şeytan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şeytan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Haziran 2010 Çarşamba

ABD ve İsrail halklarına!

Her ne kadar farklı din, ırk, ulus ve kültürde olsanız da diğer insanlarla hilkatte bir eş olduğunuz, dolayısıyla erdemlik dışında ne sizlerin ne de diğerlerinin hiçbir üstünlüğü ve ayrıcalığı bulunmamaktadır.

Nefsinizin yahut toplumunuzun kabul etmeyeceği bir dayatma ve kötülüğü bir başkasına layık görebilme anlayışıyla faşistleşmiş iktidarlarınıza ya destek vererek ya da sessiz kalarak arkalarında durmanız; takdir edersiniz ki mutlak bil mukabeleyi tetiklemekte, zamanında hesap sormadığınız devletlerinizin kazandırdığı düşmanlıkla tehdit, korku, mal ve can kayıplarına maruz kalmaktasınız.

Sorgulanması gereken suçlunun iktidarlarınız mı yoksa nefsi müdafaada bulunan direnişçiler mi olduğunu adil bir tarafsızlıkla cevaplayabilmenizdir.

Rejimlerinizin ve iktidarlarınızın manipülasyonlarıyla Müslüman halklara yahut ötekilerine karşı olan kindarlığınız insanlık ve adalet dışı tecavüzlere, tertiplere, işgallere ve saldırılara neden olmakta, kendilerini savunanların meşru bağımsızlık mücadeleleri çocuklarınız dâhil olmak üzere hepinizin canını yakmaktadır. İşgalci ve acımasız devletlerinizi değil de onur savaşı veren direnişçileri terörizmle ve düşmanlıkla yaftalamanızı vicdanlara danıştığınızda; şüphesiz haksız bir muhakeme ve egoizm içinde olduğunuz yanıtını alacaksınız.

Sizlere zarar veren suçlulara ve esarete karşı nasıl bir adalet arayışıyla en ağır cezadan yana iseniz; suçlu iktidarlarınızın binlerce masumu katletme, işkence yapma, baskı ve tehditle korkutma ve vatanlarını istilâ edip sömürme taarruzlarına da şiddetle tepki göstermek ve cezalandırmak mecburiyetindesiniz. Eğer “benim” deme benliğiyle gerçeklerden kaçınırsanız, başınıza gelecekleri de peşinen kabullenmiş durumdasınız.

Sahip olduğunuz bağımsızlık, özgürlük, huzur ve güven duygularının düşman belleyip haklarını gasp ettiğiniz insanlarda da mevcut olduğunu unutmamalısınız. Çünkü onlarda sizler gibi insan, his ve duyguları da farksız değildir.

Ne ekilirse onun biçileceği ya da kötülük yapılmazsa kötülük bulunamayacağı; adil dengenin mutlak bir sonucudur. Bir yabancının özelinize ve yönetiminize müdahale etmesi nasıl fevkalade büyük bir sorun ise, sizinde bir başkasının yaşamına, düşüncesine, dinine, yönetimine, ekonomisine ve rejimine müdahalesi o kadar haksız bir girişimdir. Ki bazen çocuklar dahi özelin mahremiyetiyle ilgili tepkiyi ebeveynlerine gösterebilmektedir.

Devletleriniz tanrı, sizde tanrının seçilmiş çocukları değilsiniz. Yahut kendiniz iyi geri kalanın kötü anlayışı yok oluşun bir hezeyanıdır. Bundan dolayı mı dünyaya hükmetme ve tüm insanları boyunduruğunuz altına alabilmek için sömürüyor, iktidarları mıhlıyor ve karşı çıkanları işgal, soykırım, katliam, ambargo ve zindanlarla cezalandırmayı insan hakları, demokrasi, özgürlük ve çağdaş düzenle bağdaştırabiliyorsunuz? Kendinize yapılmasını istemediğiniz bir şeyi bir başkasına yapmayı mantığınıza ve vicdanınıza sığdırabiliyor musunuz?

İnsan olan her fani, kendini karşısındakinden farklı düşünmeksizin hak ve adaletle yoğrulmak zorundadır. Aksi bir benlik hâkimiyeti şeytanlaşmaya yol açtığından insanlığın yitmesine, dolayısıyla şeytan gibi nefsi hırs ve ihtiraslarıyla merhametten ve erdemlikten yoksun kalmasına neden olmaktadır. Böylesi insanlıktan çıkmış yaratıklarla da adil ve barışçıl bir düzen inşa edebilmek söz konusu değildir.

Belki barbar iktidarlarınız dünyadaki yönetimleri çeşitli entrikalarla dize getirebilmektedir, ancak acı çeken ve onurlarını kaybedenlerin pespaye hükümetler değil halklar olduğunu, bundan dolayı da halkların haykırışını hiçbir gücün susturamayacağı tarihsel ve kadersel bir gerçektir. İnsan aç kaldığında, felaketlerde, savaşta, adi suçlarda ve başarısız yönetimlerde sabır gösterebilir, ama dokunulmaz değerlerine saldırıldığında kendini ölüme adayabileceği akıllardan çıkmamalıdır. Müttefik adı altındaki müstemleke devletlerin garantisi, satın aldığınız kalemşorlar ve misyonunuzu yürüten debdebeli odalıklarınız sizleri yanılttığından olsa gerek gelecekteki kıyametsi fecaati öngöremiyor ve bir gün, halkların bir araya gelip yakanıza yapışarak nerede bir ABD’li ve İsrail’li bulduklarında intikam alabileceklerini hesap edemiyorsunuz.

Haksızlığın, adaletsizliğin, kayırmacılığın, zulmün, aşağılanmanın, işgalin, baskının olduğu bir yerde ve kutsal değerlere saldırılması anında müdafaa hakkı mahfuzdur, meşrudur ve fıtratsaldır. Bu, insanı insan yapan ve ona erdemlik kazandıran en tabi temel bir kuraldır. Her hak ve adalet arayışı bu inanç temelinde eylem kazanmakta, dolayısıyla bu uğurda verilen canlardan şeref duyulmaktadır.

Fiziki olarak da ruhsal olarak da iyi ve kötü olayların araçsal müsebbibi insanların düşünce ve duygularıdır.

Bugüne kadar devletlerinizin emperyalist vahşi politikaları ve cani saldırılarına destek çıkmak suretiyle körükleyip daha çok azgınlaştırmakla, dünyayı yaşanmaz hale getirdiğinizin belki farkında değilsiniz. Lakin küresel basıncın iyice artarak patlama noktasına geldiği bilinciyle iktidarlarınıza mani olmak; insanlığın istikbali, sizlerin ve çocuklarınızın geleceği açısından fevkalade hayati bir önem taşımaktadır. Yoksa oluşacak kaostan, yıkıcı savaşlardan, vahşi çatışmalardan ve can kayıplarından devletlerinizin sizleri koruyabileceğini mi zannediyorsunuz?
11 Eylüldeki haklı karşılıkta geçmiş başkanınız zalim Bush, kendisini güvence altına alarak saatlerce havadaki bir savaş uçağının içine gizlenmiş, ama sizler acı ve feryatlar içinde diri diri parçalanıp ölümü tattığınızda, korkuyu en derinlerde yaşadığınızda, sakat kaldığınızda ve ağıtlar yaktığınızda kendisini ve avanesini başucunuzda bulamamıştınız. Oysa sizleri o felaket sürükleyen sisteminizin ve başkanınızın barbar politikaları değil miydi?

Sadece sizlerin değil tüm dünyanın umut bağladığı Barack Obama ne yaptı? 06.11.2008 tarihinde “Değişim umudu taşımayın” başlıklı yazımda sistemin bir kuklası olacağının altını çizmiş ve boşuna umutlanılmamasını vurgulamıştım. (http://mehmetalisadoglu.blogspot.com/2008/11/barack-obama-nn-abd-bakan-seilmesiyle.html)

Öngördüğüm üzere çakma kurtarıcı Obama, emperyalist sistemin emir erliğine devam ederek, tıpkı Bush gibi insanlığın yaşam hakkına açılmış savaşı durdurmak bir yana, daha da şiddetlendirecek politikalar üretmiştir. Ya da yapmaya mecbur edilmiştir. Demek ki sorun seçilen başkanlar ve hükümetler de değil, insanlık düşmanı şovenist ve faşist sistemlerde.
Ancak onların sadece kendi canlarını ve çıkarlarını düşünüp halkının katlini tepeden seyredebilecek kadar vicdansız canavarlar olduğu gerçeğini idrak edemeyen sizler, desteklerinizle cesaretlendirmektesiniz. Klasik slogan; her şey özgürlük, ABD ve İsrail için…

Benliklerinizden sıyrılıp adil bir muhakemeye kalkıştığınızda; 11 Eylül eylemini gerçekleştiren suçlunun El –Kaide değil bilakis düşman üreten sisteminiz olduğuna karar verebileceksiniz. Dolayısıyla sizleri öldüren, çocuklarınızı ve eşlerinizi dul-yetim bırakan iktidarınızdır. Eğer siz, tehdit gerekçesiyle kıtalar ötesi saldırılarla halkları işgal edip katlederseniz, onlarda sizleri öldürür. Bundan daha meşru bir hak düşünülemez. Önce teröristin kim olduğuna, terörizmi kimin teşvik ettiğine ve kimin başlattığına önyargısız karar verebildiğinizde; zaten hiçbir sorun kalmayacak ve hiç kimse diğerine karışmayarak, her toplum kendi yağıyla kavrularak ve sorunlarını içeride çözerek, yardım hilesi ve küresel tehdit manipülasyonlarına son verilip, adil bir işbirliği ve eşit paylaşımla uluslar arası bir ortaklık ve samimi bir dostluk payidar kılınabilecektir. Sizler ne kadar özgürlük, bağımsızlık, zenginlik, barış, huzur ve güven yanlısı iseniz, insan olmalarından diğer toplumlar da o taleptedir.

Yaratıcı, her milletin rızkını doğal zenginlikleri veya iş güçleriyle pay ettiğinden silah gücüne dayalı bir işgale ve sömürgeciliğe izin vermemiştir. Bir taraf zenginlikten şişerken diğer tarafın fakirlikten iskelete dönüşmesi vicdan sahibi hiçbir insanın olur veremeyeceği insafsızlıktır.
Ellerindeki nükleer silahlarla dünyaya meydan okuyan ABD, İsrail, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere gibi sömürgeci ülkeler terörist değil de İran, El-Kaide, Hizbullah ve Hamas mı terörist? Ellerinde nükleer silahlar bulunan devletlerin bir başka ülkeye nükleer silah yaptırımına zorlamaları nasıl bir mantıktır?

Tarihi; katliamlarla, acımasız işgallerle, en acımasız ve en iğrenç işkencelerle yazılı ABD gibi bir devletin vatandaşı dahi olmak alçaltıcı bir utanç değil midir? İran’ın dünya aleyhine büyük bir tehlikeli olduğu ve nükleer silah üreteceği propagandasıyla yaptırım uygulayan ABD, dünyanın ilk nükleer silahını kullanarak, yüzbinlerce Japon’u acımasızca katleden insaniyet kasabı bir canavar olduğu ortadayken; neden ABD’ye değil de sahip olacağı iddiasıyla İran’a yaptırım uygulanıyor? Nükleer silahlarını imha etmeyen ve üretimine son vermeyen BM güvenlik konseyi üyelerinin İran’a, Kuzey Kore’ye veya bir başka ülkeye yasak getirebilmeleri nasıl bir aklın doğrusu olabilir?

Irak’ı da benzer yalanlarla işgal edip 1 milyondan fazla insanı öldüren bir soykırımı ve ırzlarına geçerek tarihsel sapıklığı gerçekleştiren ABD değil miydi? 2.Dünya Savaşındaki yenilgisini atom bombasıyla zafere dönüştürebilen bir ABD tehdit değil de İran ya da El-Kaide mi tehdit?

ABD’nin tetikçisi, namütenahi ağır silahların ve nükleer bombaların sahibi İsrail tehdit değil de Hamas mı tehdit? Sadist bir askerini onbinlerce insan hayatına bedel biçerek Lübnan’da canlı hayvan dahi bırakmamacasına bombalar yağdıran İsrail değil de kendini savunan Hizbullah mı terörist?

Biraz vicdanlarınızı yokladığınızda sizler de benim gibi düşünecek; bağımsızlıkları için erdemli bir mücadele içinde olan ne El-Kaide ne Hamas ne de Hizbullah direnişçilerini terörist değil, kahramanlıkla onurlandırabileceksiniz. ABD ve İsrail’in olduğu bir dünyada kadersel şeytan bile masumdur.

Ya zalim devletlerinizi uyararak kontrolü ele alacak ya da dünyanın neresinde olursanız olun yaptığınızın karşılığını ödemeyi sindireceksiniz…

Mutlaka iktidarlarınızın zulmünden rahatsız olan ve tepki duyan insanlar mevcuttur. Fakat vatandaşlığını taşıdığınız terörist devlet kimliklerinden dolayı potansiyel bir düşman safında görülmekte, dolayısıyla hedef olmaktan kurtulamayacaksınız.
Hiç kimse için değil, yalnızca adalet ve insanlık uğruna yürekleriniz kabarıp mücadele ederseniz; kan göllerinden ve ceset yığınlarından beslenen vahşilere cesaret vermeyerek inlerine kaçırtırsınız.

Artık dünya, ABD ve İsrail’in vahşiliklerine daha fazla dayanabilecek bir mukavemette değildir. Adi bir suçlunun tehdidi dahi tutuklanıp cezalandırmasına geçit vermezken; nasıl oluyor da şu tehdit, bu tehdit paranoyalarıyla insanlar katledilebiliyor, ambargolara mahkûm edilebiliyor, işgale uğrayabiliyor, akıl dışı işkencelere ve aşağılanmalara maruz bırakılabiliyorlar?
Direnişçilerin ABD ve İsrail’e müttefik ülkelere saldırıları da meşrudur. Adaletle hükmedeceklerine zalimden yana tavır almaları, aynı cezaları hak etmelerine tartışılmaz bir sebeptir. ABD’de; ya benden yanasınız ya da düşmansınız diyerek cephe almıyor mu?

Ey ABD ve İsrail devletlerinin insan vatandaşları! Sizleri koruyup kollamaktan aciz iktidarlarınıza dolaylıda olsa vereceğiniz zerrecik bir hak ve destek; insan olmaktan çıkmanıza neden olabilecek bir sondur. Sizlere sundukları maddi hayata ve kozmetik ürünlere kanıp, öldürülmenizi ve önünüze konulacak bedelleri engelleme güçleri bulunmayan yalancı barbarlara inanmayın. Çünkü insan olmadıklarından vicdanen hissedemiyorlar, dolayısıyla sandığınız gibi kendinizden yani insan değillerdir. Sizleri felakete ve vicdan azabına sürükleyen saptırılmış yaratıklara dayanarak insaniyeti doğramayın. İnsanlığı tehdit eden ve yok etmek isteyen iktidarları durduracak sizlersiniz. Sizlerin halk desteği olmadan zulüm yapabilmeleri asla söz konusu değildir
.
Hiçbir gerekçe; vahşice öldürülen, ırzlara geçilen, tecavüze uğrayan, hamile bırakılan, yurtlarından çıkarılan, açlığa terk edilen, evleri başlarına geçirilen, kucaklarda çocukları ve kundaklarda bebekleri katledilen, eş ve evlat acısıyla yanıp tutuşan, dehşetle yataklarından fırlayan, sokaklarda dolaşamayan, bir lokma yiyecek bulamayan, saldırı korkusuyla psikolojileri bozulan insanların suçlu yahut terörist ithamlarla felaketleri yaşamalarına geçit vermez. Nasıl böylesi bir hayatın parçası olma fikri dahi ürpermenize yetiyorsa, sizler gibi acıyı ve mutluluğu hisseden onları da elem edinerek, en yakınınız dahi olsa kötüye karşı mücadele etmelisiniz.
Belki düşüncelerini, inançlarını, ırklarını, kültürlerini, tiplerini, adet ve geleneklerini beğenmeyebilir, sevgi ve saygıda göstermeyebilirsiniz, buna da zorunlu değilsiniz. Ama insan olmalarından ötürü tahammül erdemliği içinde merhamet ve hoşgörü göstermeli, sahip olduklarınızın aynısına hakları bulunduğu bir eşitlikten yana olmalısınız ki kimsenin kimseden çekinmediği yaşanabilir bir dünya oluşabilsin.

Artık kıyameti davet eden bencil iktidarların değil halkların egemen olduğu bir barışla felaketlerin durdurulabileceği anlaşılmaktadır. İktidarların aralarındaki işbirlikleri ve anlaşmalar toplumların düşünce ve duygularını yansıtmamakta, adalet, yaşam ve vicdan üzerine yapılan kahredici pazarlıklarla düşmanlıklar tetiklenip, masum insanlara kıyılmaktadır.

Eğer huzur ve güvenli bir hayat, çocuklarınızın gelecek kaygılarını gidermek istiyorsanız; yetki verdiğiniz kan emici iktidarlarınıza dur diyebilmelisiniz. İtlerin üreyip kervanların sindiği bir dünyada seyirci kalmanıza kadersel dengenin müsaade edebilmesi imkânsızdır.

Muhtemelen silah gücü olan devletlerinizden dolayı dokunulmaz olduğunuzu sanıyorsunuz. Ancak unutmayınız ki gaddarsı zulüm şiddetlenir ve haksız baskılar devam ederse; güvendiğiniz devletleriniz, satın aldıkları müttefikler ve güçsüz olduğunu düşündüğünüz iktidarların zorla sakinleştirdiği halklar isyan edecek, ABD ve İsrail vatandaşı avına çıkmak suretiyle dünyayı cehenneme çevireceklerdir. İlk Çağ’larda ve geçmiş felaketlerde dahi eşine rastlanmamış bir kargaşayla yeryüzünde biriken kan ve irinler buharlaşarak gökyüzünde birikecek ve yağmur misali tekrar yeryüzüne yağacaktır. Bilmelisiniz ki çıkarcı iktidarların gücü ve hâkimiyeti bir yere kadardır. Zaten adaletle şahitlik etmediklerinden şeytanlar galebe çalmakta, insanlığa koydukları fiyat etiketi yüzünden cesetler ve iniltilerle gurur duyulabilmektedir.

Tıpkı sizler gibi hiçbir insan hayvan muamelesine ve kötülüğe layık değildir. Gerekirse ABD ve İsrail vatandaşlığını reddederek kimliklerinizi yırtın ve insanlık adına önemli bir fedakârlıkta bulunun. Yoksa herkes acı, işkence ve korkular içinde ölecek. Hiç kimse ama hiç kimse insanlığı tüketen çıkarcı ve acımasız iktidarlara ve aldatıcı anlaşmalara güvenmesin. Sonunda tüm sorunları insanlıkla özdeşleşmiş halklar çözecektir.

“Yaptığımız şeyler için pişmanlık zamanla geçer, ne var ki yapmadığımız şeylere pişmanlığın çaresi yoktur.” Sydney J. Harris

20 Nisan 2010 Salı

Şeytanla işbirliği yapmanın ilk kuralı “YAPMA”…

Gerek sözsel gerekse fiziksel tüm gelişmeler yoruma dahi ihtiyaç bırakmayacak bir alenilikte cereyan etmekte, zalimce güttükleri halka hesap vermemek adına baskı, tehdit ve şantajlarla korku yayarak, diktatörlüklerini muhafaza edebilmek için ne yapacaklarını bilemez bir telaşla her türlü manevralarla aldatmaya alıştıkları zanlarınca “aptal ve mazoşist halkı” etkilemeye çalışmaktadırlar.

“İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.” Al-i İmran 175

Milletimizi kuşatan oligarşin CHP, ilkeleriyle devlete hükmetmesinden insanlarımız ne kalkınabilmiş ne bütünleşebilmiş ne eşit haklardan yararlanabilmiş ne aydınlanabilmiş ne de barış, huzur ve güven içinde hukuki adil bir yaşamı tadabilmiştir. Genelkurmay ve yüksek yargı gibi ideolojik yakıcı bürokrasinin çekip çevirmesiyle mal ve can güvenliği, birlik ve beraberlik, hukuk ve adalet tarumar edilmiş; kesinlikle halkı temsil etmeyen CHP’nin despot ve fitnesel varlığı Türkiye’yi cehenneme dönüştürmüştür.

İnsanlık, hukuk ve adaletin işlerlik kazanabilmesi maksadıyla tamamen halkın eşitlik ilkeleri yararına, ideolojik diktatörlüğü ve kayırmaları önleyebilmek adına düzenlenen anayasa değişiklik paketinin tamamına önce şiddetle karşı çıkıp, sonra 3 maddenin güya anayasal sisteme, ideolojik hukuk sistemine çok ciddi zararlar vereceği, gerginliklere, kutuplaşmalara ve tartışmalara yol açacağı gerekçeleriyle paketten çıkarılmasının istenmesi, asıl Baykal’ı, CHP’yi, silahlı ve cübbeli derebeylerini tarihe gömecek olması endişelerindendir. Hangi akıl ve mantık, o üç maddenin hukuka aykırılık teşkil edebildiğini ve halkın aleyhine olabildiğini iddia edebilir? Ancak diktatörler, sömürücüler ve kelle avcıları!

Başbakan’ın baskılara ve tehditlere karşı dik durarak geri adım atmaması Baykal’ı ve Tapınak Şövalyelerini kaygılandırmış, tutarsız vaatlerle uzlaşma arayışına mecbur bırakarak, ne kadar samimiyetsiz bir art niyet taşıdıkları söz ve davranışlarından açığa çıkmıştır. Zaten yaşanan sorunların müsebbibi olmalarından ne sözlerine ne de akitlerine güvenilir. CHP’nin uzlaşı oyunu ve Baykal’ın sözü Başbakan Erdoğan’ı önce ümitlendirdiyse de, gerçeği muhakeme edebilmesinden hazırlanan o şeytani tuzağa düşmemiş ve aldatılmaktan sakınabilmiştir.

“(Şeytan) onlara söz verir ve onları ümitlendirir; hâlbuki şeytanın onlara söz vermesi aldatmacadan başka bir şey değildir.” Nisa.120

İdeolojik rejimleri lehine hukuk tanımayacaklarını deklare eden bir yargı, her türlü hukuk dışı eylemi ve müdahaleyi kanla yapmaya yemin etmiş ve meşru saymış bir Genelkurmay desteğiyle ayakta duran CHP; ne 8.maddedeki “Parti Kapatma”, ne 16.maddedeki “Askeri Yargı” , ne 17.maddedeki “Anayasa Mahkemesi”, ne 23.maddedeki “HSYK” ile ilgili değişikliklere asla razı olmaz. Buyurgan CHP’nin ruhu ve besin kaynağı olan bu bürokratik oligarşinin diktatörsel gücü zayıflatılır ve etkinliği ortadan kaldırılırsa, CHP’nin anıtkabir önündeki cenaze töreni kaçınılmazdır.

Kanlı inkılâplarla devlet kuran; din ve namus telakkisini ortadan kaldıran; halkı dini ve ırki düşmanlığa götüren; değişmez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez despot ilkeleriyle silahlı güçlerine darbeler yaptıran; yargıyla rakip partileri kapattıran, hükümetin veya meclisin ekonomik ve sosyal kararlarını baltalayan; yahudi-mason felsefesini zorla milletimize dayatan; ideolojileri adına suç işleyen terörist canilere sahip çıkan; iftira ve komplolarla milletimizi birbirine kıydırtacak canavarları aklayabilmek için tanıkları tehdit ve rüşvetlerle caydıran; inanç ve ibadetlerini yerine getirmek isteyenleri fişleyerek eğitim ve çalışma alanlarından dışlayan; türbana yasak getirten, çağdaşlık adına ahlaksızlığı meşrulaştırarak zinaya serbesti kazandıran ve çocuk pornografisi gibi bir sapıklıkta Türkiye’yi lider yaptıran; ülkenin kalkınması, milletin birlik ve beraberlik içinde refah bir düzeye kavuşabilmesi için Bizanssı engeller oluşturan; ideolojik rejimin argümanlarıyla meclise, hükümete, Müslüman ve Kürt toplumlarına hayatı zehir eden ve devlete düşman kıldıran; hükümet ile bürokrasinin arasına fitne sokarak birbirleriyle çatıştıran; infial ve kaoslarla ülkeyi geren; kendilerini devletin sahibi halkı köle belleyerek ötekileştiren; milletin peygamberine ve vahye hakaret eden; dini öğretilere, ezana ve cami yapımına karşı çıkan; Kürt toplumunun katliamını savunan; laik olmayanları insan olmamakla aşağılayan; Müslümanların eşit haklardan yararlandırmayıp kamu alanları gibi belli sınırlara hapsettiren; halk iradesini anlamazlar ve bilmezler aşağılamasıyla devlet idaresine yansımasını sindiremeyen ve daha nicelerini savunan bir CHP ile uzlaşma ve işbirliği mümkün mü?

Müslüman milletimizin yüce peygamberi Hz. Muhammed’i (SAV) bir Arap tasarımı kabul ederek hakaret yapan, peygamberin muhatap olduğu vahyi reddeden ve irticayla özdeşleştirerek rejimin 1 numaralı tehlikesi ilan eden, Genelkurmay’ın “Kutlu Doğum Haftasını” kutlayan halkımızdan dolayı hükümet aleyhine yayınladığı 27 Nisan muhtırasına destek veren CHP ve Baykal’ın nasıl riyakar ve oportünist bir Lawrence olduğu; hayatında ilk defa katıldığı Kutlu Doğum Haftasıyla ortaya çıkmıştır. Yoksa Allah’a, Hz. Muhammed’e ve Kur’an’a iman mı etti? Ancak açıklamasında da anlaşılacağı üzere, öncesinde istişarelere ve uzlaşmalara kapılarını kapatıp burnundan kıl aldırmayan, laiklik ve Atatürkçülükten asla ödün vermeyen despot Baykal; “İslam dininde istişare şarttır. Bu istişare ister toplum hayatın da isterse de Meclis'lerde olsun şarttır.” diyerek, o savurduğu tehditlerin altında ezilmiş ve iman etmediği İslam’a mecbur kalacak kadar laik ilkelerini çiğneyebilmiş ve acınası bir duruma düşmüştür.

Seçimlerde çarşaflı Müslüman kadınlara rozet takıp, seçimler akabinde o parti rozeti taktıkları kadınların çarşaflarını hınçla parçalayan CHP’yi hatırlayın da, Kutlu Doğum Haftasına ne amaçla katıldığını idrak edebilin…

Azgınlıkta sınır tanımayan şeytan dostu CHP’yi muhatap kabul edenler, bilmelidirler ki bir daha asla yakalarını kurtaramaz ve onlar gibi azgınlığa sürüklenirler. Esasen bugüne kadar gelmiş geçmiş tüm hükümetler ve toplumumuzun duçar olduğu esaret, halkı tutsak eden ve hegemonyası altında inleten CHP ile aynı mecliste yer almaları ve dayanışma içinde bulunmalarındandır.

Yapılmak istenen Anayasa Değişikliğinin mecliste değil, mutlaka referandum ile halka sunulmasının hayati yaptırımı dikkate alınmalı, hiçbir şart ve koşulda CHP’nin şeytani arzularına uyulmamalı ve hilelerine kanılmamalıdır. Zaten söz konusu hukuk ve adalet talebi, CHP’nin totaliter ilkeleri, otoriter ve statükocu buyurganlığından değil midir? Öyleyse nasıl oluyor da CHP’nin sinsi elinin dikkate alınabilmesi düşünülüyor? Cehennemden çıkan bir ele uzanılmaz…

Unutulmamalıdır ki Türkiye’de özgürce siyaset yapan yegâne ideoloji; CHP, Genelkurmay ve yüksek yargıdır. Varlığı ve amacı sekülerist Atatürkçü laik siyaseti gütmek olan Genelkurmay ve yargının siyaset dışı olduğu söylemleri tartışmasız gerçek dışıdır, dolayısıyla bağımsız ve tarafsız bir sistemin inşa edilebilmesi için yapılmak istenen değişiklik de, tamamen politikadan ve radikal ideolojiden arındırılarak tüm toplum fertlerinin düşünce, inanç ve ırkına bakılmaksızın ve hiçbir ayırıma tabi tutulmaksızın eşit bir hukuk ve adaletin mukim kılınmasıdır.

Eğer cesaret edebiliyorlar ise; bırakın CHP Anayasa Mahkemesine itiraz etsin, bırakın referandum kararını Anayasa Mahkemesi iptal etsin, bırakın silahlı Anıtkabir Tapınak Şövalyeleri müdahale etsin…

CHP, görüntüde halkın önünü açacak bir siyasi kimlik taşıdığı halde insanların inançları ve ırklarıyla savaşmış; Genelkurmay, halkın güvenliğinden ve olabilecek tehditlere karşı savunmadan sorumlu olduğu halde sadece ideolojik siyasetle bütünleşip hükümetleri ve dindarları ya tehdit ya da alaşağı etmiş; yargı, hukukun gereği eşit ve tarafsız bir adalet dağıtmakla yükümlü olduğu halde ideolojik rejimi adına suç imparatorluklarına güç ve cesaret vermiş.

“Mal cimride, silah korkaklarda, karar da zayıflarda olursa düzen bozuktur.” Hz. Ebubekir

“Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse, muhakkak ki o, edepsizliği (yüz kızartıcı suçları) ve kötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah işitir ve bilir.” Nur.21

29 Kasım 2009 Pazar

İlmi; şeytani mi, rahmani mi?

Cennette yaşayan, melekler dâhil tüm yaratıkların üstünde bir ilimle donatılmış olan şeytan, sırf benliğini yüceltmesinden kibir güderek “daha iyi bildiğini” iddia etmesi, lanetlenerek cennetten kovulmasına ve ebedi cehenneme gark olmasına neden olmuştur. Hiçbir nefis, kendine emanet verilmiş ve lütfedilmiş maddi ya da manevi değerlerin şımarıklığıyla “ben” dememelidir. Dediği andan itibaren şeytanlaştığı tartışılmazdır.

Bir okuyucum, “Vekâletle kurban kesilmez” başlıklı yazımdaki fikirlerimi, ülkemizde otorite kabul edilen fıkıhçı Prof.Dr. Hayreddin Karaman’ın dikkatine sunarak, Kurban ile ilgili fetvalarındaki yanlışlığı düzeltmesini ve ibadetini yerine getirmek isteyen Müslümanların çıkar odaklı kuruluşlarca sömürülmelerine aracı olmamasını talep edip, Kurbanın doğrudan kişisel bir ibadet olduğunu vurgulamak gayesiyle yazımı referans göstermek suretiyle neyin doğru yahut yanlış olduğu konusunda fikir mütalaası yapmak istemiş.

Ancak âlim bir şöhrete ve tartışılmaz bir otoriteye sahip olma gururu imanını ve tevazuunu öyle kaplamış ki, “ben” diyerek, muhakemesiz, vahiysiz ve Kur'an'a muvafık olmayan hadissiz ezbersel hurafelerle ahkâm kesip, taşeronluğunu yaptığı yardım kuruluşu lehine savunmasını sürdürebilmiştir.

Mutlaka fakir ve yoksula yardım, her kuruluşun ve insanın üzerine farzdır ve insanı insan yapan yüce bir erdemliktir. Ancak yaratıcı Allah’a sunulan ibadetsel kurbanı istismar ederek, doğrudan bağış amaçlı bir konuma sokmak, ibadeti ve Allah’a saygıyı hiçe saymak olur ki, böylesi bir fetvanın rahmani değil şeytani olacağı kaçınılmazdır.

Söz konusu yardım kuruluşunun koyunu dahi kasapsal bölgelere ayırarak fiyatlandırması ve peygamberimiz adına kesilmesinin sevabını vurgulayarak 20 ila 30 lira arasında pazarlaması, apaçık bir münafıklıktır.

Oysa yardım kuruluşları, Hz. İbrahim ve peygamberimiz Hz. Muhammed’in yaptığı gibi ya doğrudan ya da törene iştirakin zorunluluğunu açıklayarak, kurban bağışlarını toplasalar, hiçbir sorun kalmayacak ve Allah’a ibadet maksadıyla Kurban sunanlarda, ibadetlerinden bir kuşku duymayarak ibadetlerini yerine getirmenin gönül rahatlığıyla sevaplarını alabileceklerdi. Ne var ki kaybedecekleri rant aleyhlerine olacağından, ibadeti değil eti, deriyi ve bağırsağı önemsedikleri, hem Müslümanlara hem de Allah’a saygısızlık ve gizli bir şirktir. Nasıl oluyor da para ile Allah’ı satın alabileceklerini ve ibadetlerinin makbul sayılabileceğini düşünüyorlar?

Daha fazla bir açıklamaya gerek görmüyor, Hayreddin Karaman ve benzeri ilahiyatçı ve hocalara gerekli cevabı Sayın Gazi Tekin’in verdiği, aşağıdaki yazışmalarla anlaşılacaktır.

Vekâletle kurban kesilmez…‏
Kimden: Gazi Tekin (gazitekin@hotmail.com)
Gönderme tarihi: 23 Kasım 2009 Pazartesi 19:26:54
Kime: hkaraman@yenisafak.com.tr

Hoca, yanlış fetva verip, kurban ibadetini yerine getirmek isteyenlerin yardım derneklerince sömürülmelerine aracı oluyorsunuz. Haddim olmayarak, önce Allah'a duyulması gereken saygının üzerinde durmanızı ve Sayın Mehmet Ali Şadoğlu hocamın yazısını okumanızı bilgilerinize sunarım.
devamı...
http://sadoglu.wordpress.com/

From: hkaraman@yenisafak.com.tr
To: gazitekin@hotmail.com
Date: Tue, 24 Nov 2009 14:59:15 +0200
Subject: YNT: Vekâletle kurban kesilmez…

Yazıyı okudum. Siz bana değil de ona güveniyor, beni onunla tashih etmeye çalışıyorsunuz. Tabii bu sizin hakkınız.
Ama asırlardır uygulanan, fıkıh kitaplarında caiz görülen vekaletle kurban kesmeyi şirke sokan birinden Allah'a sığınırım.

Kimden: Gazi Tekin (gazitekin@hotmail.com)
Gönderme tarihi: 24 Kasım 2009 Salı 19:52:36
Kime: Hayreddin Karaman (hkaraman@yenisafak.com.tr)

Sayın Hocam, Öncelikle siz ve o ayırımı yaparak benliğinizi kabartmanızdan fevkalade üzüntü duyduğumu ifade etmek isterim. Önemli olan sizin ya da onun değil, araştırarak neyin doğru olduğunu bularak güvenmemizdir. Acaba Allah'ın Resulü'nün Allah'a kurban sunarken, Hz. İbrahim misali ya doğrudan keserek ya da saygıyla törene iştirak ederek ibadetini mi yerine getirdi, yoksa bir sahabeye vekalet verip kendini Allah'tan üstün tutarcasına bir ibadeti mi yerine getirdi?

Ancak akademik kariyeriniz ve şöhretinizin benliğinizi yücelterek Sayın Şadoğlu'na güvenmememizi ve rivayete dayalı fıkıh kitaplarını ölçü almamamızı tavsiye etmeniz, hakkınızda derin bir soru işareti doğmama neden olmuştur. Açıkça ifade etmeliyim ki, Sayın Şadoğlu'nun açıklamaları hiçbir çıkara dayalı olmadığından ve kurbanın yaratıcı Allah'a sunulmasından Hz.İbrahim'in oğlunu bir vekaletle kestirmemesi de dikkate alınarak, dosdoğru olduğuna şüphem yoktur.

Her türlü çıkar yaklaşımından arınarak, bilgilerinizi tekrar gözden geçirmenizi ve sunulan kurbanın tanrımız Allah'a olduğu bilinciyle muhakeme yapmanızı öğütlerim.Selamlarımla,

From: hkaraman@yenisafak.com.tr
To: gazitekin@hotmail.com
Date: Sat, 28 Nov 2009 22:47:18 +0200
Subject: YNT: YNT: Vekâletle kurban kesilmez…

Bir köşe yazımı size gönderiyorum:

Vekalet Yoluyla Kurban
H. Karaman

Gazetelerde, dergilerde, internette (sitelerde) birçok müftü türedi, ağzı olan konuşuyor, müminlerin kafaları karışıyor, soru yağmuruna tutuluyoruz.
Benim Müslümanlara tavsiyem ehliyeti, bu işten anlayanlar tarafından kabul edilmiş alimlere ve Diyanet yetkililerine sormalarıdır. Diyanet bünyesinde Din İşleri Yüksek Kurulu vardır, bu kurulda birçok uzman görev yapıyor, meleseler istişare yoluyla hükme bağlanıyor ve vatandaşlara cevaplar veriliyor.

Bana gelen bir mesajda ifade edildiğine göre bir “hoca”, “vekalet yoluyla kurban olmayacağını, hatta birine kurban kesmesi için vekalet veren şahsın şirke düşeceğini” söylemiş veya yazmış.
Allah bu insanlara akıl, insaf ve iz’an nasip etsin!

Bir kimse Allah rızası için kurban bayramında kurban vazifesini yerine getirmek istiyor, imkansızlık, zorluk ve başka sebepler/maniler yüzünden kurbanın alınmasını ve kesilmesini bir şahıstan veya bir dernek yahut vakfın temsilcisinden sözlü veya yazılı olarak istiyor, parasını yatırıyor, adını yazdırıyor, kurbanının vekaleten kesilmesini talep ediyor, vekil kurbanı alıyor ve vekalet veren adına, Allah’a ibadet olarak kesiyor. Bunun şirkle ne alakası var; kurban Allah’tan başkası için mi kesildi ki şirk olsun.

Dini biz Kur’an’dan ve onu bize açıklayan Hz. Peygamberden öğreniyoruz. Peygamberimiz (s.a.) birinden, kendisi için kurbanlık hayvan almasını istemiş, o da almış, eşleri adına kurbanlarını kesmiş, Hacda birçok kurbanından bir kısmını bizzat kesmiş, daha çoğunu da Hz. Ali’ye havale etmiş (kesmesini istemiş, ona vekalet vermiş)… Bütün bunlar hadis kitaplarında yazılı.
Fıkıh kitapları namaz, oruç, kefaret gibi kişinin bedeni ile (kendisi) yapması gereken ibadetler dışında zekatın ehline verilmesi, kurbanın kesilmesi gibi mali ibadetlerde vekalet vermenin caiz olduğunu yazıyor. Asırlardır Müslümanlar kurbanlarını hem kesmişler, hem de birine vekalet vererek kestirmişler.

Bir düşünün, eğer herkesin kurbanını kendi eliyle kesmesi veya vekil keserken yanında bulunması gerekseydi hac ibadeti nasıl yapılırdı? İnsanların günlerce sıraya girip Mina’da beklemeleri gerekmez miydi?

Bugün hacca gidenler ilgili mercie kurban paralarını yatırıyorlar, vekaleten kurbanlarının alınıp kesilmesini istiyorlar ve bu da yerine getiriliyor, buna itiraz eden ciddi bir alim de yok.
Akıl ve nakıl yönlerinden dayanağı bulunmayan, ilme ve mantığa uymayan yorumlara dayanan sözlere kulak asılmasın, kafalar karışmasın, gönül huzuruyla isteyen kendisi kessin, isteyen “vekalet vererek” kurban ibadetini yerine getirsin vesselam.

Kimden: Gazi Tekin (gazitekin@hotmail.com)
Gönderme tarihi: 29 Kasım 2009 Pazar 13:02:23
Kime: Hayreddin Karaman (hkaraman@yenisafak.com.tr)

Öncelikle benliğinize galebe çaldırmanızdan tövbe etmenizi ve ettiğinize de inanmak istediğimi ifade ederim. "Kabul edilmiş bir yanlışlık, kazanılmış bir zehirdir" sözünü temel alırsak, gerek hacdaki kalabalık gerekse kentlerdeki yoğunluk, kişinin Allah adına boğazlayacağı kurbanları vekaletle kesme meşruiyeti kazandıramaz.

Kevser Süresinde açıkça emredildiği üzere; "Namaz kıl, kurban kes" buyruğu, Kurbanın namazla eş değer olduğunu ortaya koymaktadır. Nasıl ki namaz vekaletle kılınamayacaksa, kurbanda cemaatteki imama uyulma misali törene iştirak edilmeksizin olmaksızın vekaletle kestirilemez. Çünkü kurbanın sunulduğu bir tanrıdır, yani tapınılan yaratıcı Allah'tır. Ne vahyi ve şeriatı reddeden devletin laik diyanetinin fetvaları ne de yüce peygamberimize atfedilen hurafesel yorumlar gerçeği gölgeleyemez.

Peygamberimizin kurbanların bir kısmını kendi kesip, bir kısmını Hz.Ali'ye kestirmesi, asla bir vekalet değil, bilakis törene iştirak ettiği bir ibadettir. Günümüzdeki gibi tamamen çıkara odaklı yardım ve bağış amaçlı hilesel bir aldatmacanın ibadet manipülasyonuyla müminler kandırılmamıştır.

Kurbanın kimin kestiğinden daha önemli, törene saygıyla iştirak edilmesi ve tekbir getirilmesidir. Ancak böylesi bir durum kurumları zor durumda bırakacak ve planladıkları sömürüyü gerçekleştiremeyeceklerinden şirksel fetvalara sığınılarak, hem Allah'a karşı bir saygısızlık ve lakaytlıkta bulunmalarına hem de kurban kestiklerini sanan Müslümanlara bir ihanettir.

Cemaatle namaz kılınması misali imam niteliğindeki kurban keseni vekil tayin edebilirsiniz ama mutlaka orada bulunma zorunluluğunu yok sayamazsınız. O takdir de imamı da vekil tayin edin ve sanki cemaatte namaz kılıyormuşçasına hiç namaz kılmayıp adınıza imanın kılması nasıl imkansız ise, kurbanın kesilmesi de imkansızdır... Yaratıcı Allah'a sunulan kurbanın sahibi, sanki Allah'tan büyükmüşçesine ibadete iştirak etmemesi, tartışmasız GİZLİ BİR ŞİRKTİR...

Laik ve putperset düzenlere karşı Peygamberleri misali mücadele etmekten kaçınan alimlerin fetvaları, ancak şeytani fetvalardan farksızdır. Bu sebeple vahyin emrettiği ve vahye muvafık hadislerin geçerli olacağı bir din, İSLAM'dır.

Ezberlerinizle değil; ya imanınızla halkı aydınlatın, ya da susunuz...


Son olarak şu gerçeği biliniz ki; her kim kurbanının törenine bizzat iştirak etmemiş ise, onun adadığı ibadetsel kurban değil, her zaman yapabileceği bir yardımdır.