ergenekon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ergenekon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Org. Başbuğ, derhal tutuklanmalıdır…

Hükümetin ve Müslüman halkın aleyhine TSK’ni isyana teşvik eylem planı hazırlamaktan, suçu örtbas etmek ve suçluları kayırıp delileri karartmaktan yargılanması gereken Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ, TSK gibi güçlü ve onurlu bir ordunun başında bulunamaz.

İçeride ve dışarıda Türk ordusunun itibarını zedeleyip, caydırıcı gücünü zayıflatarak kendi putperest ideolojileri doğrultusunda kullanma derebeyliğini gösterebilen Kemalist Genelkurmay, anayasaca hükme bağlanan görevlerinin dışında halkın seçtiği hükümete ve inançlara düşmanca müdahale ederek, tehditlerle dikta varlığını sürdürme yolunda gayrimeşru gerekçeleri, akıl almaz bir hakla savunabilmektedir.

Cumhuriyet tarihindeki tüm hükümetlere ve kurumlara hükmeden Genelkurmay, ilk kez AK Parti hükümetini ve yargıyı hegemonyası altına alamamanın yenilmişliğiyle çırpınmakta, politik uzantısı CHP’nin tüm gayret ve çabaları da kirliliklerini gizlemeye ve aklamaya yetmemektedir.

Sivil yargının cesur ve adaletli kararlılığı destan yazmakta, diktatör ve teröristler bir bir deşifre edilerek, yargının önüne çıkarılabilmektedirler.

Artık Türkiye’nin önünün açılacağı; halka, düşüncelere ve inançlara hasım barbarların önünün kesilebileceği anlaşılmaktadır.

Halkın ordusu ve silahlarını halkına karşı kullanma eğiliminde olanların ihanetlerine sessiz kalmama erdemliğini sergileyen yiğitler, kanlarını dökerek sahip oldukları vatanlarını hainlere teslim etmeme yönünde ortaya koydukları dirençleriyle Türkiye’yi bağımsızlığa götürebileceklerdir.

İçeride güçlü bir birlik ve bütünlük sağlamadan dışarıda söz sahibi olamayacağımız, dolayısıyla silah baskısı ve tehdidiyle görev yapan bir hükümet ve meclisin de bağımsız kararlar alamayacağı tartışılmaz bir gerçektir.

Bağımsız olmayıp, sözde idaresi altındaki Genelkurmayca güdülen bir hükümet; ne içeride ne de dışarıda Türkiye milletini temsil edemez ve lehinde kararlar aldıramaz.

Nepal gibi üçüncü bir dünya ülkesinde 239 yıldır devam eden Hindu Krallığı, Mayıs 2008'de sona erdirilerek, cumhuriyete geçilmesiyle nasıl yıkıldı ise, Türkiye'deki "Kemalist Krallığı" da yıkılmalıdır.

22 Ocak 2009 Perşembe

Baykal’ın şerrinden Allah’a sığınırım…

Ahir zamanın “Deccal”ı kadar tehlikeli ve karıştırıcı olan Deniz Baykal’ı, bundan böyle “Türk Deccal”’ı olarak adlandıracağım.

Peygamberlerin dahi şerrinden sakınarak Allah’a sığındıkları Deccal, ahir zamanın en korkunç belâsıdır. Deccal; aşırı derecede yalan söyleyen, aldatan, hile yapan, fitne çıkaran, barışı bozan, insanları birbirine düşüren, ve yoldan çıkaran demektir. Birbirine zıt ve düşman olan “Hak ile batılı”, “İman ile küfrü”, “Doğru ile yanlışı” ve “İyi ile kötüyü” birbirine karıştırarak, cenneti cehennem, cehennemi de cennet gibi gösterebilen olağanüstü bir aldatıcı ve bozguncu olan Deccal; insanoğlunun benliklerini kabartarak baştan çıkarıp, hak ve adaleti yağmalamakta, özellikle dini ve din kavramlarını kullanarak, Yaratıcısına iman edenleri, dolayısıyla barışı, doğruyu, iyiliği, adaleti ve erdemliği savunanları saptıracak tüm argümanları kullanmaktadır. Tıpkı “Türk Deccalı” Deniz Baykal ve CHP gibi!

“Türk Deccal”’ının söz ve düşünceleri dikkatle irdelenip gözlemlendiğinde; içinde yalandan, hileden, aldatmadan, iftiradan ve jurnalcilikten başka bir doğrunun ve iyinin olmadığı anlaşılabilecek, Müslüman Türk Milletinin nasıl bir hasmı olduğu kavranabilecektir. Her düşünce ve hareketleri, “Deccalizm” felsefesi taşıyan ve vazgeçilmez bir bayraktarı olan CHP, suyu ateş, ateşi de su gibi manipüle ederek, Türkiye milletinin birlik ve beraberliğini bozmuş, çıkardığı karışıklıklarla birbirine düşman kılıp kıydırmıştır.

Hz.Muhammed (S.A.V) şöyle buyurmuştur. “Deccal çıktığı zaman yanında bir su, bir de ateş bulunacaktır. Fakat halkın ateş sandığı soğuk bir sudur. Soğuk su sandığı ise yakıcı bir ateştir. Deccal’in zuhuru zamanında sizden her kim işitirse, ateş suretinde gördüğü tarafta bulunsun. Çünkü o, tatlı bir sudur” Bu sebeple, CHP’nin iyi dediğinin mutlaka kötü ve ebedi bir felaket olduğu gerçeği, milletçe kurtuluşun tek anahtarıdır. Kıyamet zamanında insanlar, özellikle Müslümanlar için en büyük tehlikenin “Deccal” belâsı olup, içerideki Deccallar yok edilmedikçe, dışarıdaki Deccallardan kurtulabilmenin mümkün olamayacağı aşikârdır.

Türkiye; içinde subaylar, polisler, sendikalar, gazeteciler, savcılar, partiler, mafyalar, sivil toplum örgütleri, solcular, sağcılar, PKK, birçok hücre çeteleri ve etkili kimseleri barındıran kurumsallaşmış büyük bir terör örgütü tehlikesiyle karşı karşıya iken, sözde siyasi ve anamuhalefet partisi olan CHP’nin, adaletin tecelli etmemesi ve terör örgütünün çökertilmemesi yönündeki can siperhane tepkisi, ancak “Deccal” olabildiğine bir kanıttır.

Hükümet, savcı ve güvenlik güçlerinin; devlet ve millet menfaatine, söz konusu terör örgütünün deşifre edilip kurutulması ve yargı önünde hesap vererek adaletin yerini bulması konusunda gösterdikleri cesaret, hassasiyet ve kararlılıklarını baltalayabilmek adına yürütülen hukuk tanımaz faşist ve tahrikçi propagandalar, şüphesiz CHP’nin sinsice yürüttüğü amaç ve hedeflerini ortaya çıkarmış, gizliden desteklediği Ergenekon Terör Örgütü ile olan maddi ve manevi bağını belgelemiştir.

Gerçeklerin anlaşılabilmesi için her gözaltına alınan ve sorgulanan zanlıları, üyeleri olmaları hesabiyle fütursuzca savunabilen provokatör CHP, bütün güçleriyle saldırmakta, dolayısıyla deccalın tüm kriterlerini barındırdığı ortaya çıkmaktadır.

Ülkenin bekası ve terör örgütlerinden kurtulabilmesi adına; Çankaya köşkünde düzenlenen yasama,yürütme-yargı zirvesiyle ilgili açıklama yapan “Türk Deccalı”; "Yargı organlarının başkanlarının iktidar ile buluşturulması kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı ilkesine aykırıdır. Yargı organlarının iktidara mesafeli olması gerekir" sözleriyle, yargıyı, halkın seçtiği hükümet üzerinde bir baskı ve kayıtsız hükmeden bir diktatörlük anlayışında bulunarak, devlet kurumlarının bir araya gelip müşterek bir çözüm üzerinde tartışmalarını, dolayısıyla bir bütünlük içinde hareket ederek, ülkeyi tehdit eden terörizmi ve suç çetelerini ortadan kaldırabilme ittifakını içine sindiremeyip, kendince hükmettiği yargı kurumlarını kaybedebileceği endişesine kapılmış ve millet aleyhine yaptığı bölücü eylemlerin, artık bir yaptırımı olabileceği korkusu, ne yapacağını bilmez bir deliye dönüşmesine neden olmuştur.

İşte bu deccalsı anlayıştan dolayı ”kardeşlik, birlik ve adalet” çatısı çökmüş, haksızlıklar ve adaletsizlikler çığ gibi büyüyerek parçalanılmış, çapulcu bir PKK, terör örgütleri ve mafya bitirilememiş ve bu yüzden on binlerce insanımız ölmüş, sakar kalmış, gasp edilmiş ve sayısız zarar görerek, dini ve ırki düşmanlıklar baş göstermiştir.

Anayasa ve hukuk tanımaz despotluğunu unutarak, argümanlarını anayasaya bağlayarak işlemesi, hile ve aldatıcılığının usta yeteneğindendir. Milletin tartışılmaz değerlerini ve kurumlarını deccalca sömürerek istismar eden örgüt üyelerinden Org.Tuncer Kılınç da; tıpkı “Türk Deccalı” gibi, “Ergenekon Terör Örgütü davasıyla, TSK’den rövanş alınmaktadır” ifadesi, nasıl merhametsiz bir deccal olduğunu kanıtlamaktadır.

Israrla Genelkurmay’ı ve yargıyı hükümete düşman kılmaya çalışarak, ülkeyi karıştırmaya ve bölmeye çalışan terör örgütünün şöhretli mensupları, adaletin yerinin bulmamasında, devlet ile hükümetin arasını açmada ve terör örgütlerinin ülkeyi kasıp kavurmasında alçakça bir çaba sarf etmekte, inatla halkımızı manipüle ederek bataklığa sürüklemektedirler.

Yolsuzlukları ayyuka çıkan, haksız yollardan elde ettiği büyük servetin bir kısmını kendine, bir kısmını ETÖ’ye ve CHP’ye aktaran Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek’in, hukukun hükmettiği kurallar çerçevesinde göz altına alınıp sorgulanmak istenmesine karşı çıkan CHP üyeleri, öyle haddi aştılar ki, devlete meydan okuyarak; “Vur de vuralım, öl de ölelim", "Türküz, Türkçüyüz, Atatürkçüyüz" sloganlarıyla, savaş çığlıkları atabilmişlerdir. Kime karşı? Devlete, millete ve adalete!...

Paniğe kapılan gizli ve aleni, resmi ve gayri-resmi terör örgüt üyeleri; PKK’nın dahi kullanmaya cesaret edemediği ve akıllarına getiremediği söylemlerle, bir iç savaş çıkartabilme psikolojik harekâtı başlatarak, ülkeyi kanlı bir felakete sürüklemekte, bu sebeple mutlaka başlarının ezilmelerinin zaruriyeti kaçınılmaz olmaktadır.

Ya Rabbim! Türk Deccalların şerrinden sana sığınırım.

“Ya Rabbi! Deccal’ın şerrinden sana sığınırım.” Hz.Muhammed (S.A.V)

8 Ocak 2009 Perşembe

Ergenekon çetesinin başı CHP’dir...

Filistin’de yaşanan faciayla ilgili tepkilerimi bugünlük ara verip, onurlu ve cesur savcı ve hakimlerin terörist Ergenekon çetesine karşı devam ettikleri adaletsel soruşturma ve yargılamaya eğilerek, aleyhlerinde yapılan haksız ve zalimce eleştirilere, vakit kaybetmeden cevap vermenin bilinci içinde hareket etmeyi uygun gördüm.

“CHP, bir izmihlaldir” başlıklı yazımda da izah ettiğim gibi; din, ahlak, hak ve adalet kurallarıyla oynamanın bedelini acı ve yokluk vererek, baskı ve şiddet uygulattırarak, suçluları cesaretlendirerek, birlik ve beraberliği bozarak, suç çeteleri oluşturtarak, bireysel hak ve özgürlükleri gasp ederek halkımıza ödeten CHP, cumhuriyeti ve Atatürk’ü istismar etmek suretiyle bugüne kadar, tehdit ve şantajlarla zoraki varlığını koruyabilmiştir. Cumhuriyet kurulduğundan beri Genelkurmay, yargı, medya ve üniversiteleri arkasına alarak gayr-i meşru totaliter gizli iktidarıyla teokratik yapısını elden bırakmamış, erdemli savcı ve hakimlerin adaletle hükmetmeye başlamalarıyla feryat-figan basarak, halka karşı yürüttüğü terörist eylemler ve psikolojik savaşta, artık yenilgiye uğrayacağını fark etmiştir.

Bölücü ve yıkıcı düşüncelerini medyayı galeyana getirerek dilediği gibi yönlendiren Deniz Baykal, artık hükmedemediği medyayı da hedefine alarak, "Medyanın kapsamı, niteliği, içeriği değiştirilmek isteniyor" açıklamalarıyla, absürt bir serzenişte bulunabiliyor.

Daha düne kadar hukuk ve yargının bağımsızlığına vurgu yaparak ilkeleri ve iktidarı temelinde lehinde alınan kararlara sahip çıkıp, yargının hayati önemi adına eleştirilere sert çıkan CHP, bugün ise yargıyı hedef alarak, yargının, siyasetin emrine girdiği polemiğiyle teröristleri kurtarabilme arayışını sürdürme yolunu seçebilmektedir.

Sayısız suikast ve ihtilal planları içindeki Ergenekon Terör Örgütü elebaşlarının gerek bombalama, gerek cinayet, gerek karışıklık, gerekse mitingsel eylemlerini cumhuriyet adına yapmaları her ne kadar ürkütücü bir sömürü ise de; gözaltına alınan ve tutuklanan malum şahısların rütbe, makam ve şöhretsel kimlikleri birbirine zıt bir düşünce yapısı içermekte, ancak hedef Müslüman Türkiye milleti ve seçtiği hükümeti olduğundan, söz konusu düşünce ayrılığına önem vermemişlerdir. Kendilerine yardım karşılığı “Doğu”’yu verme vaadinde bulunarak, PKK örgütlüyle de yakın işbirliğine girişmeleri, tehlikenin ne denli vahim olduğunu, dolayısıyla Türkiye’yi bölmek istediklerini ortaya çıkarmaktadır.

Aslında inanç ve fikir itibariyle birbirine düşman insanları “laiklik ve Atatürkçülük” adına tek çatı altında toplayarak örgütleyen, yargı sırasında da ortaya çıkacağı üzere, CHP’dir. Genel Başkan Deniz Baykal’ın paniğe kapılarak akıl almaz bir öfke, hiddet ve düşmanca hukuka ve yargıya saldırarak ve tıpkı ihanet mitinglerinde olduğu gibi yine Cumhuriyeti alet ederek; “Hukuki değil siyasi bir dava ile karşı karşıyayız. Hedefte Cumhuriyet var" açıklamaları, Ergenekon Terör Örgütünü kayırarak nasıl sahiplendiğini gözler önüne sermektedir.

Açıkça desteklediği terör örgütünü aklayabilmek ve sanıklara dokunulmazlık sağlayabilmek maksadıyla devletin bütünlüğünü, hukuku ve yargıyı tahrip edip, yargı mensuplarına ve hükümete hakaret ederek en ağır ithamlarda bulunan Deniz Baykal; “Çok açıktır ki ancak rejim değişikliği dönemlerinde böyle tablolarla karşılaşırız, Humeyni öncesi Humeyni sonrası, Hitler öncesi Hitler sonrası gibi..." patavatsız ifadeleri kullanabilmiştir.

Dokunulmazlığına ve parti liderliğine sığınarak devlete, yargıya ve halka meydan okuyan Deniz Baykal’ın, adalet ve kamu vicdanı adına derhal yargılanması kaçınılmazdır. Bir türbandan, Kur’an Kursundan ve buna benzer manevi değerlere sahip olunmasından davalar açan ve partiler kapatan Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi, neden susmaktadır? Nerede o parti kapatan ve liderleri hapseden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıları ve Anayasa Mahkeme üyeleri? Eğer kişiye ve ideolojiye özel bir yargılama mevzubahis ise; adaletin hedef ve gayesi olan eşitlik sağlanmıyor demektir ki, böylesi bir ayrıcalık, ancak totaliter rejimlerde olur. Fütursuzca savcı, hakim ve güvenlik güçlerine hakaret ederek, teröristlikle suçlanan örgüt üyelerine sahip çıkan ve yargılanmalarına mani olmaya çalışan Deniz Baykal’ın adalet önüne çıkarılması, fevkalade önem taşımaktadır.

Kemalistlerce çağdışı kabul edilen İslam’i yönetim esaslarına göre mahkeme önüne çıkarılan Hz.Ömer ve Fatih Sultan Mehmet gibi nice devlet başkanı ve sultanlar, davacılar yahudi olmalarına rağmen suçlu bulunabilmişler, Sultan Fatih’in kolunun kesilmesine, Hz. Ömer’in de özel mülke izinsiz mescid yaptırmasından dolayı mescidin yıkılmasına dair kararlar alınabilmiştir. Adalet bir eşitlik ilkesi ise; gözaltına alınan general, akademisyen, yazar ve başsavcının farklılığı olabilir mi? Eğer eski başsavcı Sabih Kanadoğlu, kişiliğinden ve geçmişte sahip olduğu makamından dolayı gözaltına alınmamış ise, sokaktaki vatandaşa da aynı muamele hakkı doğmaktadır. Onları yargı önünde üstün ve ayrıcalıklı tutmak, unutulmamalıdır ki rejimin de adını belirler.

Oysa devletini, vatanının ve milletini seven, halkının barış ve huzurunu önemseyen, birlik ve beraberliğini en çıkar amaç belleyen sorumlu bir parti, Türkiye’nin fevkalade karşı karşıya kaldığı sinsi bir örgütün soruşturulmasına, yargılanarak gerçeklerin açığa çıkarılmasına müdahale etmez ve körü körüne sanıkları savunmaz. Aksi takdirde o örgütün bir üyesidir.

Deniz Baykal’ın şu açıklamaları; Ergenekon Terör Örgütünün kendisini iktidara taşıyabilmesi için gerekli organizeyi yapmak üzere üstlendirdiği bir taşeron ve sponsorunun da CHP ve Baykal olduğunu kanıtlamaktadır. "Dava açılacak ortada iddianame yok. İnsanlar 1.5 yıl gözaltına alınacak neden suçlandıklarını dahi bilmeden hapishanede kalacak. Adalet bir bütündür, parsel parsel olmaz. Bugün maalesef yaşanan da budur. Bu hesap gözaltına alınan insanlardan sorulmuyor, hesap onların temsil ettiği değer ve ilkelerden soruluyor. Cumhuriyet'le hesaplaşılmaktadır." CHP, kanalı vasıtasıyla Tuncay Özkan’a, ihanet mitinglerini düzenlediği gerekçesiyle milyonlarca dolar ödemedi mi? Acaba Ergenekon Terör Örgütüne sağladığı finans ortaya çıkabilir endişesinden dolayı mı, akıl almaz bu saldırıları yapıyor, laikliğin ve Atatürkçülüğün ardına sığınarak kendini siper edebiliyor? Artık yemezler…

12 Eylül ihtilalin dışındaki tüm darbelerin arkasında, içinde ve başında CHP olduğu herkesçe malûmdur. Aleni yollarla iktidara gelemeyen CHP, rakiplerini ya darbelerle indirmekte, ya fitne çıkararak bertaraf etmekte ya da yandaşlarını örgütleyerek karışıklık çıkarmak suretiyle anarşiye başvurarak…

Hakim ve savcılara alçakça hakaret ederek, korkutup sindirmeye çalışan Deniz Baykal, yoksa avukatlık yaptığı sırada da aynı taktikleri mi kullanıp adaleti saptırıyordu? Acaba anayasa da; suçlu, hatta terörist faaliyetlerde bulunan solcu ve Kemalistlerin suçlanamayacakları ve gözaltına alınamayacaklarına dair bir hüküm mü var? Yoksa CHP’nin değer ve ilkeleri; anayasanın, kanunların, hukukun, vicdanın ve adaletin üstünde ve o değerlere bağlı kişiler ayrıcalıklı sayılıp, suç işleseler de yargılanamazlar mı? Hani dokunulmazlığı ve eşitliği savunuyordu?

Deniz Baykal’ın hukuka, adalete ve yargıya yaptığı hakaret ve suçlamalar karşılıksız kalırsa; bilinmelidir ki bu fevkalade tehlikeli bir örnek olacak, bundan böyle hiçbir vatandaşın yargılanması meşru sayılmayacaktır. Terör örgütünün eylemlerini ve sanıkları açıkça savunan Deniz Baykal, mutlaka aynı örgüt içinde yargılanmalı, gizli hesapları ve ilişkileri ortaya çıkarılarak kamuoyu aydınlatılmalıdır.

Ayrıca, kendini korumakla yükümlü yargının; gerek Yargıtay Başkanlar Kurulunun açıklamaları, gerekse baroların açıklamaları dehşet vericidir. Kendilerine yaptıkları bağışlanamaz saldırılardan dolayı Deniz Baykal’ı eleştirmek yerine, görevlerini yapmaya çalışan kendi üyelerini kıyasıya eleştirmeleri, hayret ve tedirginlik vericidir. Yoksa yargı, iktidarlarca dilenildiği gibi yönlendirilip, müdahale altında mı ki Yargıtay Başkanlar Kurulu; Ergenekon soruşturmasıyla ilgili son gelişmeleri “endişe verici” olarak değerlendirebilmektedir? Söz konusu soruşturmayı yöneten Cumhuriyet Savcıları ve yargılayan Cumhuriyet Hakimleri değil mi? Bu kadar da olmaz ki….

Deniz Baykal, şayet örgütün bir başı ve eylemlerin odağı değil ise; kendisine öğüdüm; emin olması gereken tek şey, hiçbir şeyden emin olmaması, dolayısıyla sabırla sonucu beklemesidir. Yargıya saldırarak ve yargılamayı sabote ederek hiçbir sonuca varamaz…

Yoksa; DTP=CHP, Abdullah Öcalan=Deniz Baykal mıdır?

“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana, babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar, Allah onlara sizden daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer büker, yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” Nisa. 135

Ancak Deniz Baykal ve CHP; vahye inanmadıklarından adaleti eğip bükmek istemekte ve adil bir kararın çıkmasına fırsat tanımaya yanaşmamaktadırlar. Sadece Allah emretti diye mi, yoksa başka nedenden mi kaçmaktadırlar?

5 Ekim 2008 Pazar

Kemalist teröristler

Müslüman milletimize karşı amansız düşmanlığı kendilerine hedef edinip nifak, bölücülük ve şiddete başvurabilen mihrakların tutuklanarak adalet önünde hesaba çekilmeleri, şüphesiz her vatandaşımızın sevindiği bir gelişmedir. “Ergenekon” çatısı altında ittifak sağlayan söz konusu teröristlerin emekli general, subay, polis, işadamı, gazeteci ve yazar gibi çevrelerden oluşmaları vahameti bir kat daha arttırmakta, beslendikleri kaynağında CHP olduğu ifadelerle ve desteğiyle ortaya çıkmaktadır.

Dün müttefiki PKK‘yı destekleyen bugün de “Ergenekon Terör Örgütü”ne açıkça sahip çıkabilecek cesareti gösterebilen CHP’nin, siyasi bağlamda DTP’den hiçbir farkı bulunmamakta, hatta gizli hesaplarından ve sinsi emellerinden dolayı onlardan da çok daha tehlikeli oldukları anlaşılmaktadır. Nur Serter gibi acımasız çetenin şövalyelerinden bir neonazi’yi milletvekili yaparak dokunulmazlığa bürüyen CHP, bugün olabilecekleri kestirebilseydi tutuklanan tüm teröristlere milletvekili imkânı sağlayarak, mutlaka yargılanmalarını önlemek isterdi.

Cumhuriyet kurulduğundan günümüze kendilerini Türkiye’nin yegane sahibi zannıyla doğrudan ya da dolaylı yollardan iktidarlarını sürdüren CHP ve Kemalist çeteler, artık milletimizin söz sahibi olmak istemeleriyle okkalı bir tokat yemişler ve tüm kirlilikleri her geçen gün su yüzüne çıkmaya devam etmiştir. Sözde egemenliklerini sürdürebilmek için bölücülüğü ve şiddeti meşru gören odaklar, bilinmelidir ki Türkiye’nin en büyük düşmanı ve en merhametsiz bozguncularıdır.


Kemalistler, İslam’ı irticacılıkla özdeşleştirip yıllardır Milli Güvenlik Siyaset Belgesinde 1.derece tehdit olarak addettirmeyi başarmış, katliamlar yapan PKK’dan bile daha tehlikeli gösterttirerek, Müslüman toplumumuzu yüce dinleri İslam’a karşı korkutabilmişlerdir. Resmiyette bugün dahi öyle değil mi?

Münafığın kafirden yetmiş kez daha tehlikeli olduğu gerçeği temel alınır ise; PKK’dan ve DTP’den çok daha tehlikeli Kemalist teröristler ve CHP’nin olduğu apaçık kavranabilecektir.

Düşmanını uzakta değil, her zaman yakınında ara…

“De ki; Bizim için Allah’ın yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim sahibimizdir. Onun için müminler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.” Tevbe.51