İçeride Genelkurmay, dışarıda diplomatların ortaya koydukları buyurgan ve müstemlekesel politikalarla Türkiye Halkı layık olduğu lidersel güce kavuşamamakta, batılıların ve Kemalistlerin şamar oğlanı olmaktan öteye gidemeyerek, asla bağımsız olamamakta ve etkin kararlar alamamaktadır.
Diplomatların “vitrin mankeni” varlıkları, Türkiye’nin gücüne ve diplomasisine büyük darbeler indirmiş, ekonomik ve siyasi haklarının gaspına neden olmuştur. DHL’nin ne olduğunu bilmeyen, görev yaptığı başkentte 2 yıl kalmasına rağmen hiç kimseyi tanımayan Türk büyükelçilerini bizzat tanımış, “Akıl mı Kader mi” adlı kitabımda tüm sefilliklerini ve sünepeliklerini deşifre etmişimdir. Aynı tezgahtan çıkmalarından dolayı bugünde hiçbir şey değişmemiş, ne Türk devleti, ne de Türkiye milleti, maalesef yurtdışında temsil edilememenin ezikliğini yaşamaktadırlar.
CHP ve Kemalist yanlı hükümetlerin dışında iktidara gelmiş hükümetlere göz açtırmayıp sürekli tehdit eden gettolar, dünyaya hükmetmiş Müslüman Türkiye milletini çerçöp ederek sürünmesine, dolaysıyla dünyada söz sahibi olmamasına yegane etkenlerdir. CHP ideolojisinin amansız bekçileri ve takipçileri olan totaliter Genelkurmay ve yargı; ne acıdır ki CHP’nin tetikçileri izlenimi vermiş, kendilerinden olmayan hükümet, bürokrat ve vatandaşa karşı düşmansı bir tavır sergileyerek, CHP lehine açık bir tehdit oluşturmuşlardır. Halkın irade ve takdirine bile saygı göstermeyerek infiale ve kaosa neden olmuş, bu sebeple düşmanlarımız üzerindeki tahakkümü kırıp, güvenen dost ve kardeşlerimizi de yalnızlaştırarak barbarlara peşkeş çekmişlerdir.
Böylesi yıkıcı bir despotizme karşı doğrudan mücadele etmek yerine, olabilecek bir iç savaşı hesap ederek kurtuluşu batı da arayan hükümet, batının baskısıyla Kemalizm diktatörlüğünün üstesinden gelebileceğini düşünmüş, böylece İsrail yandaşı barbar batının zincirlerine hapsolmuştur. Ancak Dünya Ekonomi Zirvesinin düzenlediği Gazze panelinde bağımsız bir Müslüman Türk’e yakışır onurlu duruş sergileyen Başbakan Erdoğan, vurulan zincirleri kırma yolunda fevkalade önemli bir adım atmış, mazlum, mağdur ve sömürge altında yaşayan toplumların umudu olmuştur.
Gerek Genelkurmay’ın, gerekse yargının milletçe seçilen AKP hükümeti aleyhine giriştikleri entrikalar, şüphesiz yerli ve yabancı kamuoyunca dikkatle izlenmekte, gerçek yüzleri bir bir ortaya çıkmaktadır. Cumhurbaşkanlığı seçiminde; Kur’an kurslarındaki başörtülü çocukları bahane ederek hükümete muhtıra verebilme cesaretini gösteren Genelkurmay, CHP’nin isteği doğrultusunda medyayı ve yargıyı harekete geçirerek, o malûm, adaleti katleden anayasa mahkemesinin aldığı kararı gerçekleştirmiş ve darbe şantajıyla sağ muhalefet üzerinde baskı uygulamışlardı.
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle ilgili ANAP’ın ve genel başkanı Erkan Mumcu’nun anayasa değişikliği talebine şiddet ve tehditle karşı çıkıp, silah gösteren eski genelkurmay başkanı Org. Hüseyin Karadayı; “CHP tezine destek verin, cumhurbaşkanını halkın seçmesi halinde ordunun müdahale edeceği” gözdağında bulunarak, nasıl bir halk ve cumhuriyet düşmanı olduğunu itiraf edebilmiştir. Bir avuç Kemalist’in dışındakileri “halk”tan saymayan ve seçtiği vekillere, hükümetlere ve cumhurbaşkanına itibar etmeyip saygı göstermeyen müstebit CHP’liler, alışageldikleri diktatörlüklerini, Müslüman Türkiye milletinin kendisi olan “orduyu”, heyhat, düşmansı bir işgalci güçmüş misali ideolojik çıkarları uğruna kullanmak isteyerek, kabul edilemez bir terörü, yani Ergenekon Terör Örgütünü besleyip büyütmüşler, sonrada meşrulaştırabilme adına fütursuzca savunabilmişlerdir.
İhanetle yargılanması gereken Org.Hüseyin Karadayı’nın deşifre olan telefon konuşması, halkımızca en güvenilir kurum olan Genelkurmay’ın, aleyhlerinde nasıl bir sinsilik içinde olduğunu gözler önüne sermekte, ne gariptir ki eski başsavcı Sabih Kanadoğlu’nun da bu tezgahın içinde yer alması, gözleri üyesi olmakla suçlandığı Ergenekon Terör Örgütündeki ilişkisine çevirmektedir.
“Teşekkür ettim Sabih Kanadoğlu’na. Gece konuştuk telefonda 45 dakika. ‘Ne olacak bundan sonra?’ dedim, ‘Vallahi kötü istikamete gidiyorlar’ dedi. Genelkurmayın düşünmesi lazım artık bu işi. Bir tek Silahlı Kuvvetler temizler artık. Eğer bu seçimlerde de başarılı olunmazsa, Silahlı Kuvvetlerin bunu halletmesi lazım. Bunlar yani cumhurbaşkanlığına kadar kendi adamlarından biri gelir, seçimde de ekseriyetle başa geçerlerse o zaman asker temizler bunu.” Peki, sözünü ettiği o adamlar; dostları katil İsrail’den, barbar ABD’den, terörist PKK’dan çok daha tehlikeli, bu milletin seçtiği vekiller ve hükümetleri değil mi? Türk Silahlı Kuvvetleri kimi temizleyecek ve bahsi geçen o işi nasıl halledeceklerdi?
Oysa Genelkurmay, asla “Türk Silahlı Kuvvetler” demek değildir ve şahit olduğum dehşetsi gerçekler karşısında, Genelkurmay’dan açıklanabilecek halkın ve hükümetin aleyhindeki herhangi bir sözün ciddiye alınmamasını ve derhal karşı koyulmasının gerekliliğine inanıyorum.
Artık durun…
Halkını ve hükümetini tehdit eden bir Genelkurmay, adaletsiz ve taraflı bir yargı, asla bu milletten olamaz , dolayısıyla temsil edemezler…
Tümgeneral Erol Özgil’in; “Türk insanının kanı bozuk” tüyler ürpertici haçlı sözleri, ordumuzu idare eden generalce nasıl bir muhasara altında olduğumuzu kanıtlamaktadır. Acaba o ordunun adı; Türk Silahlı Kuvvetleri değil midir? Öyleyse kendileri kimdir?!? Ayrıca aynı general Erol Özgil; "Tel örgünün içinde hukuk olmaz. Tel örgünün içinde her şeyi yapabilirsin” sözleri, Baykal’ın ifadesiyle Türkiye’yi açık bir “Guantanamo”’gibi gördüklerini ortaya koymaktadır.
Ey Müslüman Türkiye milleti!
Zaman, çıkar zamanı değil, birlik ve beraberlik içinde zincirlerden kurtulma zamanıdır.
Dış düşmanlarınıza karşı geçmişte verdiğimiz kurtuluş mücadelesini, iç mihraklara karşı vermez, dik durmaz ve bağrınıza basmaya devam ederseniz, biliniz ki esaretten kurtulamayacak, CHP ve terörist yandaşlarının kanlı ökçeleri altında ezilmeye devam edeceksiniz.
Kimin arkasından gittiğinizi, hangi amaçlar için kullanıldığınızı, geleceğinizin şimdikinden daha beter mi olacağını gözlemlemez ve muhakeme edemezsiniz, vallahi hiç beğenmediğiniz bugünleri de arayacak, acı, baskı ve köleliği onur saymaya başlayacaksınız.
Sizler, başka milletler gibi esareti ve aşağılanmayı tatmamış, yüce Allah’ınızın lütfettiği o kahramanların torunlarısınız.
O onurlu, cesur ve yiğit atalarınız gibi dik ve hür yaşayın, dahili ve harici hiçbir düşmanınızın zincir vurmasına fırsat vermeyin.
İçinize karışmış damızlık ürünlerin hezeyanlarına ve fısıltılarına aldanıp farklı inançlara ve ırklara hasım olmayın, yoldan çıkarak insanlık, şeref, namus ve onurlarınızı doğramayın.
Katil İsrail cumhurbaşkanına gerekli hamleyi yapan ve korku imparatorluğu olan Kemalist zorbalara ve terör örgütüne karşı zor bir mücadeleye girişen Başbakanınızın arkasında durun ve ona destek verin ki, ne geri adım atabilsin ne de hainlerin oklarına siper olabilsin.
Sizler cesur ve kararlı olun ki, o’da gereğini yapmaya mecbur kalsın.
Yalakalık ve çıkar hesabı yaparak her şeyi alkışlamayın, doğru söz ve davranışlarına pirim verin, yanlışlarında yakasına yapışın.
Baş tacı yapıp şımartmayın, eleştirilerinizle ateşten bir gömlek giydiğini hissettirin.
Eğer onu; fırsatçıların, haramilerin ve despotların eline bırakırsanız, barış, birlik ve özgürlük umudu sönecek, çok daha zorlu ve şiddetli bir itilip kakılmayla karşılaşacaksınız.
Her insan hilkatte bir eş, ancak inanç ve ırkta farklıdır.
Birbirinizin inanç ve ırklarına saygıda kusur etmeyin, erdemliğin vazgeçilmez bir ilkesi olan tahammül ve sabrı, mutlaka muhafaza edin.
Yanlışları ve hataları olabilir, ama onu doğruya getirecek, erdemli ve adaletli davranmaya itecek ve Müslüman Türkiye’ye yakışır adımları arttıracak yine sizlersiniz.
Sizler doğru ve dürüst olursanız, yöneticileriniz de olacaktır.
Biliniz ki, hiçbir zaman dışlanmaya, sızlanmaya ve ikinci sınıf olmaya lâyık değilsiniz.
Sizler; birkaç çapulcu liderin, gazetecilerin ve sözde aydın döküntülerinin emir erleri, kuklaları ve kulları değil, belki de onlardan çok daha üstün, zeki, yetenekli ve fazilet sahibi insanlarsınızdır.
Sizler, dünyaya hak ve adalet dağıtmış, bu uğurda barbarları dize getirmek uğruna canlarını vermiş kahraman ecdadınızın geriye bıraktıkları asil evlatlarısınız.
Gelin birlik olun, canlarını ve mallarını sizler için feda eden o mübareklere ihanet etmeyin ve ihanet edenlerle birlik olup, ruhlarını sızlatmayın.
Eğer hak ederseniz, mutlaka geleceğin yiğit liderleri sizlersiniz…
Sabih Kanadoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sabih Kanadoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Ocak 2009 Cuma
26 Ocak 2009 Pazartesi
Eski başsavcı Kanadoğlu çıldırdı…
Müslüman Türkiye milletini; dini ve ırki ayırımcılık yaparak, vatanlarında aşağılatıp temel hak ve özgürlüklerini elinden alan Kemalist diktatörlüğün günden güne erimesi Kemalistleri çıldırtmakta, ülkeyi kaosa ve kana boğmak adına kurdukları darbe amaçlı terör örgütünün deşifre edilerek adaletin önüne çıkarılması, büsbütün oynatmalarına neden olmaktadır.
Baskı ve zorbalıklarla halkın iktidarını engelleyen tepeden inmeciler, milletin kendisi olan hükümet, savcı ve hakimlerin diktatörlüğe son verecek idare ve yargı girişimlerine ateş püskürmekte, tehdit ve hakaretlerle sindirmeye çalışmaktadırlar. Ülkenin bütünlüğe, huzur ve güvene kavuşabilmesi, toplumumuzu perişan edip nice evlatlarımızın ölümüne sebep olan terör ve mafya belâsından kurtarabilmesi adına yasama-yürütme-yargı erklerinin cumhurbaşkanı önderliğinde bir araya gelmeleri, Kemalist jakobenleri çileden çıkarmış, hegemonyaları altındaki kurumların halktan ve adaletten yana tavır sergileyecekleri endişesiyle, cumhurbaşkanlığındaki toplantıyı anayasaya aykırı bulmuşlardır.
Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü, barış ve güveninden yana olması gereken sözde başsavcı; “memleket sorunlarını konuşamayacaklarını ve kuvvetler ayrılığı ilkesinin çiğnendiğini” iddia ederek, çekinmeden anayasanın ve yargının Kemalist ideolojiye hizmet eden bir diktatörlük olduğu imasında bulunmuştur. Bu inanılmaz itirazlar; bir hezeyan mı, yoksa bir itiraf mı?
Güya, bağımsız hukuk ve adalet adına yıllardır bu ülkede görev yapmış, sözde üst düzey bir yargı mensubu olan Sabih Kanadoğlu’nun diktatöryel açıklamaları milletimizi şoka sokup kanını dondurmuş,terör örgütü Ergenekon’a arka çıkıp, yargılayan savcı ve hakimleri aşağılayan sözleri, ancak “pes” dedirttirmiştir.
İşte ideolojik ve despotik bu anlayıştan dolayı adalet sağlanamamış; zayıf olanlar, güçlüler tarafından olabildiğince ezilerek, insanlara ırkları, dinleri ve dilleri yüzünden zulmedilmiştir. Ahlâkın tartışılamaz temel kurallarıyla oynamalarından kanunlar çaresiz kalmakta, dolayısıyla yasalar çoğaltıldığından işin içinden çıkılamamakta, böylece tarafsız bir adaletin uygulanmasına fırsat verilmemektedir.
Yaklaşık 85 yıldır Türkiye milletini yargılayan yargının bağımsız olmadığını ifade ederek, on binlerce vatandaşın yargılanması sonucu mahkûm ya da beraat olmaları, suçlarına ve yargı mensuplarının tarafsızlığına göre değil de, ideolojik, dini veya ırki kriterlere göre yargılanarak cezalara çarptırıldığı iddiası dehşet uyandırmaktadır. Adalet küçültüldüğü için mi, suçlar büyümüştür?
Sabık savcı Kanadoğlu’nun Türkiye’yi ve anayasayı temelinden yıkacak olan; "Türkiye'de yerel mahkemeler iktidarın etkisi altındadır" açıklamaları, şüphesiz kendisinin de CHP’nin etkisi altında olduğunu belgelemekte ve yıllarca görev yaptığı yargıda, nasıl CHP ideolojisi doğrultusunda kararlar aldığı da itirafıyla kanıtlanmaktadır.
Kanlı bir terör örgütü ile dolaylıda olsa bağı olan, destekleyen ve savunan her kimse, o, bir teröristtir.
Ergenekon adıyla haklarında inanılmaz iddialar hazırlanıp yargıya sevk edilen acımasız ve bölücü bir terör örgütünü, yargı mensuplarından daha üstün görebilen, teröristleri değil de, savcı ve hakimleri eleştirip aşağılayabilen Deniz Baykal, Sabih Kanadoğlu ve yandaşları, bilmelidirler ki; tehdit ve şantajlarla çökmekte olan amansız diktatörlüklerini kurtaramayacak, tıpkı DTP’nin PKK’ya sahip çıkması misali, kendi ideolojilerindeki teröristleri savunarak, asla egemenliklerini sürdüremeyecek ve adaleti baltalamayacaklardır.
PKK’yi övmelerinden DTP’li politikacılar ve bürokratlar nasıl yargılanıyor ve hukuk önünde cezalara çarptırılıyorlar ise; Baykal ve Kanadoğlu’nun da adalete hesap vermeleri kaçınılmaz olmalıdır. Aksi takdirde, ülkenin derebeyi kuşatması altında olduğu gerçeği deşifre olur ki, halkın hukuka ve yargıya olan güvenini ortadan kaldırır, Kanadoğlu’nun bağımsızlığını sorgulayarak küçümsediği mahkemeler, onların etkileri altında taraflı bir görev yaptıkları belgelenir. Asil ve merhametli halkımızı adaletten soğutmaları, zalim ve mazlumları çoğaltmıştır.
Unutulmamalıdır ki adaletin önünde her vatandaş eşit olmalıdır. Gerek Deniz Baykal, gerekse Sabih Kanadoğlu veya benzerleri; dağdaki çobandan ya da dilenen bir pejmürdeden hiçbir farkları ve üstünlükleri bulunmamaktadır. Toplumun birbirleriyle kaynaşıp kucaklaşması, ancak eşit bir adaletle mümkündür. Ayrıca, adaleti lağvedercesine suçluları koruyan Sabih Kanadoğlu’nun yerel mahkemeleri aşağılayarak yüzlerce savcı ve hakimi töhmet altında bırakması, eşitlik ilkesi gereği karşılıksız kalmamalı, mahkemeye hakaret eden her vatandaş gibi, mutlaka yargılanarak cezalandırılmalıdır ki, halkın adalete karşı olan derin huzursuzluğu ve güvensizliği ortadan kalksın….
“Adaletin hedef ve gayesi eşitliği sağlamaktır.” İhering
“Adaletsizliği işleyen, çekenden daha sefildir.” Platon
“Bir hak konusunda hüküm verilirken; hakkın kendi lehine hükmedilmesi halinde bundan memnun olan, fakat aleyhine hükmedilmesi halinde bu hükmü tanımayan insanlar zalimdir.” Hz.Muhammed (S.A.V)
Baskı ve zorbalıklarla halkın iktidarını engelleyen tepeden inmeciler, milletin kendisi olan hükümet, savcı ve hakimlerin diktatörlüğe son verecek idare ve yargı girişimlerine ateş püskürmekte, tehdit ve hakaretlerle sindirmeye çalışmaktadırlar. Ülkenin bütünlüğe, huzur ve güvene kavuşabilmesi, toplumumuzu perişan edip nice evlatlarımızın ölümüne sebep olan terör ve mafya belâsından kurtarabilmesi adına yasama-yürütme-yargı erklerinin cumhurbaşkanı önderliğinde bir araya gelmeleri, Kemalist jakobenleri çileden çıkarmış, hegemonyaları altındaki kurumların halktan ve adaletten yana tavır sergileyecekleri endişesiyle, cumhurbaşkanlığındaki toplantıyı anayasaya aykırı bulmuşlardır.
Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü, barış ve güveninden yana olması gereken sözde başsavcı; “memleket sorunlarını konuşamayacaklarını ve kuvvetler ayrılığı ilkesinin çiğnendiğini” iddia ederek, çekinmeden anayasanın ve yargının Kemalist ideolojiye hizmet eden bir diktatörlük olduğu imasında bulunmuştur. Bu inanılmaz itirazlar; bir hezeyan mı, yoksa bir itiraf mı?
Güya, bağımsız hukuk ve adalet adına yıllardır bu ülkede görev yapmış, sözde üst düzey bir yargı mensubu olan Sabih Kanadoğlu’nun diktatöryel açıklamaları milletimizi şoka sokup kanını dondurmuş,terör örgütü Ergenekon’a arka çıkıp, yargılayan savcı ve hakimleri aşağılayan sözleri, ancak “pes” dedirttirmiştir.
İşte ideolojik ve despotik bu anlayıştan dolayı adalet sağlanamamış; zayıf olanlar, güçlüler tarafından olabildiğince ezilerek, insanlara ırkları, dinleri ve dilleri yüzünden zulmedilmiştir. Ahlâkın tartışılamaz temel kurallarıyla oynamalarından kanunlar çaresiz kalmakta, dolayısıyla yasalar çoğaltıldığından işin içinden çıkılamamakta, böylece tarafsız bir adaletin uygulanmasına fırsat verilmemektedir.
Yaklaşık 85 yıldır Türkiye milletini yargılayan yargının bağımsız olmadığını ifade ederek, on binlerce vatandaşın yargılanması sonucu mahkûm ya da beraat olmaları, suçlarına ve yargı mensuplarının tarafsızlığına göre değil de, ideolojik, dini veya ırki kriterlere göre yargılanarak cezalara çarptırıldığı iddiası dehşet uyandırmaktadır. Adalet küçültüldüğü için mi, suçlar büyümüştür?
Sabık savcı Kanadoğlu’nun Türkiye’yi ve anayasayı temelinden yıkacak olan; "Türkiye'de yerel mahkemeler iktidarın etkisi altındadır" açıklamaları, şüphesiz kendisinin de CHP’nin etkisi altında olduğunu belgelemekte ve yıllarca görev yaptığı yargıda, nasıl CHP ideolojisi doğrultusunda kararlar aldığı da itirafıyla kanıtlanmaktadır.
Kanlı bir terör örgütü ile dolaylıda olsa bağı olan, destekleyen ve savunan her kimse, o, bir teröristtir.
Ergenekon adıyla haklarında inanılmaz iddialar hazırlanıp yargıya sevk edilen acımasız ve bölücü bir terör örgütünü, yargı mensuplarından daha üstün görebilen, teröristleri değil de, savcı ve hakimleri eleştirip aşağılayabilen Deniz Baykal, Sabih Kanadoğlu ve yandaşları, bilmelidirler ki; tehdit ve şantajlarla çökmekte olan amansız diktatörlüklerini kurtaramayacak, tıpkı DTP’nin PKK’ya sahip çıkması misali, kendi ideolojilerindeki teröristleri savunarak, asla egemenliklerini sürdüremeyecek ve adaleti baltalamayacaklardır.
PKK’yi övmelerinden DTP’li politikacılar ve bürokratlar nasıl yargılanıyor ve hukuk önünde cezalara çarptırılıyorlar ise; Baykal ve Kanadoğlu’nun da adalete hesap vermeleri kaçınılmaz olmalıdır. Aksi takdirde, ülkenin derebeyi kuşatması altında olduğu gerçeği deşifre olur ki, halkın hukuka ve yargıya olan güvenini ortadan kaldırır, Kanadoğlu’nun bağımsızlığını sorgulayarak küçümsediği mahkemeler, onların etkileri altında taraflı bir görev yaptıkları belgelenir. Asil ve merhametli halkımızı adaletten soğutmaları, zalim ve mazlumları çoğaltmıştır.
Unutulmamalıdır ki adaletin önünde her vatandaş eşit olmalıdır. Gerek Deniz Baykal, gerekse Sabih Kanadoğlu veya benzerleri; dağdaki çobandan ya da dilenen bir pejmürdeden hiçbir farkları ve üstünlükleri bulunmamaktadır. Toplumun birbirleriyle kaynaşıp kucaklaşması, ancak eşit bir adaletle mümkündür. Ayrıca, adaleti lağvedercesine suçluları koruyan Sabih Kanadoğlu’nun yerel mahkemeleri aşağılayarak yüzlerce savcı ve hakimi töhmet altında bırakması, eşitlik ilkesi gereği karşılıksız kalmamalı, mahkemeye hakaret eden her vatandaş gibi, mutlaka yargılanarak cezalandırılmalıdır ki, halkın adalete karşı olan derin huzursuzluğu ve güvensizliği ortadan kalksın….
“Adaletin hedef ve gayesi eşitliği sağlamaktır.” İhering
“Adaletsizliği işleyen, çekenden daha sefildir.” Platon
“Bir hak konusunda hüküm verilirken; hakkın kendi lehine hükmedilmesi halinde bundan memnun olan, fakat aleyhine hükmedilmesi halinde bu hükmü tanımayan insanlar zalimdir.” Hz.Muhammed (S.A.V)
Etiketler:
adalet,
başsavcı,
Deniz Baykal,
Kemalist,
kemalizm,
Mehmet Ali Şadoğlu,
Sabih Kanadoğlu
18 Ocak 2009 Pazar
Kemalist oligarşi
Devletin caydırıcı kurumlarına hükmeden Kemalist jakobenlerin Müslüman Türkiye halkı üzerindeki korku imparatorlukları, seçilmiş meclisi ve hükümetleri sindirmekte, adaletsel yargıyı baskı altında tutarak, amansız ideolojileri doğrultusunda yönlendirmektedirler. Çıkardıkları yıkıcı ve bölücü fitne ve karışıklıklarla ülkenin huzur, güven, barış ve bütünlüğünü bozan buyurganlar, gizli despotik iktidarlarını peyderpey açığa çıkararak, tek söz sahibinin kendileri ve hiçbir şartta yargılanamayacak bir dokunulmazlığa sahip olduklarını pervasız söz ve müdahaleleriyle vurgulayabilmektedirler.
Yüzyıllardır hiçbir gücün zincir vuramadığı ve esir edemediği necip milletimizi tutsak ederek; tehdit ve hakaretlerle aşağılayan, düşünce ve inanç hürriyetlerini yasaklayan, sırf vahiysel dinlerine olan imanlarından dolayı hükümetlerini deviren ya da çalışmalarını engelleyerek etkisizleştiren, diledikleri gibi yargılayarak mahkum eden Kemalistler; yazarları, gazetecileri, papazları, akademisyenleri, yargı mensupları, generalleri ve daha birçok üyeleriyle kurdukları Ergenekon Terör Örgütü ile gizliden gizliye yürüttükleri bedhah plan ve eylemlerinin deşifre olmasıyla paniğe kapılmışlar, mevki ve makamlarından dolayı kamuoyundaki saygılıkları ve güvenlerinin sarsılıp, maskelerinin düşmesiyle yargıya ve hükümete haçlılar misali saldırarak, tehditler savurarak, bertaraf etmeye çalışmaktadırlar. Ancak mermi namludan çıkmış, artık geri dönüş yoktur…
Ne var ki burası, çıkarsal iğrenç pazarlıkların alabildiğine döndüğü bir Türkiye ve tüm bu işgalci saldırılara, haksızlık ve adaletsizliklere siper olabilecek cesur ve kararlı bir hükümetin dik durabileceği endişesi, maalesef halkımızda mevcuttur.
Son operasyonda Kemalizm’in şövalyeleri eski MGK Genel Sekreteri Org. Tuncer Kılınç, Org. Kemal Yavuz, eski Yargıtay başsavcısı Sabih Kanadoğlu ve eski YÖK başkanı Kemal Gürüz’ün gözaltına alınmaları, ne yazık ki Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ’u ve malum köktenkemalistleri harekete geçirmiş; medya, hücre çeteler ve sivil toplum örgütleri bir yana, Genelkurmay’ı da kaygılandırıp, Org. Başbuğ’un cumhurbaşkanı ve başbakanı ziyaret etmesiyle adalet hançerlenmiş, söz konusu sanıklar savcılıkça serbest bırakılabilmiştir.
Müslüman Türkiye milletinin amansız düşmanı emekli Org.Tuncer Kılınç’ın bölücü ve yıkıcı şu söylemleri, hâlâ hafızalardadır. "Atatürk milliyetçisi değilseniz vatan hainisiniz." Ayrıca, eşleri türbanlı olan milletvekillerine: “Eğer eşleriniz sizi dinlemiyorlar da dini inancımızdır falan diyorlarsa, boşayın.” diyebilecek kadar haddini aşan, düşmansı kin ve nefret dolu bir kimse; “bölücü ve provokatör” değil de nedir? Ülkesini parçalamaya ve birbirine kıydırmaya çalışan Tuncer Kılınç’ın, Ergenekon Terör Örgütü’nün bir üyesi veya sempatizanı olduğu tartışılmazdır.
Gizli iktidarları yıkılmakta olan despotik Kemalistlerin tekrar eski derebeyliklerini kazanabilmek için “her yol mubahtır” , velev ki tek bir insan dahi kalmasa, “ya biz, ya hiç” felsefesiyle Müslüman halkına karşı muharebeye girişen gözü dönmüş azılı çeteler ve yandaşlarına; rütbeleri, makamları ve güçleri ne olursa olsun asla müsamaha gösterilmemeli, hukukun gereği yapılmalıdır. PKK’dan daha tehlikeli ve insafsız bir terör örgütüne gösterilebilecek en zerrecik taviz, umutları karartacak ve eskisinden çok daha beterinin yaşanmasına sebep olacaktır. “Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun.” Freud
Ey başbakan, hükümet üyeleri ve muhalefet! Bari bu olayda sebatkâr davranın da, bir nebze de olsa ihanetsel hata ve yanlışlarınızı telafi edebilin…
İşte nüfusunun neredeyse tamamı kırmada olsa Müslüman olan toplumumuza böylesine hakaret edebilen köktenkemalist bir generalin hezeyansal bölücü sözleri; en azılı hasımlarımız haçlıları bile aratmayacak bir düşmanlıktadır. Farklı etnik ve dini toplulukların yaşadıkları ülkeleri vatan kabul ederek gerektiğinde canlarını veren Türkiye halkını fitne çıkararak kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden ve aşağılayan Org. Tuncer Kılınç, Anayasanın 216. maddesi gereği bölücülük suçundan yargılanması gerekirken; sözde cumhuriyetçi Kemalist dokunulmazlığından dolayı kendisine dokunulamamış, aynı gerekçeyle, bugün ETÖ ile olan bağlantısı, tutuklanmasını, hatta hakim önüne çıkarılmasını engelleyebilmiştir. Ama, en azından kendisine sürtünüldü ya…
Cumhuriyet, laiklik ve Atatürkçülük adına sürekli yargıya müdahale ederek soruşturma açılmasına bile fırsat tanımayan Kemalistler, cesaret eden vatanperver savcı ve hakimleri görevlerinden attırarak cezalandırabilmektedirler. Hatırlanacağı üzere; Şemdinli terör olaylarında bir kitapçıya bomba atarak terörist faaliyette bulunan bir Astsubay’ı koruyan eski Genelkurmay başkanı Org.Yaşar Büyükanıt, hakim ve savcılar yüksek kurulunu harekete geçirtmiş, hakkında soruşturma başlatılan Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya’yı, “görevini kötüye kullanma” gerekçesiyle görevinden men ettirmişti. Adaletin yerini bulması konusunda gösterdiği erdemliğin karşılığını ağır bir bedelle ödeyen Ferhat Sarıkaya’ya yapılan daha nice haksızlıkların yaşandığı totaliter bir devletin yumrukları altında adalet paçavraya çevrilebilmektedir. Onun için, ancak “tabela devleti” olabildik…
Asla unutamadığım ve karşı gelmemden dolayı ceza alarak tam 71 gün hapis yattığım bir başka vahim olay ise; eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden’in, “Laik olmayan insan, insan değildir. Onların kanından şüphe ederim.” açıklaması, her ne kadar Müslüman Türkiye milletine karşı işlenmiş düşmansı bir hakaret, bölücülük ve cürüm ise de, kendisine hiçbir yaptırım uygulanmamış ve soruşturma açılmamıştı.
Çünkü onlar, Türkiye’nin dokunulmaz efendileri ve diktatörleridir…
Oligarşi Kemalizm’in politik kurumu ve derebeyi CHP ve Deniz Baykal; suç işlemede özgür olan ve yasalar karşısında gizli bir dokunulmazlıkları bulunan rütbeli rütbesiz tüm Kemalist suçlulara hakkı ve hukuku doğrama pahasına arka çıkmakta, akıl almaz savunma ve sebeplerle bölücüleri ve kışkırtıcıları cesaretlendirerek, büsbütün meydan okumalarını, isyanlarını ve çeteleşmelerini teşvik etmektedir. Bugün ki gibi geçmişte de aynı argümanları kullanan Deniz Baykal, herhangi suçlu bir Kemalist’in yargı önünde hesap vermesine şiddetle karşı çıkmış; bağımsız hukukun icrasından, adaletten ve halktan yana bir duruş sergilemesi gerekirken, kendinden olan teröristlere ve bozgunculara sahip çıkmakta, böylece millet, hak ve adalet aleyhine ne kadar tehlikeli ve İsrailsi sinsi bir despot olduğunu ortaya koymaktadır.
Sömürü ve istismar ile birlikte anılan Deniz Baykal; laiklik adına sürekli Müslüman milletimizi aşağılamış ve insafsızca dışlayarak, Kemalistlerin işlediği suçlarda adalet arayan gerek hükümete, gerek polislere, gerek hakim ve savcılara en ağır şekilde hücum edip, her olayda “Cumhuriyete bir saldırı ve düşmanlık” nakaratlarıyla, tahrikçi ve habis üslûbundan hiç vazgeçmemiştir. Kendisinin gerçekte cumhuriyetçi bir parti lideri mi, yoksa faşist bir diktatör mü olduğu yargısı, şüphesiz söz ve davranışlarıyla kanıtlanmaktadır. “İnsana aradığı şeye bakılarak değer biçilir.” Mevlana
Geçmişte olduğu gibi bugünde, gelecekte de ülkenin başına çok büyük bir bela ve fitneleriyle kurumları birbirine düşürüp infiale neden olan Deniz Baykal; fevkalade hassas bir denge olan halkın seçtiği hükümet ile Genelkurmay’ın arasını açarak, darbeyle devirme planlarını gündeminden hiç düşürmemiş, başaramayacağını anlayınca, cumhuriyet ve laiklik adına isyansı mitingler, yetmedi, Ergenekon gibi terör örgütleri kurdurarak ve daha birçok bölücü faaliyetleri organize ederek, hem dışarıda hem de içeride Türkiye’nin gücünü kırmıştır.
Deniz Baykal; önce arka çıkıp, sonra hükmedemeyip dışladığı ve hükümetten rüşvet almakla suçladığı Org. Büyükanıt aleyhine hazırlanan Şemdinli iddianamesine bölücü amaçlı tepki göstererek; "Ne yazık ki hükümetin Silahlı Kuvvetlerine karşı bir darbe girişiminin söz konusu olduğudur. Bu iddianame orduya karşı açık bir darbedir. Herkes bu iddianameye karşı çıkmalıdır. Asıl üzüntü verici olan da o darbe girişimine yargının alet edilmiş olmasıdır. Yargı, bir süreden beri gerçek işlevini ciddi ölçüde kaybetmiş gözüküyor. Bunun da ötesinde yargının çok sakıncalı amaçlar için alet edildiğine tanık oluyoruz." Bu sözleri söyleyen despot bir general değil, halkın oyuyla meclise girmiş bir parti lideri. Ancak 29 yıl askeri bir rejimle ülkeyi yöneten bir partiden, hürriyetçi ve halkçı bir tavır beklemek fevkalâde irrasyoneldir. Ne de olsa hep silahların desteğinde varlıklarını sürdürmemişler mi?
Hatırlanılacağı üzere; Org Büyükanıt, CHP için, “seviyesiz ve hain” açıklamasını yapmıştı. Çıkar ilişkilerin hazin sonu…
Ünlü İngiliz ajanı ve Türk düşmanı Lawrence’in politikasını güden Deniz Baykal, yıllardır gericilikle aşağıladığı türban ve çarşafa kurtuluş tek umudu sarılarak, köktenkemalist üyelerinin eleştirilerine dahi aldırmadan türban ve çarşafı öven sözler söylemişti. Oysa sağ kolu ve Genel Sekreteri Önder Sav; İslam’ın yüce Peygamberi Hz.Muhammed (S.A.V) ile alay edebilmiş, “hac ibadetinin abes, Araplara para kaptırmaktan başka bir şey olmadığını” açıkça ifade ederek, gerçekte nasıl bir peygamber ve din düşmanı olduklarını kanıtlamışlardır.
12 Eyül 1980 yılında isyan eden Genelkurmay’ın cunta şefi Org.Kenan Evren, elinde Kur’an, il il dolaşarak, halka verdiği vaazları unuttunuz mu? PKK'nın 1984'te başlattığı silahlı terör karşısında devletin kurtuluş mücadelesi adına başvurduğu en önemli ve etkin araç, tıpkı Deniz Baykal gibi ‘din’ değil miydi? Ulusalcılık, Atatürkçülük ve laiklik terminolojisinde işedikleri argümanların başarısızlığı karşısında Mart 1986’da ayetlerin yazılı olduğu el ilânlarını helikopterlerden attırarak, afişler hazırlattırarak ve ileri gelen din referanslı araştırmacıları bölgelere göndererek PKK’ya karşı ‘Cihad’ çağrısı yapmamışlar mıydı? O ilânlarda ne yazılıydı? "Vatandaş! Bakın en yüce İslâm dini size ne emrediyor... Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Allah tecavüzkarları sevmez. Onlara karşı savaşmak senin gibi her Müslüman’ın görevidir." Oysa, irtica adına vahye savaş açıp, Müslümanlara hayatı zehir kılan Kemalistler; inanmadıkları dinin birleştirici tek güç ve çözüm olduğunu bildikleri halde, yine de düşmanlıklarından vazgeçmemekte, sıkıştıkları anda bir can simidi misali sarılmaya devam etmektedirler.
Şunu da herkes bilmelidir ki: Kitaplarımda da altını ısrarla çizdiğim gerçek; Genelkurmay ile TSK’nın, tıpkı ruh ile beden yahut hükümet ile halk misali birbirinden ayrı kuvvetler olduğudur. Genelkurmay, ancak Türk Silahlı Kuvvetlerini yönetmekle yükümlü bir kurumdur. Genelkurmay, her ne kadar Kemalist bir ideolojiye sahip ise de, içinde benim ve milyonlarca Müslüman’ın olduğu TSK, Kemalist veya laik değil, her düşünce, inanç ve ırkın bir araya geldiği ve vatanları uğruna canlarını vermeye hazır olduğu kahramanlardır.
Türkiye’yi sürekli gerip sarsan Kemalistler, halkımıza özgür bir nefes aldırmamış, değeri olan her şeyi sömürerek istismar etmişlerdir. Türk milletinin diğer bir kimliği olan Türk Silahlı Kuvvetleri, birkaç generale bedel tutulmaya çalışılamaz. Aksi takdirde, Türk ordusunda görev yaparak canlarını veren şehitleri hiçe saymak olur ki, herkes ağzından çıkacak olanı önce tartmalı, sonra konuşmalıdır. Bu sebeple, ne Genelkurmay’ın ne de generallerin ideolojik görüşleri TSK’ni bağlamamakta ve iddia edildiği gibi adalet önünde hesaba çekilmeleri veya eleştirilere uğramaları zerrecikte olsa hiçbir zarar vermemektedir. Şüphesiz kendilerinin verdikleri dışında…
Böylesi Kemalist bir diktatörlükte cesur ve kararlıkla görev yapan kahraman hakim ve savcıları kutluyor, ataları gibi dik ve onurlu bir duruşla, Müslüman Türkiye milletini yeniden eski birliğine ve gücüne kavuşturacaklarına inanıyorum.
“İnsanlar ancak adaletle doyurulur.” Emerson
“Bir toplumda suç varsa, orada adalet yoktur.” Platon (M.Ö.427-347)
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahidlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) dır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.” Maide.8
Yüzyıllardır hiçbir gücün zincir vuramadığı ve esir edemediği necip milletimizi tutsak ederek; tehdit ve hakaretlerle aşağılayan, düşünce ve inanç hürriyetlerini yasaklayan, sırf vahiysel dinlerine olan imanlarından dolayı hükümetlerini deviren ya da çalışmalarını engelleyerek etkisizleştiren, diledikleri gibi yargılayarak mahkum eden Kemalistler; yazarları, gazetecileri, papazları, akademisyenleri, yargı mensupları, generalleri ve daha birçok üyeleriyle kurdukları Ergenekon Terör Örgütü ile gizliden gizliye yürüttükleri bedhah plan ve eylemlerinin deşifre olmasıyla paniğe kapılmışlar, mevki ve makamlarından dolayı kamuoyundaki saygılıkları ve güvenlerinin sarsılıp, maskelerinin düşmesiyle yargıya ve hükümete haçlılar misali saldırarak, tehditler savurarak, bertaraf etmeye çalışmaktadırlar. Ancak mermi namludan çıkmış, artık geri dönüş yoktur…
Ne var ki burası, çıkarsal iğrenç pazarlıkların alabildiğine döndüğü bir Türkiye ve tüm bu işgalci saldırılara, haksızlık ve adaletsizliklere siper olabilecek cesur ve kararlı bir hükümetin dik durabileceği endişesi, maalesef halkımızda mevcuttur.
Son operasyonda Kemalizm’in şövalyeleri eski MGK Genel Sekreteri Org. Tuncer Kılınç, Org. Kemal Yavuz, eski Yargıtay başsavcısı Sabih Kanadoğlu ve eski YÖK başkanı Kemal Gürüz’ün gözaltına alınmaları, ne yazık ki Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ’u ve malum köktenkemalistleri harekete geçirmiş; medya, hücre çeteler ve sivil toplum örgütleri bir yana, Genelkurmay’ı da kaygılandırıp, Org. Başbuğ’un cumhurbaşkanı ve başbakanı ziyaret etmesiyle adalet hançerlenmiş, söz konusu sanıklar savcılıkça serbest bırakılabilmiştir.
Müslüman Türkiye milletinin amansız düşmanı emekli Org.Tuncer Kılınç’ın bölücü ve yıkıcı şu söylemleri, hâlâ hafızalardadır. "Atatürk milliyetçisi değilseniz vatan hainisiniz." Ayrıca, eşleri türbanlı olan milletvekillerine: “Eğer eşleriniz sizi dinlemiyorlar da dini inancımızdır falan diyorlarsa, boşayın.” diyebilecek kadar haddini aşan, düşmansı kin ve nefret dolu bir kimse; “bölücü ve provokatör” değil de nedir? Ülkesini parçalamaya ve birbirine kıydırmaya çalışan Tuncer Kılınç’ın, Ergenekon Terör Örgütü’nün bir üyesi veya sempatizanı olduğu tartışılmazdır.
Gizli iktidarları yıkılmakta olan despotik Kemalistlerin tekrar eski derebeyliklerini kazanabilmek için “her yol mubahtır” , velev ki tek bir insan dahi kalmasa, “ya biz, ya hiç” felsefesiyle Müslüman halkına karşı muharebeye girişen gözü dönmüş azılı çeteler ve yandaşlarına; rütbeleri, makamları ve güçleri ne olursa olsun asla müsamaha gösterilmemeli, hukukun gereği yapılmalıdır. PKK’dan daha tehlikeli ve insafsız bir terör örgütüne gösterilebilecek en zerrecik taviz, umutları karartacak ve eskisinden çok daha beterinin yaşanmasına sebep olacaktır. “Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun.” Freud
Ey başbakan, hükümet üyeleri ve muhalefet! Bari bu olayda sebatkâr davranın da, bir nebze de olsa ihanetsel hata ve yanlışlarınızı telafi edebilin…
İşte nüfusunun neredeyse tamamı kırmada olsa Müslüman olan toplumumuza böylesine hakaret edebilen köktenkemalist bir generalin hezeyansal bölücü sözleri; en azılı hasımlarımız haçlıları bile aratmayacak bir düşmanlıktadır. Farklı etnik ve dini toplulukların yaşadıkları ülkeleri vatan kabul ederek gerektiğinde canlarını veren Türkiye halkını fitne çıkararak kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden ve aşağılayan Org. Tuncer Kılınç, Anayasanın 216. maddesi gereği bölücülük suçundan yargılanması gerekirken; sözde cumhuriyetçi Kemalist dokunulmazlığından dolayı kendisine dokunulamamış, aynı gerekçeyle, bugün ETÖ ile olan bağlantısı, tutuklanmasını, hatta hakim önüne çıkarılmasını engelleyebilmiştir. Ama, en azından kendisine sürtünüldü ya…
Cumhuriyet, laiklik ve Atatürkçülük adına sürekli yargıya müdahale ederek soruşturma açılmasına bile fırsat tanımayan Kemalistler, cesaret eden vatanperver savcı ve hakimleri görevlerinden attırarak cezalandırabilmektedirler. Hatırlanacağı üzere; Şemdinli terör olaylarında bir kitapçıya bomba atarak terörist faaliyette bulunan bir Astsubay’ı koruyan eski Genelkurmay başkanı Org.Yaşar Büyükanıt, hakim ve savcılar yüksek kurulunu harekete geçirtmiş, hakkında soruşturma başlatılan Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya’yı, “görevini kötüye kullanma” gerekçesiyle görevinden men ettirmişti. Adaletin yerini bulması konusunda gösterdiği erdemliğin karşılığını ağır bir bedelle ödeyen Ferhat Sarıkaya’ya yapılan daha nice haksızlıkların yaşandığı totaliter bir devletin yumrukları altında adalet paçavraya çevrilebilmektedir. Onun için, ancak “tabela devleti” olabildik…
Asla unutamadığım ve karşı gelmemden dolayı ceza alarak tam 71 gün hapis yattığım bir başka vahim olay ise; eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden’in, “Laik olmayan insan, insan değildir. Onların kanından şüphe ederim.” açıklaması, her ne kadar Müslüman Türkiye milletine karşı işlenmiş düşmansı bir hakaret, bölücülük ve cürüm ise de, kendisine hiçbir yaptırım uygulanmamış ve soruşturma açılmamıştı.
Çünkü onlar, Türkiye’nin dokunulmaz efendileri ve diktatörleridir…
Oligarşi Kemalizm’in politik kurumu ve derebeyi CHP ve Deniz Baykal; suç işlemede özgür olan ve yasalar karşısında gizli bir dokunulmazlıkları bulunan rütbeli rütbesiz tüm Kemalist suçlulara hakkı ve hukuku doğrama pahasına arka çıkmakta, akıl almaz savunma ve sebeplerle bölücüleri ve kışkırtıcıları cesaretlendirerek, büsbütün meydan okumalarını, isyanlarını ve çeteleşmelerini teşvik etmektedir. Bugün ki gibi geçmişte de aynı argümanları kullanan Deniz Baykal, herhangi suçlu bir Kemalist’in yargı önünde hesap vermesine şiddetle karşı çıkmış; bağımsız hukukun icrasından, adaletten ve halktan yana bir duruş sergilemesi gerekirken, kendinden olan teröristlere ve bozgunculara sahip çıkmakta, böylece millet, hak ve adalet aleyhine ne kadar tehlikeli ve İsrailsi sinsi bir despot olduğunu ortaya koymaktadır.
Sömürü ve istismar ile birlikte anılan Deniz Baykal; laiklik adına sürekli Müslüman milletimizi aşağılamış ve insafsızca dışlayarak, Kemalistlerin işlediği suçlarda adalet arayan gerek hükümete, gerek polislere, gerek hakim ve savcılara en ağır şekilde hücum edip, her olayda “Cumhuriyete bir saldırı ve düşmanlık” nakaratlarıyla, tahrikçi ve habis üslûbundan hiç vazgeçmemiştir. Kendisinin gerçekte cumhuriyetçi bir parti lideri mi, yoksa faşist bir diktatör mü olduğu yargısı, şüphesiz söz ve davranışlarıyla kanıtlanmaktadır. “İnsana aradığı şeye bakılarak değer biçilir.” Mevlana
Geçmişte olduğu gibi bugünde, gelecekte de ülkenin başına çok büyük bir bela ve fitneleriyle kurumları birbirine düşürüp infiale neden olan Deniz Baykal; fevkalade hassas bir denge olan halkın seçtiği hükümet ile Genelkurmay’ın arasını açarak, darbeyle devirme planlarını gündeminden hiç düşürmemiş, başaramayacağını anlayınca, cumhuriyet ve laiklik adına isyansı mitingler, yetmedi, Ergenekon gibi terör örgütleri kurdurarak ve daha birçok bölücü faaliyetleri organize ederek, hem dışarıda hem de içeride Türkiye’nin gücünü kırmıştır.
Deniz Baykal; önce arka çıkıp, sonra hükmedemeyip dışladığı ve hükümetten rüşvet almakla suçladığı Org. Büyükanıt aleyhine hazırlanan Şemdinli iddianamesine bölücü amaçlı tepki göstererek; "Ne yazık ki hükümetin Silahlı Kuvvetlerine karşı bir darbe girişiminin söz konusu olduğudur. Bu iddianame orduya karşı açık bir darbedir. Herkes bu iddianameye karşı çıkmalıdır. Asıl üzüntü verici olan da o darbe girişimine yargının alet edilmiş olmasıdır. Yargı, bir süreden beri gerçek işlevini ciddi ölçüde kaybetmiş gözüküyor. Bunun da ötesinde yargının çok sakıncalı amaçlar için alet edildiğine tanık oluyoruz." Bu sözleri söyleyen despot bir general değil, halkın oyuyla meclise girmiş bir parti lideri. Ancak 29 yıl askeri bir rejimle ülkeyi yöneten bir partiden, hürriyetçi ve halkçı bir tavır beklemek fevkalâde irrasyoneldir. Ne de olsa hep silahların desteğinde varlıklarını sürdürmemişler mi?
Hatırlanılacağı üzere; Org Büyükanıt, CHP için, “seviyesiz ve hain” açıklamasını yapmıştı. Çıkar ilişkilerin hazin sonu…
Ünlü İngiliz ajanı ve Türk düşmanı Lawrence’in politikasını güden Deniz Baykal, yıllardır gericilikle aşağıladığı türban ve çarşafa kurtuluş tek umudu sarılarak, köktenkemalist üyelerinin eleştirilerine dahi aldırmadan türban ve çarşafı öven sözler söylemişti. Oysa sağ kolu ve Genel Sekreteri Önder Sav; İslam’ın yüce Peygamberi Hz.Muhammed (S.A.V) ile alay edebilmiş, “hac ibadetinin abes, Araplara para kaptırmaktan başka bir şey olmadığını” açıkça ifade ederek, gerçekte nasıl bir peygamber ve din düşmanı olduklarını kanıtlamışlardır.
12 Eyül 1980 yılında isyan eden Genelkurmay’ın cunta şefi Org.Kenan Evren, elinde Kur’an, il il dolaşarak, halka verdiği vaazları unuttunuz mu? PKK'nın 1984'te başlattığı silahlı terör karşısında devletin kurtuluş mücadelesi adına başvurduğu en önemli ve etkin araç, tıpkı Deniz Baykal gibi ‘din’ değil miydi? Ulusalcılık, Atatürkçülük ve laiklik terminolojisinde işedikleri argümanların başarısızlığı karşısında Mart 1986’da ayetlerin yazılı olduğu el ilânlarını helikopterlerden attırarak, afişler hazırlattırarak ve ileri gelen din referanslı araştırmacıları bölgelere göndererek PKK’ya karşı ‘Cihad’ çağrısı yapmamışlar mıydı? O ilânlarda ne yazılıydı? "Vatandaş! Bakın en yüce İslâm dini size ne emrediyor... Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Allah tecavüzkarları sevmez. Onlara karşı savaşmak senin gibi her Müslüman’ın görevidir." Oysa, irtica adına vahye savaş açıp, Müslümanlara hayatı zehir kılan Kemalistler; inanmadıkları dinin birleştirici tek güç ve çözüm olduğunu bildikleri halde, yine de düşmanlıklarından vazgeçmemekte, sıkıştıkları anda bir can simidi misali sarılmaya devam etmektedirler.
Şunu da herkes bilmelidir ki: Kitaplarımda da altını ısrarla çizdiğim gerçek; Genelkurmay ile TSK’nın, tıpkı ruh ile beden yahut hükümet ile halk misali birbirinden ayrı kuvvetler olduğudur. Genelkurmay, ancak Türk Silahlı Kuvvetlerini yönetmekle yükümlü bir kurumdur. Genelkurmay, her ne kadar Kemalist bir ideolojiye sahip ise de, içinde benim ve milyonlarca Müslüman’ın olduğu TSK, Kemalist veya laik değil, her düşünce, inanç ve ırkın bir araya geldiği ve vatanları uğruna canlarını vermeye hazır olduğu kahramanlardır.
Türkiye’yi sürekli gerip sarsan Kemalistler, halkımıza özgür bir nefes aldırmamış, değeri olan her şeyi sömürerek istismar etmişlerdir. Türk milletinin diğer bir kimliği olan Türk Silahlı Kuvvetleri, birkaç generale bedel tutulmaya çalışılamaz. Aksi takdirde, Türk ordusunda görev yaparak canlarını veren şehitleri hiçe saymak olur ki, herkes ağzından çıkacak olanı önce tartmalı, sonra konuşmalıdır. Bu sebeple, ne Genelkurmay’ın ne de generallerin ideolojik görüşleri TSK’ni bağlamamakta ve iddia edildiği gibi adalet önünde hesaba çekilmeleri veya eleştirilere uğramaları zerrecikte olsa hiçbir zarar vermemektedir. Şüphesiz kendilerinin verdikleri dışında…
Böylesi Kemalist bir diktatörlükte cesur ve kararlıkla görev yapan kahraman hakim ve savcıları kutluyor, ataları gibi dik ve onurlu bir duruşla, Müslüman Türkiye milletini yeniden eski birliğine ve gücüne kavuşturacaklarına inanıyorum.
“İnsanlar ancak adaletle doyurulur.” Emerson
“Bir toplumda suç varsa, orada adalet yoktur.” Platon (M.Ö.427-347)
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahidlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) dır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.” Maide.8
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)