şehid Osame Bin Laden, zulme karşı adaleti egemen kılabilmek için şeytan merkezleri ve müttefiklerine operasyonlar düzenlemiş, o büyütülen haçlıların nasıl birer hiç olduklarını kanıtlamış ama Müslüman kimlikli münafıklarca dışlanıp terörist ilan edilmişti.

Ne mutlu Osame Bin Laden ve geriye bıraktığı kahraman ordusuna!

El Kaide, kendisini dokunulmaz tanrı sanan ABD adlı şeytan imparatorluğunu topraklarında vurup diz üstü çöktürerek İsrail ve müttefiki Avrupa’ya korku salmışken, Filistinliler, topraklarını işgal eden Allah düşmanı İsrail’in kölesi olmayı sürdürebilmektedirler. Çünkü El Kaide’nin imanlı mücahidleri, her türlü beşeri güce karşı kul olmayı reddedip Allah’a kulluk için savaşmış, dolayısıyla nefislerine değil İslam özgürlüğü için şahadete koşmuşlar ve devam etmektedirler.

Allah adına savaşanın ölüm ya da sağ kalma, galibiyet veya mağlubiyet gibi bir tereddütleri ve çıkar hesapları yoktur. Onlar sadece Allah adına savaşıp insanlığın hak ettiği şeref ve itibarının yücelmesi için mücadele eder, takdiri Allah’a bırakırlar. Sadece verilen hükmü yerine getirmekle kulluklarının gereğini ifa ederler.

Zalim Esed’in acımasızlıkta İsrail’den bir farkı var mı ki, Suriyeli mücahidler, ellerindeki hafif silahlarıyla bomba ve füzelere karşı kıyasıya savaşıyorlar. Ki, Filistinlilerin ellerinde füze dâhil çok daha ağır silah ve yıllarca süren Müslümanların desteği olmasına rağmen; savaşmalarının sebebi, mazlumluk adı altında sömürmeyi bir kazanç kapısı görmelerinden midir?

Ülkelerini kavurup yıkan Esed zalimine karşı savaşmayarak bölge ülkelere kaçmak suretiyle sığınan Suriyeliler de başka bir hain ve alçaktırlar. Ancak çocuk-kadın-hasta ve yaşlıların dışında eli silah tutabilen sağlıklı Suriyelileri kamplarda tutarak beslemek, hem dini hem de insani olarak haramdır. Onlar ne insan ne de Müslüman olmayan mahlûklardır. Hele, halka karşı Esed ordusunda görev yapıp akabinde nedamete gelerek ülkesini terk eden subaylara ne demeli? Vallahi ve Billahi bunlar Müslüman olmadıkları gibi insanda değillerdir.

İslam ve insanlıkla yakından ve uzaktan ilgisi olmayanlara Müslüman denilemeyeceği gibi merhamette duyulmamalıdır. Bu asalaklar sadece vatanlarına değil insanlığa da zarar vermekte, bulundukları yerde fitne çıkarmaktan başka bir amaçları yoktur.

İşte bu münafıkların Müslüman olarak anılmaları, Allah’ın halifeleri olan Müslümanlara da kara bir leke sürmektedir.

Şöhretleri Arap Birliği yahut İslam teşkilatı olan Haçlı mandası altındaki münafıklar, tehdidi topyekûn ortadan kaldıracaklarına, barış adına küfre aman dileyerek olayların tekrar tekerrür etmemesi için ödünler vermekte, münafıkların kâfirlerden ne denli daha zararlı ve düşman olduklarını ortaya koymaktadırlar. Dolayısıyla güya Filistin-İsrail arasındaki ateşkese zil çalıp oynayan ahmaklar, bir mum misali nasıl tükendiklerini dahi muhakeme edemeyecek yetisizliktedirler. Telaşa düşenlerin beladan kurtulabilmeleri ve kurtuluşa erebilmeleri mümkün müdür?

Onlar, gövdesi yerden koparılmış ve o yüzden ayakta durma imkânı olmayan pis bir ağaçtan farksızdırlar ama mevkilerinden dolayı yanılgıya düşülerek güçlü ve caydırıcı oldukları sanılmaktadır.
Başlarına bir bela sararlar tedirginliğiyle şeytan dostlarından korkup Allah’tan korkmayarak yolunda cihad etmeyenlerin mümin olabilmeleri söz konusu değildir. Ancak sözle Allah’tan korktuklarını dile getirenler, bilinmelidir ki gövdesi yerden koparılmış o pis ağaç misali mümin yahut insan olundukları zannedilmektedir.
    
“Ey iman edenler! Allah'tan korkun. O'na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.” Maide 35

Hiç yorum yok: