terörist İsrail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
terörist İsrail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2010 Çarşamba

Vallahi o koltuk sana haram…

Müslüman milletimizi terörist İsrail’e teslim eden başbakan vekili Bülent Arınç’ın içinde olduğu hükümeti şehit kanları boğacaktır.

Türkiye’nin şerefine ve bağımsızlığına saltanat sürdüğü koltuktan ihanet eden Arınç, hücumbotlar ve helikopterlerle yardım gemimize saldıran ağır silahlı teröristler karşısında yılmayarak ve diz çökmeyerek iman güçleriyle direnen kahraman vatandaşlarımızı yönetebilecek bir liyakatte olmadığı her ne kadar aşikâr ise de, parti çıkarları böylesi bir alçalmışlığı önemsemeyerek, Arınç’ı görevden almamakla aynı düşünceyi paylaştıklarını tasdik etmektedirler. Bu sebeple Arınç’lı bir hükümet başbakanın İsrail karşıtı dik duruşuna gölge düşürmekte ve samimiyetini sorgulatmaktadır.

Arınç efendi, “Kimse bizden İsrail’e savaş ilan etmemizi beklemesin” sözlerinden pişmanlık duyup özür dileyeceğine, daha da haddi aşarak acımasız katil İsrail argümanlarını meşrulaştıran yardım gönüllülerini suçlayıcı ifadelere arka çıkması, hiçbir gerekçeyle bağışlanamaz.

Tüm dünya halkları, hatta bir kısım insaf sahibi museviler dahi İsrail’i lanetleyip canlarını insanlık adına hiçe sayan kahraman gönüllülerin vicdani girişimlerini müdafaa ederlerken, cennette yaşayan şeytanın lanetlenmesi misali Allah’ın ayetlerini dünyevi çıkarları uğruna satan Fetullah Gülen’in “Yardım gemisinin İsrail’in izniyle gitmesi gerektiğini, böyle olmadığı için eylemin “otoriteye karşı” bir eylem olduğu” açıklamasından cesaretlenen dalkavuk Arınç’ın “Bana Hoca Efendi’nin İsrail ile ilgili sözlerini soruyorlar. Burada cevaplayayım. Hoca Efendi, her zamanki gibi doğru söylüyor” beyanı, Müslüman kimlik ve akıttıkları gözyaşlarıyla toplumları etkileyen münafıkların gerçek niyetlerini ortaya koymuştur. Mühürlü yığınların dışında nasıl bir münafık olduğu tartışılmaz olan Fetullah Gülen’in kendisini kurtaracağını sanan Bülent Arınç, yürekleri dağlanan ve şerefleri doğranan milletimizi temsil etmemelidir. İyi bilmelidir ki Başbakan Erdoğan’a dizdiği övgüler ve partideki sözde vazgeçilmez gücü de onu perdelemeye yetmeyecektir.

Varlığı boyunca dünyadaki huzur ve güveni bozan, toplumları işgal eden ve fitneleriyle işgal ettiren, kendinden başka hiçbir din ve ırka yaşam hakkı tanımak istemeyerek entrika, komplo ve kumpaslarla dünyayı cehenneme çeviren, bebek-çocuk-kadın demeden katledip insanları açlığa, zincirlere ve işkenceye mahkûm eden, en acımasız soykırımı işleyerek uluslar arası hukuka meydan okuyan, dünyadaki işlenen tüm kötülüklerin tetikleyicisi, Müslümanların amansız ve acımasız hasmı olan bir otoriteden; insanlık adına izin alabilmek mümkün mü? Merhamet bekleyebilmek olası mı? Hak ve adalet adına barışçıl bir dünya talep edebilmek söz konusu mu? Ambargolarla tecrit edilen masum insanlar, barbar otoriteden izin alınamadığından çaresizliğe ve ölüme terk edilmedi mi? Şeytanla insani bir işbirliği yapılabileceği hangi dinde ve düşüncede mevcuttur? Şüphesiz satanizm de!

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun. O’na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz. “ Maide.35

Açıkça ABD ve İsrail yanlısı olduğunu dahi itiraf etmekten kaçınıp, eğitim, hümanist ve dini söylemlerle en korkunç sömürüyü gerçekleştiren Fetullah Gülen, peygamberimizin buyurduğu ”Münafık, kâfirden yetmiş kez daha tehlikelidir” hadisiyle, cani Netanyahu’dan çok daha sinsi bir cehennemîdir. En azından Netanyahu’ya bir düşman olduğu bilinciyle tavır alıp arkanızı dönmüyorsunuz ama kendinizden bildiğiniz bir hainin ihanetini kestiremeyip yıkılabiliyorsunuz. Ki onların en etkileyici anahtarları sözde sevgi, insanlık, barış ve merhamettir.
Şahsıma nasip olmayan o onur gemisiyle yola çıkan kahramanların anti-Müslüman’ıyla dahi kıyaslanamayacak seviyesizlikte olan gerek Fetullah Gülen gerekse Bülent Arınç; Filistin ve insanlık tarihine bir utanç abidesi olarak kazınmışlardır.

İsrail işbirlikçisi BDP ile aynı düşüncede olan CHP ve MHP’nin Bülent Arınç’la ilgili bir gensoru vermeye cesaret edememeleri dahi, İsrail yandaşlıklarına açık bir delildir. Şüphesiz onlarda sömürdükleri o şehit kanlarına gömülecek ve İsrail’in akıbetine uğrayacaklardır.
Alçak İsrail saldırısına aman vermeyerek canlarını feda edip şehitlik mertebesine ulaşan ve yaralanarak gazi olanlar bir yana; İsrail canavarların tehditlerine dimdik durarak belirsiz süreli zindanları ve işkenceleri göze alıp sınır dışı belgelerini imzalamayan kadın ve erkek yiğitleri saltanat koltuklarından eleştirebilecek kadar alçalabilen insaniyetten uzak korkak ve riyacı politikacı, hoca, gazeteci ve yorumcuları zalim İsrail’den daha insafsız buluyorum.

“Başörtüsü namusumdur, iktidara gelince çözmeye söz veriyorum” vaadiyle halkı aldatarak sekiz yıldır namusunu unutup bir koltuktan diğerine oturabilen Bülent Arınç’ın milletimize yenilgi tattırması anormal sayılmamalıdır. En etkili silahı olan hatipliği, gözyaşı ve Müslüman kimliği kendisini yeterince gizlemekte ve insanların gerçeğe inanmaları tereddüde mahal verebilmektedir.

İnsanoğlu muhakemeden yoksun öyle ahmaktır ki, iman ettikleri önderlerinin hata ve ihanetlerini kıyasıya savunabilmekte, aklayacak yorumlara kalkışarak yanlışı meşrulaştırabilmektedirler. Gerek devletler gerekse kişiler bazında farkında olmadan iki tanrı edinebilmenin şirki; sevgi, tazim, itaat ve korkuyla açığa çıkmaktadır.

“Allah buyurdu ki: İki tanrı edinmeyin! O ancak bir Tanrı’dır. O halde yalnız benden korkun!“ Nahl.51

Fetullah Gülen’in neden Allah’ın ipine değil de Vatikan ve Haçlı ABD’nin ipine tutunarak İslâm düşmanlarıyla ittifak yapabildiğini cemaatine yayınladığı tebliğiyle anlayacaksınız.

Günümüz Roma İmparatorluğunun otoritesi ABD ve tetikçisi İsrail, Gülen’e biçtikleri misyonerlik göreviyle hem milletimizi hem de İslam dünyasını içerden vurmaktadırlar. Sahip olduğu okulları, basın ve yayın kuruluşları, şirketleri ve cemaatini sinsice emelleri uğruna nasıl kullandıkları, Gülen’in düşünce ve fetvalarıyla ortadadır. Vahiysel İslâm’ı asimile ederek, Müslümanları vahiysel şuurdan ve cihaddan uzaklaştırmak suretiyle güçsüzleştirip haçlı otoritesinin esaretine mahkûm etmeye çalışan taşeron Gülen; dinler arası diyalog manipülasyonuyla barbar ABD ve İsrail’in zulmüne ve işgaline karşı dinlerini ve vatanlarını canları pahasına savunan direnişçileri lanetliyor, Müslümanların boyun eğip teslim olmalarını isteyerek, küresel barışa en büyük engel görebiliyor.

Yüz binlerce Müslüman’ı katleden, en adi işkencelerle öldüren, yurtlarından çıkaran, ırzlarına geçen, Kur’an’ı ayakları altında çiğneyen, peygamberimize hakaret eden, vatanları işgal eden, camileri bombalayan canilerin yandaşı Gülen kimdir ve alttan alta kimin hesabına çalışmaktadır?
Acaba öncesinde cennette yaşayan şeytanın ‘bir bilgi’ye göre Yaratıcı tarafından lanetlenip ebedi cehenneme gark edilmesi misali dünün Müslüman Gülen’i de aynı akıbete mi çarptırılmıştı? Büyük bir çoğunluğu samimi ve ihlaslı hayırsever ve hizmet ehli cemaat üyeleri, neden gerçeği kabul etmemekte direniyorlar?

Aslında Fetullah Gülen’in 28 Şubat’tan sonra aldığı dehşet verici kararlar akabinde vahiysel hükümlerden vazgeçip güç gördüğü sadece paradan taviz vermeyip ABD’ye yerleşmek suretiyle haçlı ittifakına katılması, tarih boyunca pek az rastlanabilen bir örnektir.

İşte Fetullah Gülen’in 28 Şubat post-modern darbesiyle birlikte cemaate yayınladığı deklârasyon:

1- Evlerde bulunan Risale-i Nur Külliyatları kaldırılacak. Herkes, bu eserleri sivil olan akrabalarının yanına götürecek.
2- Evlerden, Hocaefendi’nin kaleme almış olduğu eserler kaldırılacak, Kuran-ı Kerim’den başka hiçbir dini kitap kalmayacak.
3- Evlerin giriş kısmına, hatta dış kapı açıldığında görülebilecek yerlere Atatürk’ün fotoğrafları asılacak. Odalarda, 10. Yıl Nutku ve İstiklal Marşı duvarlarda olacak.
4- Evlerde, görünür kısımlarda, Nutuk gibi kitaplar bulunacak.
5- İşyerine giderken Sabah, Milliyet, Cumhuriyet gibi gazeteler alınıp götürülecek ve işyerinde herkesin görebileceği yerlere bu gazeteler konacak.
6- Zaman gazetesi, Aksiyon, Sızıntı gibi dergilere başka isimler altında abone olunacak. Dergi ve gazete ücretleri yatırılacak. Fakat kesinlikle ev adresi verilmeyecek. Bu yayınlar evde bulunmayacak
7- Telefonlar istihbarat birimleri tarafından dinlenildiğinden, telefonlarda kesinlikle dini konuşmalar yapılmayacak. Selam verilmeyecek. Hatta hayırlı sabahlar bile denilmeyecek. İyi günler, günaydın türü konuşmalar yapılacak
8- Telefonda hizmetler hakkında konuşma yapılmayacak. Hiçbir elemanın ismi zikredilmeyecek. Adres verilmeyecek. Sohbet yapılacak evler hakkında konuşulmayacak
9- Eğer herhangi bir evde buluşma olacak ise telefonlarda kodlu konuşulacak. Mesela ‘Bu akşam maçı nerede seyrediyoruz?’, ‘Bu akşam bizde okey oynayalım mı?’ ‘Gelirken şu isimleri de çağır’ gibi.
10- Cuma namazına üç hafta üst üste gidilmeyebilir. Bu nedenle birimlerde bulunan elemanlar üç gruba ayrılacak. Her hafta bir grup gizlice Cuma namazına gidecek. Diğer kalan iki grup birimlerinde kalacak. Birim amirlerinin gözleri önünde bulunarak dikkat çekilmeyecek. Hatta mümkünse, Cuma namazı vaktinde, Polis Evi’nde birim amirleri de çağrılarak yemekler tertiplenecek. Kurum içinde bulunan halı sahalarda yine birim amirleriyle maç yapılacak
11- Kesinlikle hiçbir vakit namazı işyerinde kılınmayacak. Cem edilecek. Yatsı namazında evde topluca kılınacak.
12- Çöp kutularından boş bira kutuları ve içki şişeleri toplanacak. Evdeki çöpler dışarı konduğunda bu şişe ve kutulardan birkaç tanesi çöpün görünen kısımlarına konulacak.
13- İşyerinde kendi cemaatimizden başka bir grubun ya da cemaatin elemanlarının başı derde girdiğinde kesinlikle yardım edilmeyecek. Hatta görmezlikten gelinecek.
14-İşyerinde lehimizde ve aleyhimizde cereyan edilecek tüm konular anında bağlı olunan imama bildirilecek.
15- Önceden hanımlarının başları açık olup sonradan kapananlar, eşlerinin başını açacak. Eşinin başını açan her eleman eşiyle beraber birim amirlerinin görebileceği yerlere gidecek. Mesela; polis evine yemeğe veya bayramda bayramlaşmaya.
16- Önceden hanımlarının başları kapalı olsa dahi önemli yerlerde çalışanlar mutlaka eşlerinin başını açacak.
17- Akademi, kolej ve polis okulu öğrencileri hafta sonunda dershanelere gönderilmeyecek. (Dershaneden kasıt cemaatin evleri veya kendilerine ait dershaneler olsa gerek.)
18- Tüm öğrencilerle pastane ve lokal gibi yerlerde buluşulacak.
19- Tüm akademi, kolej ve polis okulu öğrencileri mutlaka bilgisayar kursuna gidecek.
20- Kurban bayramlarında hiçbir eleman kurban kesmeyecek. Deri toplama işine girmeyecek. Fakat tam bir kurban parası imama verilecek ve bu para hizmete aktarılacak. Hizmetten bu elemanlara sadece bir but gönderilecek. Böylece deri toplama işi olmayacak. Herkes kurban kesmiş olacak. Çevreye de kurban kesmedik denecek.
21- İşyerinde ve çevrede lâiklik ve Atatürkçülüğü öven konuşmalara iştirak edilecek. Dini öven konuşmaların olduğu gruplardan uzak durulacak
22- Son alınan duyumlarda MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde çalışan tüm amir sınıfı personelin adreslerini tespit etmiş ve bu amirlerin evlerine giderek bir adres sorma bahanesi ile kapılar çalınıp hanımlarının kapalı olup olmadıklarını tespit etmektedir. Bu nedenle evlerde kadınlar başı açık duracak ve kapı çalındığında başlar açık olarak kapılar açılacaktır.

Gerek Fetullah Gülen, gerekse Bülent Arınç gibilerin gerçekte kim oldukları Allah hükmüyle aşikârdır.

“(0 münafıklar) mutlaka sizden olduklarına dair Allah’a yemin ederler. Hâlbuki onlar sizden değillerdir, onlar korkan bir toplumdur.” Tevbe.56

5 Haziran 2010 Cumartesi

Biraz cesaret dize getirirdi…

İsrail vurdu, vekil Arınç beyaz bayrak çekti…

Hiç kimse referandumu ve Ergenekoncularla yapılan mücadeleyi istismar ederek hükümetin hayati yanlışını görmemezlikten gelmem konusunda şeref ve adalet dışı bir tavır içinde olmamı beklemesin. Yıllarca Müslümanlara zulmederek vicdanları kahreden, insanlık değerlerini katleden, dünyadaki huzursuzluğun ve güvesizliğin yegâne adresi olan canavar bir teröriste boyun eğen babam dahi olsa asla bağışlamam.

Blöf amaçlıda olsa iki mesaj; dünyanın Ankara’ya gelip diz çökmesine kâfiydi. Biri savaş, ikincisi Türk Ordusunun Afganistan’dan geri çekilme kararları…

Teröristin saldırı karşısında panikleyerek eli ayağı titreyen hükümet, Türk bayraklı ve menşeli gemimize saldırıp vatandaşlarımızı katleden İsrail’e sıcağı sıcağına verdiği cevap; “Kimse bizden İsrail’e savaş ilan etmemizi beklemesin.” İşte bu cevap akabinde ki tüm çabalar ölü bir doğumdur. Artık peşinen teslim olmuş bir devletin kazanabileceği hiçbir şey olamaz…
Paranın ve ekonomik kaygının köklü bir milletin onurunu, şerefini, bağımsızlığını, gücünü ve itibarını nasıl satın alabildiğine şahit olduk.

ABD’nin çıkarları uğruna NATO üyesi olmamız hasebiyle kardeş Afganistan’a ordumuzu göndererek katliamlarına ortak olan biz değil miyiz? Türkiye’nin desteği olmasa ABD ve müttefiklerinin Afganistan’da varlık gösterebilmeleri mümkün mü?

Terörist İsrail, sırf esir düşmüş bir askeri uğruna Lübnan’ı yerle bir ettikten sonra korunması amacıyla sözde barış gücü olarak Lübnan’a asker gönderip İsrail’in bodyguardlığını yapan biz değil miyiz?

ABD ve İsrail’in emperyalist menfaatleri için Irak’ın mahvı perişan olmasında aracı olan biz değil miyiz?

NATO’nun emri çerçevesi dâhilinde Kore’ye, Afrika’ya ve nereyi hedef göstermişlerse vatan evlatlarımızı gönderip canlarını heba eden biz değil miyiz?

İsrail bize saldırıyor ama ne NATO ne de ABD yanımızda olmayıp üzüntü beyanlarıyla başımızı sıvazlıyorlar. Sonra da uluslararası hak ve hukuktan, diplomasiden bahsederek, İsrail’e karşı düşman efendilerimizden himmet dileniyor ve bir yaptırım bekleyebiliyoruz. Madem öyle; neden o müttefik dostlarımız Ermeni Soykırım yalanını kabul ettiler? Ermenistan ile yakınlaşmamıza baskı yaparlarken neden Karabağ işgali için tek bir adım atmıyorlar? Neden KKTC’ni tanımıyorlar? Neden Filistin Halkı için de özgürlük mücadelesinde bulunmuyorlar? Yeter yahu, yeter…

Güçlü, üstelik haklı olan bir devlet, asla kimsenin ayağına gitmez, cesareti ve kararlılığıyla ayağına getirtir. Birleşmiş Milletlerin İsrail’e karşı bir müeyyide uygulayabileceğini sanan ahmaklara hatırlatırım ki İsrail, Lübnan’a saldırdığında BM bürosunu bombalayıp onlarca çalışanını katlettiğinde İsrail’e karşı bir ceza kararı alabildi mi? ABD, dolayısıyla İsrail’in kuklası bir BM, ancak sömürülen, işgal edilen ve hunharca katledilen toplumlara baskı kurumudur. Açık bir ifadeyle barbarların, haksızlığın ve adaletsizliğin temsilcisidir.

Fevkalade lehimize olabilecek bir fırsatı korkaklığımızla kaybedip hükmen mağlup olmayı hiç kimse galibiyete çeviremez. Yunanistan’ın büyükelçisini geri çekme ve ortak askeri tatbikatları iptal etmesi misali bir duruş, sadece güldürür. Nikaragua bile İsrail’le diplomatik ilişkileri durdurmuşken, ona bile cesaret edemedik. Belki kimileri biz Nikaragua değiliz derler ise, doğru, siz Nikaragua bile olamazsınız…

Bakan Davutoğlu, sözde ABD’ye giderek BM’den yaptırımsız bir başkanlık kınaması çıkartmasını zafere dönüştürmesi apaçık bir trajikomedidir. Ama bir müstemlekenin açısıyla okunduğunda ilk defa gerçekleştirilen bir başarı olabildiğine de katılmamak mümkün değil. Lakin temsil edilen Müslüman bir Türk milleti ise, övünülen o karar, aslında alçalmışlığın ve yenilginin ta kendisidir.
Üstelik Türkiye’nin “konseyden İsrail’e yaptırım uygulama, Gazze’ye yönelik ablukayı kaldırma, insani yardımların girişini sağlama ve uluslararası tolumun katılımıyla Gazze’yi yeniden imar etme” talebi ciddiye alınmayarak, sadece sözde bir kınamayla geçiştirilip ABD, İtalya ve Norveç’in ret kararıyla 32 oyla kabul edilmesi, asıl müttefik sandığımız ABD’nin nasıl tetikçisi İsrail’in yanında yer aldığını da ortaya koymuştur. Ancak efendinin üzüntü mesajları bile bir başarı sayılmamalı mı?

Bir taraftan İsrail’i hem terörist ilan edeceksin hem de diplomatik bir uzlaşma arayışıyla BM’den medet umacaksın. Öyleyse terörist PKK için de aynı yola başvur! BM’nin ve uluslararası örgütlerin rızası olmadan ABD, Irak’ı işgal etmedi? İsrail, Lübnan’a saldırmadı mı? Ve daha niceleri…

Başbakan’ın asıl mesajı savaş kararıydı ancak etrafındaki etiketli züppeler ekonomik problemlerin doğabileceği, diplomaside kaybedilebileceği ve efendi ABD ile olan ilişkilerin bozulabileceği gerekçeleriyle kendisini vazgeçirmiş, dolayısıyla terörist İsrail’e zafer kazandırmışlardır. Bu sebeple her ne kadar cesur ve kararlı olsa da, Başbakan Erdoğan liderlik yapamamıştır.

Özellikle Müslüman Türk milletine beyaz bayrak çektiren Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, derhal hem de hiç gecikmeden istifa etmeli, bundan böyle hiçbir konuda ahkâm kesmemelidir.
Ayrıca Deniz Baykal’ın ahlaksız zinasının deşifresine dahi üzülerek mesaj gönderebilen Fetullah Gülen; neden İsrail saldırısına, vatandaşlarımızın katledilmesine mesaj göndermekten kaçındı?
Acaba dinler arası diyalog mu İsrail zulmüne sessiz kalmasını zorunlu kıldı, efendisi ABD’nin tepkisinden mi çekindi, yahudi lobileriyle olan ilişkileri bozulur diye mi kaçındı?

Kimileri ne kadar öfkelense, sitemi hackleme girişimlerine devam etse de asla doğruları yazmaktan kaçınmayacağım…

“Tavus kuşu gibi sadece kanadını görme, ayağını da gör.” Mevlana

2 Haziran 2010 Çarşamba

Biz patron, siz işçisiniz…

Dünyadaki barış, huzur ve güveni tarumar ederek ve hayatı yaşanmaz kılarak gözyaşı ve kana bulayan katil İsrail’i durduramayan BM ve Müslüman referanslı pespaye iktidarlar, müstemlekeliklerinin bedelini masum insanlara ödetmekte, dolaysıyla tüm dünyaya meydan okuyan canavar yahudilere hak ettikleri yaptırımı uygulama cesaretinde bulunamayarak, şovdan öte caydırıcı hiçbir girişimde bulunamamaktadırlar. İşgal ettikleri Filistin topraklarındaki halkı açlığa ve ölüme mahkûm eden ve iktidarlarca meşru görülen yahudilerden ve işbirlikçilerinden daha zalim kim olabilir?

Hükümetleri gerek nükleer tehdit gerek ABD gerekse ekonomik şantajlarla yıldıran İsrail’in hak ve adalet tanımaz terörist varlığı hunharca kıyılan insanlara ve inançlara legal müdafaa hakkı doğurmakta, devletlerin yapması gereken müdahaleyi halkların insanlık adına üstlenme mecburiyetine sevk etmektedirler.

Artık işgali, terörü ve adaletsizliği hak hale getiren dünya, kendilerini efendi sanan canavar yahudilere arka çıkıp desteklemek suretiyle fevkalade cehennemsi bir tehlikenin ve kaosun doğmasına sebep olmuşlar, tıpkı yahudilerin çocuk-kadın-yaşlı demeden alçakça katletmeleri misali her yahudinin de aynı şekilde karşılık bulmalarına yeşil ışık yakmışlardır. Siyonist hükümranlı ABD yönetiminin dinsel ve ırksal düşmanlıkları görmemezlikten gelinebilir mi?

Yahudilerin neden bu kadar vahşi, acımasız, sapık, kin ve nefret dolu yaratıklar olabildikleri sorusu; kutsal kitapları ve aynı zamanda hukuk sistemleri olan Talmud’da cevap bulmaktadır. “Müslüman Türkler, kuzey ve güneydeki göçebeler, zenciler ve bizim coğrafyamızda yaşayıp da onlara benzeyenler, tabiatı çok daha düşük sesli bazı hayvanların tabiatına benzer, bunlar insan seviyesinde değildirler. Seviyeleri bir insan ile bir maymun seviyeleri arasında bir yerdedir. Çünkü görünüşleri maymundan çok insana benzemektedir.”

Kendi ırk ve putperest dinleri dışında tüm ırklara ve dinlere amansız hasım olan yahudiler, Kudüs’teki meşhur “Ağlama Duvar”ında yüzyıllarca döktükleri gözyaşları, yakarışları ve sürtünmeleriyle taşları eritmelerinin sebebi; tüm insanlığı yok etmek ve böylece kurtuluşa erişebileceklerini düşünmelerindendir. Ünlü hahamları Sofer’in ürpertici şu sözleri, nasıl insanlık dışı yaratık olduklarını kanıtlamaktadır. “Osmanlı İmparatorluğu içindeki Müslümanlar ve Hıristiyanlar, başka ilahlara tapınan putperestlerdir ve dolayısıyla dolaylı yollardan öldürülmeleri doğrudur. “

İnsanlıktan nasiplenmemiş canavar yahudilerin barbarlıklarını mastürbasyondan farksız tartışma, sızlanma ya da şikâyet etme gibi sinikliklere son verip, acil bir müdahale üzerine yoğunlaşmalıdır. Vicdanları perişan eden İsrail terörünü diplomasi detaylarıyla boğarak asıl resmi saklamalarına kimse kanmamaktadır. Bugün Ermeni Soykırımı gibi bir yalanla milletimizi mahkûm etmeye çalışanların İsrail’i kayırmaları, asıl amaçlarını da kanıtlamaktadır. İsrail nasıl ki yüzyılın haydutluğunu işliyor ve akıl almaz işkence ve şiddetle muhtaçları aç bırakıp katlediyorsa; insani değerler adına bilmukabele de bulunması kaçınılmaz hukuki bir hak ve bir insanlık görevidir. İsrail faşizminin hiçbir vatandaşı ve destekçisi insan sayılamaz.

İsrail’in Filistin Halkını acımasızca boğazlamasına Türkiye’nin kalkan olmaması, bölgedeki gücü ve hamiliğinin kırılabilmesi için taşeronu PKK’yı milletimizin başına bela etmiş; PKK’ya lojistik, istihbarat, ekonomik ve cephane yardımında bulunarak, bölgeden uzaklaştırmayı amaçlamıştır. Ayrıca BDP adıyla ABD’de ki temsilcilik açma izinlerinin arkasında da İsrail vardır.
Ancak o kadar tecrübe yaşamalarına rağmen bir yerden sonra güttükleri devletin etkisiz kalıp milletimizin dizginleri alarak şahlanabileceğini hesap etmemektedirler.

Başta CHP’nin kukla genel başkanı olmak üzere siyonist sevdalı çevreler, Türkiye’de yaşayan yahudi hassasiyetini dile getirerek, hükümeti ve haksızlık karşısında susmayan halkı uyarmaları, dolaylı yollardan İsrail’e bir arka çıkmadır. Acaba Türkiye’de yaşayan yahudiler gerçekten insan mı, Türklere karşı samimi bir sevgi duyuyorlar mı, terörist İsrail’in canavarlıklarını insanlık adına kınıyorlar mı?

Eşarplarıyla saçlarını örten ve kıyafetleriyle cinselliklerini sergileyen Müslüman kimlikli “vakko sürtükleri” ve “metroseksüel erkekleri”nin kalkındırıp markaya ve güce kavuşturdukları Vakko’nun patronu Cem Hakko; “Biz ülkenin musevi vatandaşları olarak patronuyuz. Amerika ne derse o olur, siz işçisiniz. Hepinizi biz giydiriyoruz, övüne övüne, bayıla bayıla Vakko’dan giyiniyorsunuz.” sözleri hala hafızalarda olmasına rağmen, nasıl olurda yaşadığı ülkeye ihanet ve nankörlük edebilen ve halkımızı köleleri sanan hainleri dost kategorisinde değerlendirebiliyorlar?

Cem Hakko gibi alçak bir düşmanın Esenyurt’taki üretim merkezinin açılışını nasıl Başbakan Erdoğan yapabilmiş ise, Türk gemisine, bayrağına, devletine ve milletine savaş açan İsrail’in de kapanışını Başbakan Erdoğan yapmalıdır. Uluslararası hukuk mutlak bir savaşı gerekli kılmakta; onca taviz, iyi niyet ve uyarıya aldırış etmeyen İsrail’in ancak savaşla durdurulabileceğinin tek çözüm yolu olduğu ortadadır.

Büyükelçimizi aşağılayarak onurumuzu ve gücümüzü paçavraya çeviren terörist katillere karşı caydırıcı yaptırımlar uygulayamayıp Müslüman Türk’e yakışır bir duruş ortaya koyulamadığından gemimize saldırma ve milletimizin kanını dökme cesaretine sahip olmuşlardır. Atalarımız böylesi bir alçalmışlığı sindirebilirler miydi? Neden hep Türkiye, kahrolası diplomasi şaklabanlığınla odalığa dönüştürülüyor da ABD, İsrail, Rusya, İngiltere gibi ülkeler çözümü savaşta arıyorlar? Acaba korkaklığın yeni tanımı olan diplomasiyle İsrail’e karşı lehimize bir ilerleme kaydedebildik ve somut hiçbir sonuç alabildik mi? Bundan böyle içi boş tehditler, büyükelçinin geri çekilmesi, askeri tatbikatların ve maçların iptali gibi gösterilerle sorunun çözülemeyip bilakis şiddetleneceği aşikâr olup, yarın çok daha büyük felaketlerle karşı karşıya olacağımız şüphesizdir.

Para her şeyi yapar felsefelerinden onur, güç ve bağımsızlığımız yerlerde sürünmektedir.

Unutulmamalıdır ki kendilerinden gayrı her ulusa, dine ve ırka düşman olan yahudileri diplomasi ve ortak çıkar safsatasıyla kollayarak, savunarak, arka çıkarak ya da susarak insanlığı yontanlar, bugün etkili olsalar da istikbalde tükenip yok olacaklardır.

Kendi halkına karşı aslan kesilip darbeleriyle katletmeyi düşünen generaller, vatandaşlarını öldüren, gemilerine saldıran ve Türk bayrağına meydan okuyan terörist İsrail’e karşı nasıl bir tavır alacaklar? Genelkurmayımızla İsrail Genelkurmayının sıcak bağı düşünüldüğünde; İsrail saldırı öncesi Genelkurmaydan onay almış olabilir mi? Nasıl olsa insani yardımı götüren irtica yaftalı Türkler…

Bu aziz milletin albaylığa yükselttiği, doçentlik unvanı vererek üniversitede çocuklarını teslim ettiği Sadi Çaycı adlı meçhul, vatandaşlarını katlederek devletine kafa tutan İsrail’i haklı bulabiliyorsa; vay milletimin haline…

Açıkça savaş ilan eden İsrail’in karşısına dikileceğine ABD’ye koşan bir hükümete sahipsek; vay milletimin haline…

Öldürülen, yaralanan ve esir alınan vatandaşlarımızı dahi geri almada varlığımızı gösteremiyorsak; vay milletimin haline…

İsrail, Hamas’ça esir alınan bir askeri için Lübnan’da taş üstünde taş bırakmıyor ise; her kim ne derse desin Türkiye’nin şerefi ancak savaşla kurtulur…

“Öl ya da Ol! İşte bunu bilmiyorsan zavallı bir misafirsin bu karanlık yeryüzünde” Goethe

“Ey iman edenler! Kâfirlerden size yakın olanlara karşı savaşın ve onlar (savaş anında) sizde bir sertlik bulsunlar (onlara karşı şiddetli ve çetin olun, sakın gevşeklik ve korkaklık göstermeyin). Biliniz ki Allah, (korkaklıktan) sakınanlarla beraberdir.” Tevbe. 123