iktidar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iktidar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2014 Cuma

Başarı; Kazanç; Zenginlik; Sağlık; Şöhret; İktidar; Zafer!



Nefis başka ne istesin ki?

Ah birde, sahip olduklarını muhafaza edebilse; ölümüne dek hiç kaybetmese; ölümü durdurup elindekileri bırakmasa; diriyken kimse yanına yaklaşamayıp gıpta ile izlenirken, ölümüyle birlikte bir çukura atılmasıyla etrafında haşereden başka kimsenin kalmamasını önleyebilse…

Makedonya Kralı İskender, bir gün seferden dönerken yolu üzerinde bulunan bir yarım adaya uğramış. Ada halkı öylesine akıllı, zeki, bilgili ve meziyet sahibiymiş ki, İskender’in hayranlığını ve takdirini kazanmışlar. İskender, onlara, “Dileyin benden ne dilersiniz” demiş. Ada halkı, İskender’in yüzüne bakarak, “Ya İskender! Sen bize ne verebilirsin ki?” yanıtında bulunmuşlar. İskender de “Ben, dünyayı titreten ve önümde diz çöktüren büyük Kralım, dilediğiniz her şeyi verebilecek güç ve kudrete sahip tek hükümdarım!” diyerek, büyük bir üstünlük ve azamet içinde böbürlenmiş.

İnsanlar, “Peki, senden üç şey isteyeceğiz; ilki, bize ölümsüzlük verebilir misin?” diye sormuşlar. İskender, “Yahu, ben bunu size nasıl verebilirim, askerlerimin ölümüne engel olamazken, sizinkini nasıl engelleyebilirim?” cevabını vermiş. İnsanlar, ikinci talepte bulunarak; “Bize belli bir süre yaşama garantisi verebilir misin, ecelimizi teminat altına alabilir misin?” İskender, bu soruya da hiddetlenerek, “Ben bunu kendime ve orduma sağlayamıyorum, size nasıl sağlayabilirim?” diye yanıtlamış. Ve üçüncü olarak, “Peki senden son şey isteyeceğiz. Yaşamımız boyunca hiç hasta olmayıp sürekli sağlıklı kalabilmemizi temin edebilir misin?” İskender iyice hiddetlenerek, “Bunlar nasıl istekler ki, hiç yapmaya kudretim olmayan şeyleri benden talep ediyorsunuz!”

Bunun üzerine insanlar; “Öyleyse ya İskender; madem bunları bize verebilecek gücün yoktu, neden bize ‘Dileyin benden ne dilersiniz, dünyayı boyunduruğu altında bulunduran, her şeye gücü yeten ve isteklere karşılık verebilen’ olarak kendini tanrılaştırıyorsun? Eğer bize vermeyi düşündüğün yiyecek, içecek, giyim, ilaç veya benzeri geçici şeyler ise, onları her halükarda azda, zorda olsa temin edebilmekteyiz, ecelimiz gelmediği ve hayatta kaldığımız sürece zaruri ihtiyaçlara bir şekilde ulaşabilmekteyiz.”

İskender, duydukları bu gerçekler karşısında sanki savaşta mağlup olup esir düşmüş bir komutanın haleti ruhiyesiyle bir hiç olduğunu anlamanın ezikliği ve acziyeti içinde boynu bükük oradan uzaklaşmış.

“Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir. Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekânı bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitapta (levh-i mahfuz'da) dır.” Hud 6

İnsanoğlunun gerçekler karşısındaki inanılmaz tavrı, tıpkı üzerine ölü toprağı serpilmiş ruhsuz bir ceset gibidir. Geçici ve sürekliliği olmayan ve de benliğini azdıran makam, başarı, kazanç, zenginlik, şöhret, iktidar ve zaferlere karşı müthiş zaafı ve aleyhindeki oluşumları önleyememe dayanıksızlığı, akılsal ve mantıksal teorileri darmadağın yapmaktadır.    

Teoride tarif edilen zihinsel fonksiyonların ve iddia edilen özgür iradenin olması gereken yaptırımıyla eylem aşamasındaki aykırılığına bir açıklama ve çözüm getirilememekte; mantıkla duyguların, özgür irade ile kaderin çatışması ne giderilebilmekte ne de düşünülen ve dilenilen bilimsel savlar gerçekleştirilebilmektedir.

İnsanoğlunun mutlak bir egemenliğe, fayda veya zarar sağlamasına, dilediğini yapabilecek özgür bir iradeye kavuşamaması, ne kadar karşı çıksa da kulluğunun bir sonucudur. Yaratıcıya karşı güdülen benlik, şeytanın misyonu gereği kadersel dürtüden kaynaklanmaktadır. Meleklere ve peygamberlere dahi verilmeyen iradesel başarı, kazanım, zafer ve iktidar gücünü insanoğlunun sahiplenmek isteyerek hâkimiyet kurma hırs ve ihtirası, nefsinin tanrılaştırma kışkırtmasındandır. Yaratıcıyı değil de hilkatteki eşlerini güçlü ve egemen kabul edebilmeleri, şeytani bir sapmadır.

İnsanın başarısı, şöhreti, ilmi, zaferi ve gücü ne olursa olsun, sahip olduğu iktidarı kendi yaratmadığı ve meydana getirmediği için muhafaza edememekte, yaratılan canlı veya cansız her varlık gibi belirlenmiş süresi dolduğunda geldiği hiçliğe geri dönmektedir. O süre zarfında ister bir karınca ya da aslan, ister bir köle yahut kral, ister bir yoksul veya zengin, ister bir çakıl taşı ya da koca bir dağ, ister küçücük bir örgüt ya da dünyanın en güçlü devleti olsun, her şey gibi sonunda yok olmaya mahkûmdur. Geçici emanetsel bir başarı, zafer, zenginlik veya iktidarlık, şeytanın aldatmada kullandığı en önemli nefsi araçlardır.

Makedonya Kralı İskender,  muhteşem hazinelere sahip ve dünyayı titreten Pers Kralı Darius’u yenilgiye uğratmasıyla, kralın savaş meydanından kaçarken kendi askerleri tarafından ihanete uğrayarak yaralanması akabinde ölümüne ramak kalmışken söylediği son söz; “Yaşadığım gibi şanıma lâyık bir biçimde ölemediğime ve bir pislikmiş gibi güvendiğim askerlerim tarafından öldürüldüğüme kahrediyorum.”

Yaşarken sahip olduklarını bilgi ve iradesi ile elde ettiğini sanan, neden ölürken başaramıyor?

“Yaşamanın sırlarını bileydin ölümün sırlarını da çözerdin. Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok. Yarın, akılsız neyi bileceksin.” Ömer Hayyam

“De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilahımızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık O’na yönelin, O’ndan mağfiret dileyin. Ortak koşanların vay haline!” Fussilet 6

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Sizde bu kafa olduktan sonra daha çok…

Kılıçdaroğlu balonu ile ilgili yaptığım gerçeklere dayalı eleştiriden sadece ”sünnetli mi, sünnetsiz mi” soruma kilitlenerek; ahlak, din ve insanlık dersi vermeye çalışan pespayelerin paniklikleri ve üste çıkma gayretleri, sanırım Kılıçdaroğlu cephesinin bir yönlendirmesi olsa gerek. Gerçeği bilmediğimden peşin hükümden uzak basit bir sorum öyle bir telaş uyandırdı ki, bir şeyler saklama gayretiyle ulumalarının doğurduğu istifam güçlülük kazandı. Ermeni dönmesi, ateist, Marksist veya sünnetsiz olmak tabii ki kadersel bir zorunluluk ve hiç kimsenin eleştirme hakkı da yoktur. Ancak halkı yönetmeye aday bir liderin veya partinin gizlemesi açık bir ahlaksızlık, hilekârlık ve ihanettir. Ne var ki “din ve namus” değerlerini reddeden bir anlayıştan doğruluk ve vicdani bir tavır beklenilmemelidir.

Hümanist söylemlerle din ve ahlak istismarına kalkışanların yayınlamakta maruz gördüğüm şahsımdan ziyade Allah, din ve peygambere karşı alçakça yaptıkları küfürler, CHP ideolojisinin açığa vurulmasından başka bir şey değildir.

Yığınların yanı sıra CHP faşizmini iktidara taşıyıp aziz milletimizi büsbütün perişanlığına taşeronluk yapan satılık kalemlerin iğfal ettikleri gençlerimizi ağlarından kurtulmalarını engelleme çabaları, şüphesiz ahlaklı ve iffetli bir Türkiye’nin ve millet egemenliğinin oluşmaması içindir. CHP iktidarıyla kirletmeye devam edecekleri halkımızı manipülasyonlarla yönlendirmeye çalışmakta, tipsizlikten ve ahlaksızlıktan idam edilecek fiziki ve karakteristik yapılarına rağmen entelektüel şöhretleriyle kompleksli insanlarımızı baştan çıkarmakta; köşelerinde, ekranlarında ve Nişantaşı barlarında avlayarak iğrenç emellerine peşkeş çektikleri bilinen bir gerçektir. O kadar bayağıdırlar ve fil pisliğinin içinde debelenmektedirler ki, Kılıçdaroğlu makyajı kendileri ve harami patronları lehine hayati bir kurtuluş umudu taşımaktadır. Her zaman olduğu gibi sömürdükleri ve istismar ettikleri yine milletimiz, sonunda “yandım Allah” diye inleyen de milletimizdir.

Bülent Ecevit, Kılıçdaroğlu’nun işe yaramaz bir balon olduğu ön görüsüyle adaylığını reddettiğini biliyor musunuz? Ancak İslam ve halk düşmanı ateist eşi Rahşan Ecevit, ölen kocasını çiğneyerek Kılıçdaroğlu’nu destekleyebilmiştir.

Ecevit’e de benzetilen yeni balonun da Ecevit’in halkımızı nasıl ekmeği, gazı, benzini, yağı ve bilumum ihtiyaç maddelerini karneye bağlattığını, elektriksiz günler yaşattığını, soğuktan ve susuzluktan çileler çektirdiğini, anarşiyle birbirlerini öldürttüğünü, iktidara gelebilmek için bakanlık karşılığı başka partilerden milletvekili satın aldığını, rüşvetin, yağmanın, yoksulluğun, yolsuzluğun ve işsizliğin en dorukta ve fütursuzca işlendiğini hatırlatarak, aynı acı günlerin geri geleceği gerçeğine müneccim olmaya gerek yoktur.

Maalesef halkımız her şeyi çabuk unutabilmekte, kendilerine karşı acımasız ve duyarsız davranarak kandırılma tehdidinden sıyrılamamaktadırlar. Bir politikacıya, dahası ülkeyi diktatörlük ilkeleriyle yöneten barbar bir ideolojinin bayraktarlarına hiçbir şartta güvenmemeleri gerekirken; kozmetik ürünlere olan düşkünlüklerinden ve yalanın yılanı bile yuvasından çıkarabilecek gücünü muhakeme edememelerinden dolayı keşke ve pişmanlık acizliklerini hayatlarından çıkaramamaktadırlar. Beterin daha beteri olduğunu düşünemediklerinden yaşamlarını şeytana teslim edebilmektedirler.

Abartılara öyle zafer çığlıkları atabiliyoruz ki, örneğin Apo’yu Kenya’da derdest eden ABD ve İsrail ittifak ajanları olup, bir zahmet gelip alın diye mesaj göndermeleri üzerine şaşırılacak bir gösteriyle DSP-ANAP-MHP koalisyon hükümetin Başbakan’ı Ecevit kahraman ilan edilebilmiş ve etkisiz hale getirilen azılı suçluyu Kenya’dan alan Balyoz Terör Örgütü üyesi olmaktan tutuklu halk düşmanı emekli korgeneral Engin Alan’da sanki meydan muharebesinde esir almış ya da yuvasında ele geçirmiş gibi göklere çıkarılmıştı. Ne oldu? Krallara dahi sunulmayan özel bir ada tanzim ettirilerek, azılı teröriste hizmet yaptırılmadı mı? Bu bir yenilgi mi yoksa bir zafer miydi? Bu yüzden zafer ve galibiyetin anlam ve mahiyetini unuttuk, balonları kurtarıcı baş tacı yaparak insanlıktan çıktık.

Irkı ve dini siyasete alet etmeyeceklerini sürekli dile getiren CHP, din ve namus üzerinden siyaset yaparak işgalini sürdürmektedir. Atatürk milliyetçisi olmayanları vatan hainliğiyle suçlayabilmekte, inancından dolayı eğitime, çalışmaya ve devletinin hudutları içinde yaşamaya antagonistçe set çekerek, kamu alanı gibi işgalci sınırlar çizebilmektedir. Hani ırkı, dini ve ahlakı siyasete alet etmeyeceklerdi?

Halkı katletmeyi, hapsetmeyi, birbirlerine düşürmeyi, kaos oluşturmayı, fişlemeyi en insafsızca yapan silahlı şövalyelerini savunarak, suçluların hukuk önünde hesap vermelerini engelleyebilme entrikalarını millete meydan okurcasına aleni destekleyebilmekte ve her türlü tertibin içinde yer alabilmektedirler.

Dünya mehdi beklerken Türkiye; işsizliği giderecek, rızık dağıtacak, terörü bitirecek, herkese huzur ve güven verecek, yoksulluğu ve fukaralığı ortadan kaldıracak, hastalara şifa dağıtacak, savaşları durdurup barışı sağlayacak, suçları kökünden kurutacak, dilekleri geri çevirmeyecek, özgürlükleri alabildiğine sunacak, neredeyse merdiven basamaklarını dahi altından yapacak Kılıçdaroğlu adlı kurtarıcı bir tanrıya kavuştu. Acaba ölümü de durdurabilecek mi? Ne mutlu CHP ve Kılıçdaroğlu’nun kulu olana…

Medarı kurtarıcımız Kılıçdaroğlu’nun TBMM’de ağırladığı ve halkımıza 40 liradan et yedirten ancak hükümetin karaborsacı soygunculara dur diyerek ithal kararı almasına panikleyerek kurtarıcı tanrıları Kılıçdaroğlu’na sığınan Et Üreticileri Birliği Temsilcilerine Kılıçdaroğlu öyle sahip çıktı ki, daha iktidar olmadan, hatta genel başkanlığa seçilmeden, “Benim yolumu açacak olacak sizlersiniz. Birilerinin oyunu var. Bu oyunu bozmak bizim görevimiz. Bu oyunu bozmak için biz yola çıkarken önümüzü açacak olan da sizlersiniz. Sizden sadece önümüzü açmanızı, destek vermenizi bekliyoruz. Bu sorunların üstesinden geliriz. Sizden tek istediğimiz var; önümüzde önce bu hükümete destek midir, destek değil midir bunun referandumu yapılacak. Anayasa Değişikliği, arkasından seçimler gelecek. Sizin davanızı mecliste savunmamda hiç endişeniz olmasın. CHP Genel Başkanı olsam da, düz sıradan milletvekili olsam da sizin hakkınızı sonuna kadar savunacağım. “

Haydi, umutla beklediğiniz kurtarıcınız Kılıçdaroğlu eti tekrar 40 liraya, iktidara gelmesi akabinde belki 100 liraya kadar çıkaracağına söz verdi. Afiyet olsun…

Ak Parti ve Erdoğan düşmanlığının tek amacı, Müslüman ve dindar bir kimlik taşımasıdır. Oysa hükümetin yaptıklarını her ne kadar kifayetsiz bulsam da, başarılarını onların hayali bile kaldıramaz. Eğer Erdoğan, diğerleri gibi hegemonyalığa boyun eğmiş olsaydı Atatürk bile ilan ederlerdi. Batı ile olan yakınlığı ve ilişkisini dahi hazmedemeyerek, Türkiye’yi Batı’nın esaretine sunduğunu iddia eden ucubeler, şerefli Türk medeniyetini ve dinini devrimlerle Batı’ya peşkeş çeken kendileri değil mi? Dinimizi, dilimizi kültürümüzü, örneksi ahlakımızı, gücümüzü ve birlikteliğimizi doğrayan CHP değil mi? Devrimlere muhalefet edenleri hunharca idam eden, kıyafet muhalifliğinden bile İstiklal gazilerini yargılayan ve alçakça asan, zindanlarda çürüten, vatanlarından süren, baskı ve tehditlerle zulmün en vahşicesine layık gören CHP değil mi? Elim bir savaştan çıkarak yiyecek bir lokma, ayaklarına geçirecek bir çarık, başlarını sokacak bir barınak bulamayan, kendi partililerinin dışında geri kalanı süründürüp kahraman milletimizi iliklerine kadar sömürerek varlıklarını zimmetlerine geçirmek suretiyle zengin olan ve saltanat içinde yaşayan CHP’liler değil miydi? Bu CHP mi yolsuzluğu, yoksulluğu ve işsizliği engelleyecek?

Kemal Kılıçdaroğlu adlı bir mankeni allayıp pullayarak vitrine koyanın CHP şövalyeleri olduğu bilinciyle muhakemeye kalkışınız. Bu gün hapsedilen acımasız teröristlerin yarın salıverilerek hepinizin karnını deşeceklerini, mallarınızı gasp edeceklerini ve ırzlarınıza geçeceklerini bir an olsun aklınızdan çıkarmayın. Tamamı yalan olan şeytani vaatlere inanarak cehennemi çağırmayın.

Şer ittifakı CHP çatısı altında toplanan maskelilerin kalplerinde saklı olanları her ne kadar bilemezseniz de referanslarını ve var olma amaçlarını görmemezlikten gelmeyin. Anayasa da yapılan değişiklik paketine karşı çıkmalarının tek nedeni diktatörlüklerini kaybedecek olmalarıdır. İktidarın tek söz sahibi olmak istemiyor musunuz? Yargı despotizmini ortadan kaldıracak, Genelkurmay’ın darbe palanlarını ve girişimlerini engelleyecek, Anayasa Mahkemesi’nin ideolojik kararlarının önüne geçecek, HSYK’nın hukuk ve adalet aleyhli baskılarını bertaraf edecek bir değişikliğe karşı çıkmak, apaçık bir ihanettir.

Unutmayınız ki Deniz Baykal’ın yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun gelmesi vitrinsel bir göz boyamadır. Sorun kişide değil CHP zihniyetindedir. Kılıçdaroğlu’da CHP ilkelerinden asla taviz vermeyeceğini deklare etmişken, nasıl bir değişimin olabileceği umudu taşınabiliyor?

İkinci sınıf Hollywood aktörü olan eski ABD Başkanı Ronald Regan, başkanlık seçimlerine katıldığında ABD’lilerin büyük bir çoğunluğu, ABD gibi süper bir gücü ikinci sınıf bir figüran mı yönetecek diye karşı çıkmışlardı. O dönemin ileri gelen güçlü bir politikacısı, ”başkanın kim olduğu önemli değil velev ki odun dahi olsa sistemin kuralları geçerlidir” demişti.

Türkiye’yi ötekileştiren; kardeşi birbirine vurduran; dini ve ahlakı yok eden; istismarın ve sömürünün bayraktarı olan; kalkınmayı ve ilerlemeyi engelleyen; caydırıcı gücümüzü ve bütünlüğümüzü biçen; suçları azmettiren; inanç ve vicdan özgürlüklerini baltalayan; ahlaklı şehit analarını ve kardeşlerini genelevlerde satan; milletimizi sapıklıkta liderliğe yükselten; hukuk ve adaleti doğrayan; kendi ideolojisi dışındakileri hainlikle suçlayan; baskı ve yasaklarla insanlarımızı bezdiren; ekonomik, sosyal ve siyasi tüm başarısızlıkların adresi olan CHP’dir. Çünkü her gelen hükümet, CHP ilkeleriyle siyaset yapmaya mahkûm kılınmaktadır. CHP’nin hükmettiği bir devlette millet iradesinin egemen olabilmesi mümkün değildir.

Askeri ve yargı darbeleri ve de terörist girişimlerle diktatörlüklerini koruyamayacağını fark eden CHP, hazırladıkları komployla önce Genel Başkanları Deniz Baykal’ı devirmiş, sonra da Kemal Kılıçdaroğlu adlı balonu milletin önüne çıkararak, aptal ve kandırılmaya hazır sandıkları halkımıza umut vaat edip ağlarına düşürmeye odaklanmışlardır.

Uyanın arkadaşlar! Farklı düşünmemiz ve inanmamız inatlaşmamıza ve doğruda birleşmemize yol açmamalı. Bu vatan hepimizin ve tıpkı İstiklal muharebelerinde olduğu gibi fırsatçılara ve işgalcilere karşı omuz omuza mücadele vermeliyiz. O cehennemsi günleri geri getirecek şeytan oyununa gelmemeliyiz. Tek amaçları milletin dini ve namusunu yok etmek olan CHP’nin aldatıcı maskesine kanmamalıyız. Atalarımızın ve bir kısmımızın hangi acılara müstahak olduğunu irdelemeliyiz ki ne kendimiz ne de çocuklarımıza yaşatmamalıyız.

Dün Deniz Baykal ve avanesini kim seçmişse, bugün de Kemal Kılıçdaroğlu’nu onlar seçmektedir. Öyleyse nasıl bir değişimin olabileceğini düşünebilir, sevinç naraları atabilir ve dileklerinizin yeşerebileceğine umut bağlayabilirsiniz?

Muhakeme edebilen ve vicdanı olan hiçbir insan, aleyhlerine düzenlenen tezgâhın parçası olamaz ve CHP gibi bir felaketi bağırlarına basamaz…

5 Kasım 2009 Perşembe

Artık hiçbir suçlu yargılanamaz…

Rütbe, mevkii ve makam’a göre yargının işlediği Türkiye; monarşi ve derebeylikte dahi örneği olmayan bir haksızlığı ve adaletsizliği sergileyerek, suçu azmettirip meşrulaştıracak iğrenç bir politikayla insanlık onur ve şerefi doğranmaktadır.

Ya Başbakan ya da Genelkurmay Başkanı derhal istifa etmeli, kaoslaştırdıkları güven bunalımından ve adaleti lağvetmelerinden yargılanmalıdırlar…

Ergenekon Terör Örgütü elebaşlarından Albay Hasan Atilla Uğur’un 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki ifadesi; halk düşmanı yapılanmaların, isyan ve bölücülüğün arkasındaki gücün Genelkurmay olduğu gerçeğini tartışmasız bir itirafla ortaya koymuştur.

İç Hizmet Kanunu hükümlerine göre emirlere ve amirlerine mutlak itaat ederek, görev yaptığını savunan Alb. Uğur; "Emirsiz hiçbir faaliyet içinde bulunmadım. Bu davaya dâhil edilmemin sebebi, 2003 ve 2004 yıllarında Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı'nda görev yapmış olmamdır. Verilen emirlerin amacı ve niyeti ast tarafından komutana sorulamaz. Sadece komutanlarımdan aldığım emirleri yerine getirdim ve hiçbir emrin dışına çıkmadım." Emir komuta zincirinde aksi bir davranış mümkün mü?

Genelkurmay’ın mecburen kalkan edindiği Alb. Dursun Çiçek ve emrindeki askerlerde, tıpkı Alb. Hasan Atilla Uğur gibi üstlerinin emirlerine itaat ederek, ihanetsel planı hazırlamış, bundan dolayı koruma altına alınarak hukuka ve millete meydan okunmaktadır. Genelkurmay’ın darbe yapıp kendilerini tutuklayarak saltanatlarına son verir endişesi, hükümeti ve meclisi paçavraya çevirmekte, milleti de eşit bir suça teşvik etmektedir.

Eğer Org. Başbuğ ve diğer üst düzey generallerin bilgisi olmasaydı, halkı ve adaleti karşılarına almaya cesaret edebilirler miydi?

Kimliği meçhul onurlu subayın itirafları ve kamuoyunu aydınlatan açıklamaları, hala Genelkurmay Başkanını ve ihanetin içinde olan komutanları görevden almaya yeterli değil ise; Cumhurbaşkanı, meclis, başbakan ve hükümet, neyin müzakeresini ve tartışmasını yapıp; hukuk, adalet, güven ve aydınlık ahkâmı kesiyorlar?

Bundan böyle hiçbir suçlu yargı önüne çıkarılamaz ve mahkûm edilemez. Şayet Genelkurmay üyelerinin hukuk karşısında yargılanamaz, dokunulamaz ve korunabilir ayrıcalıkları var ise; eşitlik hukuk ilkesi gereği milletin suçlu üyeleri de bundan böyle yargı önüne çıkarılamaz ve mahkûm edilemez.

Politik pazarlıklar ve çıkarlar uğruna Türkiye’yi suç cehennemine çevirenlerin cirit attığı bir felaketi yaşıyor ve çok daha beterini yaşayacağımızdan hazırlıklı olunmasını öğütlüyorum.

Medyanın ve sivil örgütlerin cılız tavrı, favkalade hayati önem taşıyan adaletin yerini bulması yönünde yeterli değildir.

Adaletin küçüldüğü ülkelerde, büyük olan artık suçlulardır.