Sanki insanlar, cehennem için yaratılmış birer şeytanlarmışçasına; vahşet karşısında gönülleri buram buram yanmamakta, yüreklerine kor düşmemekte, merhamet ve vicdan ateşiyle erimemekte, acı feryatlar kulaklarını sağır yapmamakta, parçalanan çocukların ve annelerin görüntüleriyle gözlerine mil inmemekte, arzu, hırs ve ihtirasları körelmeyerek, iki damla gözyaşıyla tükenen insanlığı yeniden canlandıracakları veya barış sağlayacakları düşüncesiyle; hem vurdurmakta, hem de ağlamaktadırlar. Makyajlı yüzlerden akan sahte gözyaşları…
Gazze’ye destek için İstanbul’da bir araya gelen sayılı “First Lady”nin düşünce, duygu ve davranışlarındaki menfur tenakuz; içten değil, eşlerini aklama maksatlı politik bir gösteri olduğu gerçeği; tok karınlarından, etraflarında sinek uçurtmayan korumalarından, özel uçaklarından, markalı giyimlerinden, muhteşem bakımlarından ve boğaza karşı ağırlandıkları güvenli mekanlardan anlaşılmakta, canavar İsrail ve ABD’ye karşı mücadele etmekten korkan iktidardaki kocalarını yermek ve sözde gözyaşı döktükleri mazlum halka sahip çıkmayan hükümetlerini eleştirmek yerine, şiirsel sözlerle kabahatlerini örtmeye çalışmaları, şüphesiz katledilen o masum bebeleri, anaları ve insanları istismardan başka bir şey değildir. Neden uluslararası bu çağrıyı Gazze’deki içi ceset dolu yıkıntıların arasından değil de, İstanbul’daki ihtişamlı Four Seasons Sarayından yaptılar?
Acaba kendileri; ardından gözyaşı döktükleri o insanlar gibi ölümcül bir ambargo altında inliyor, açlık, yokluk ve korku içinde kıvranıyorlar mı? Filistinli çocuklar, oyun oynadıkları parklarda bisikletler üzerinde öldürülürlerken, kendi çocukları nerede? Kendi çocukları sıcak kucaklarında, emniyetli ve tok hayat sürerlerken; neden gözyaşı döktükleri o çocukların da güvenli yaşayabilmelerini sağlayacak bir müdahaleyi savunmuyorlar? Saltanat sürdükleri saraylardan afaki nutuklar çekerken, masumiyetin ölümüyle çöken insanlığın vahşi gidişine sebep olan iktidardaki eşlerinin pespaye politikalarından, neden rahatsız olmuyorlar? Tarihin hangi döneminde; absürt sözlerin saldırıları durdurabildiği, ateşkes sağlayabildiği, ambargo kaldırabildiği, barış, hak ve adalet getirebildiği görülmüştür? Erdemli bir fedakarlık olmadan, dileklerin yerine gelebilmesi mümkün mü?
Önce o korkak barbar müstemlekesi eşlerine karşı dik dursunlar ki, söz ve duyguları bir anlam taşısın… Gerçekten onlar bir insan ve anne ise, kocaları insan ve baba değil mi?
BM ve toplumların ateşkes çağrılarına meydan okuyan ABD ve İsrail’i; öyle rahat koltuklardan, şişmiş midelerden, sarp ve sağlam kalelerden durdurmayı düşünenler; bilinmelidirler ki yalancıdırlar, yalancıdırlar, yalancıdırlar….
Tarihin her safhasında Müslümanlara karşı katliamlara girişen ve kölelikten öte hiçbir hak tanımak istemeyen jenosit Batı, günümüzde de aynı yok edici anlayışlarını sürdürerek işgal ve katliamlarına; satın aldığı Müslüman toplumların hain iktidarlarının desteğiyle devam etmekte, gerek BM, gerek AB, gerek AGİT, gerekse Lahey Uluslararası Adalet divanı gibi kuruluşlarının yardımıyla canavarlıklarını meşrulaştırmaktadırlar.
ABD ve İsrail’in soykırımsal katliamları gibi günümüzün belgelenmiş suçları Haçlı Batıyı hiç ilgilendirmemekte, dolayısıyla katil sorumlularına da herhangi bir yaptırım ihtiyacı duymamaktadırlar. Çünkü Müslümanlar teröristtir, evrensel hıristiyanlığın ve siyonist yahudiliğin özgürlük ve demokrasi teminatı adına; görüldükleri yerde öldürülmeleri insanidir. Başta Türkiye olmak üzere sömürge devletlerin, Müslüman halklarına reva gördükleri terör ve haçlı taşeronlukları, hıristiyan-siyonist ittifakını cesaretlendirmekte, dolayısıyla trajik gidişatı körükleyerek, bitmez-tükenmez işgal ve katliamların sonu gelmemektedir. Müslüman toplumların gerçek düşmanı, münafık devletleridir.
Birleşmiş Milletlerin en yüksek yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanının Müslümanlara uygulanan işgalleri ve katliamları suç saymaması ve İslâm ülkelerinin savunmalarını güçlendirecek gelişmelerin önünün kesilmek istemesi, yenidünya düzeninin eskisinden farksız hangi haçlı temelinde inşa edildiğini tüm çıplaklığıyla kanıtlamaktadır. Bu sebeple, tehlike gördükleri İran’ı nükleer teknolojiden mahrum etmeye çalışılmaları, asılsız iddialar ve psikolojik savaşlarla nükleer programlarını etkileyerek vazgeçirmeye girişmeleri, nasıl bir zorbalık, adaletsizlik ve tutsaklıkla karşı karşıya olduğumuzu ortaya koymaktadır.
Yeryüzünün egemenliğini sadece kendilerinde sanan haçlıların İran gibi boyun eğmeyen devletlerin, El Kaide, Hizbullah ve Hamas gibi onurlu direnişçilerin cesur duruşlarıyla hezimete uğrayacakları mutlaktır. Sürekli tekerrür eden kadersel tarihin değiştirilemeyen süreci zaten belirli sonucu güncelleştirecek, gürültüden ibaret tehdit ve şantajların önemsizliği ortaya çıkacaktır.
Korkak ABD ve İsrail’in havlamaktan öte Müslümanlara karşı, gerçekte savaşabilecek hiçbir cesaretleri yoktur. Bugüne kadar hunharca giriştikleri savaşlardaki mağlubiyet ve alçalmışlık kendilerine yeterli derstir. Tek bir Müslüman’ın karşısında bile dayanabilecek direnci bulunmamalarına rağmen, Müslüman toplumların hain iktidarları sayesinde saldırmakta, dolayısıyla acımasız canavarlıklara başvurabilmektedirler. Eğer, sözde inandıkları vahyin gereği, birlik ve berberlik içinde dik durabilselerdi; ne ABD, ne de İsrail, değil işgal etmeyi, konuşacak dahi cesareti kendilerinde bulamaz, dolayısıyla yaşanan acılar vaki olmazdı.
Türkiye’nin amansız kukla hükümetleri ve laik rejimiyle esarete mahkûm kılınan caydırıcı gücü, dengeleri bozmuş, Müslüman halkların işgaline, katline, zulmüne ve zilletine sebep olmuştur. Dünün lider Türkiye’si bugün herkesin rahatlıkla üzerinden geçebildiği bir odalığa dönüşmüştür.
Müslümanların yok farz edildiği bir dünya yaratılmaya çalışılmakta, bu esasta barışçıl ve adil çözüm argümanları manipülasyonla geliştirilerek, devşirilen Müslüman kimliklerin katkılarıyla sonuca gidileceği düşünülmektedir. İslâm toplumlarının alçak hükümetleri; ''Büyük hıristiyan-siyonist dünyası'' yaratma çabalarıyla, dini temizlik kampanyasının baş destekçileri olarak haçlıları cesaretlendirmekte; böylece Müslümanların yok edilme amacı; hem içeride hem de dışarıda sinsice güdülerek, şeytani ittifak dehşet saçmaktadır. Türkiye’nin ve münafık iktidarların, tıpkı satanistlerin taptıkları şeytan misali efendileri ve gizli düşmanları ABD ile birlikte batacakları mutlaktır. Birbirine caka atarak, benlikleri kabarmış üstünlük yarışında bulunan duygusuz kör ve sağırlar, batışlarını asla fark edemezler.
Malum müptezel iktidarları devirmeyip, ayakta tutan toplumlarda aynı derecede suçludurlar. Ancak merak etmesinler; yaşanılmış olan katliamların çok daha acılısını ve dehşetlisini tadacak, pişmanlıkları ise asla yarar sağlamayacaktır.
“Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten söz dinleyeceğini yahut akıllanacağını mı sanıyorsun? Gerçekten onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar daha şaşkın haldedirler.” Furkan 44
“Andolsun, biz cin ve insanlardan birçoğunu (sanki) cehennem için yaratmışız. Zira onların kalpleri vardır ama onlarla gerçeği kavramazlar; gözleri vardır, lâkin onlarla görmezler; kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da sapıktırlar. Onlar gaflete düşenlerin ta kendileridir.” A’raf 179
suriye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
suriye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Ocak 2009 Pazartesi
Zorbalar vuruyor, iktidarlar seyrediyor...
Etiketler:
ABD,
El Kaide,
Emine Erdoğan,
First Lady,
Hamas,
İran,
İsrail,
Katar,
pakistan,
suriye,
Türkiye Hizbullah
22 Aralık 2008 Pazartesi
Asla güvenilmeyecek bir millet
Kadersel yaradılış fıtratları gereği; bilinmeyen bir bilgiye göre
lanetlenerek asilik, bencillik ve nankörlükle saptırılmış Yahudiler;
tarihin her döneminde çıbanbaşı olmuş, ıslah olup doğru yola
iletilmeleri için kendilerine gönderilen ve topyekun yok olmaktan
kurtaran peygamberlere dahi karşı gelip, sürekli isyan ederek, dünyadaki barışı ve huzuru bozmuşlardır. Cehennemsi ateş misali kabaran
ve asla sönmeyen öfke ve hırsları peygamber cinayetine neden olmuş, hiçbir akitlerini tutmayarak ve içlerinde insani sevgisi barındırmayarak fırsatçılığın, fitnenin, bozgunculuğun ve gaddarlığın bayraktarlığını yapmışlardır.
Her yaratılmış gibi, kendilerini yaratarak yazgılarını yazan Yaratıcı’nın; şeytan misali kıyamete kadar lânetlediği Yahudiler, ustalıkla gizledikleri emelleri, düşünceleri ve duygularıyla fevkalade mazlum ve mağdur rolü oynayabilmişler, sinsice kendilerini acındırarak, toplumları maddi ve manevi sömürmüşler ve yönetebilmişlerdir. Maalesef vahiysel bu temel gerçeklerden ve tarihsel bilgilerden yoksun ya da o anki geçici menfaatlerine öncelik veren birey ve hükümetler, yeryüzünün en tehlikeli yaratıklarına inanabilmiş ve işbirliğine girişerek fayda sağlayacaklarını umabilmişlerdir. İlişkiler, her zamanki gibi fiyaskoyla sonuçlanmıştır.
Her ne kadar fiziki olarak Filistin topraklarını işgal ederek devletleşmiş iseler de, aslında tüm dünyayı kuşattıkları ve kemirdikleri malumdur. Yahudilerin, kendilerinden olmayan tüm ırklara ve dinlere olan amansız
ve ezeli düşmanlıkları, inançlarının kaçınılmaz bir neticesidir. Kendileri hakkında Kur’an’ın dile getirdiği gerçekler, öncelikle Müslümanlara hasım olmalarına, dolayısıyla en acımasız işkence, tecrit ve soykırım uygulayarak, hegemonyası altına alamadıkları Müslüman iktidarları
tehdit etmek suretiyle satın alarak veya korkutarak sindirebilmişlerdir.
İsrail’in tüm insanlık dışı vahşetlerine sessiz kalıp desteklercesine aleyhine hiçbir yaptırım uygulayamayan BM ve AB, ABD’nin baskısıyla bölgedeki Yahudi terörünü meşrulaştırmış, vatanlarının bağımsızlığı adına direnenleri ise terörizmle suçlayabilmişlerdir. Müslümanlara uyguladığı ablukayla en temel ihtiyaç maddelerinden dahi yoksun bırakabilen İsrail’e, Türkiye başta olmak üzere, Arap ve İslam ülkelerinin, İsrail’i mahkum edebilecek tek bir adım atmamaları, materyalist ve kapitalist olma yolunda hızla ilerleyen sözde İslam dünyasının içinde bulunduğu zilletsel ve aşağılık durumunun sebebini kanıtlamaya yetmektedir.
İsrail Başbakanı Ebud Olmert’in, ittifak içinde faşist emellerine hizmet eden ABD, İngiltere ve Rusya’dan sonra Türkiye’yi ziyaret etmesi, dikkatle okunmalıdır. İsrail’in, hayati önem taşıyan Ortadoğu Projesi “BOP”, eş başkanı Başbakan Erdoğan, arabuluculuğuyla İsrail-Suriye arasında sözde bir barış sağlama görüşmelerini sürdürmekte, böylece İsrail’in diz çöktüremediği HAMAS ve Hizbullah’ı Suriye desteğinden kopararak, elimine etmeyi düşünmektedirler.
.
Başbakan Erdoğan’ın başrol oynadığı ihanetsel bu görüşmelere fevkalade önem veren ve takdirle karşılayan İsrail Başbakanı Olmert’in şu açıklamaları, amaçlarını açıkça ortaya koymaktadır. “Suriye’yi şer ekseninden çıkarmak, İsrail’in yararınadır. Bir barış antlaşması, savaş olasılığını azaltacağını, Şam ile Tahran arasındaki stratejik bağlarını koparacağını, İslami Cihad ve Hamas’ın karargahının Suriye’den çıkarılmasına yol açacağını ve Hizbullah’a finansman akışını durduracaktır.” Tamamen İsrail’in çıkarlarına hizmet eden ihanetsel bu girişimde, Türkiye ne kazanacaktır? ABD’nin Irak’ı işgal etmesinde, PKK belasından başka bir şey kazanmış mıydı?
“Para her şeyi yapar” felsefesiyle politika yapan Erdoğan, sanırım Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı da ikna etmiş olmalı ki; din, adalet, vatan, onur ve istiklalin hiçbir önem teşkil etmediği, halkın refahı ve mutluluğu için ekonomiden başka hiçbir şeyin ehemmiyeti olmadığı argümanlarını kullanarak, zilletsel bu görüşmelerde taşeronluğunu ifa etmektedir.
Her şeyi en iyi bilen Yaratıcı Allah olduğuna göre: Yahudilere asla güvenilmemeli, dost edinilmemeli ve sözlerine inanılmamalıdır.
Defalarca söylediğim gerçek; “R.Tayyip Erdoğan, İslam alemi için en büyük tehlikedir.”
“Ey İman edenler! Yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.” Maide. 51
“Bir sey hersey icin, hersey bir sey icin vardir.” Goethe
lanetlenerek asilik, bencillik ve nankörlükle saptırılmış Yahudiler;
tarihin her döneminde çıbanbaşı olmuş, ıslah olup doğru yola
iletilmeleri için kendilerine gönderilen ve topyekun yok olmaktan
kurtaran peygamberlere dahi karşı gelip, sürekli isyan ederek, dünyadaki barışı ve huzuru bozmuşlardır. Cehennemsi ateş misali kabaran
ve asla sönmeyen öfke ve hırsları peygamber cinayetine neden olmuş, hiçbir akitlerini tutmayarak ve içlerinde insani sevgisi barındırmayarak fırsatçılığın, fitnenin, bozgunculuğun ve gaddarlığın bayraktarlığını yapmışlardır.
Her yaratılmış gibi, kendilerini yaratarak yazgılarını yazan Yaratıcı’nın; şeytan misali kıyamete kadar lânetlediği Yahudiler, ustalıkla gizledikleri emelleri, düşünceleri ve duygularıyla fevkalade mazlum ve mağdur rolü oynayabilmişler, sinsice kendilerini acındırarak, toplumları maddi ve manevi sömürmüşler ve yönetebilmişlerdir. Maalesef vahiysel bu temel gerçeklerden ve tarihsel bilgilerden yoksun ya da o anki geçici menfaatlerine öncelik veren birey ve hükümetler, yeryüzünün en tehlikeli yaratıklarına inanabilmiş ve işbirliğine girişerek fayda sağlayacaklarını umabilmişlerdir. İlişkiler, her zamanki gibi fiyaskoyla sonuçlanmıştır.
Her ne kadar fiziki olarak Filistin topraklarını işgal ederek devletleşmiş iseler de, aslında tüm dünyayı kuşattıkları ve kemirdikleri malumdur. Yahudilerin, kendilerinden olmayan tüm ırklara ve dinlere olan amansız
ve ezeli düşmanlıkları, inançlarının kaçınılmaz bir neticesidir. Kendileri hakkında Kur’an’ın dile getirdiği gerçekler, öncelikle Müslümanlara hasım olmalarına, dolayısıyla en acımasız işkence, tecrit ve soykırım uygulayarak, hegemonyası altına alamadıkları Müslüman iktidarları
tehdit etmek suretiyle satın alarak veya korkutarak sindirebilmişlerdir.
İsrail’in tüm insanlık dışı vahşetlerine sessiz kalıp desteklercesine aleyhine hiçbir yaptırım uygulayamayan BM ve AB, ABD’nin baskısıyla bölgedeki Yahudi terörünü meşrulaştırmış, vatanlarının bağımsızlığı adına direnenleri ise terörizmle suçlayabilmişlerdir. Müslümanlara uyguladığı ablukayla en temel ihtiyaç maddelerinden dahi yoksun bırakabilen İsrail’e, Türkiye başta olmak üzere, Arap ve İslam ülkelerinin, İsrail’i mahkum edebilecek tek bir adım atmamaları, materyalist ve kapitalist olma yolunda hızla ilerleyen sözde İslam dünyasının içinde bulunduğu zilletsel ve aşağılık durumunun sebebini kanıtlamaya yetmektedir.
İsrail Başbakanı Ebud Olmert’in, ittifak içinde faşist emellerine hizmet eden ABD, İngiltere ve Rusya’dan sonra Türkiye’yi ziyaret etmesi, dikkatle okunmalıdır. İsrail’in, hayati önem taşıyan Ortadoğu Projesi “BOP”, eş başkanı Başbakan Erdoğan, arabuluculuğuyla İsrail-Suriye arasında sözde bir barış sağlama görüşmelerini sürdürmekte, böylece İsrail’in diz çöktüremediği HAMAS ve Hizbullah’ı Suriye desteğinden kopararak, elimine etmeyi düşünmektedirler.
.
Başbakan Erdoğan’ın başrol oynadığı ihanetsel bu görüşmelere fevkalade önem veren ve takdirle karşılayan İsrail Başbakanı Olmert’in şu açıklamaları, amaçlarını açıkça ortaya koymaktadır. “Suriye’yi şer ekseninden çıkarmak, İsrail’in yararınadır. Bir barış antlaşması, savaş olasılığını azaltacağını, Şam ile Tahran arasındaki stratejik bağlarını koparacağını, İslami Cihad ve Hamas’ın karargahının Suriye’den çıkarılmasına yol açacağını ve Hizbullah’a finansman akışını durduracaktır.” Tamamen İsrail’in çıkarlarına hizmet eden ihanetsel bu girişimde, Türkiye ne kazanacaktır? ABD’nin Irak’ı işgal etmesinde, PKK belasından başka bir şey kazanmış mıydı?
“Para her şeyi yapar” felsefesiyle politika yapan Erdoğan, sanırım Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı da ikna etmiş olmalı ki; din, adalet, vatan, onur ve istiklalin hiçbir önem teşkil etmediği, halkın refahı ve mutluluğu için ekonomiden başka hiçbir şeyin ehemmiyeti olmadığı argümanlarını kullanarak, zilletsel bu görüşmelerde taşeronluğunu ifa etmektedir.
Her şeyi en iyi bilen Yaratıcı Allah olduğuna göre: Yahudilere asla güvenilmemeli, dost edinilmemeli ve sözlerine inanılmamalıdır.
Defalarca söylediğim gerçek; “R.Tayyip Erdoğan, İslam alemi için en büyük tehlikedir.”
“Ey İman edenler! Yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.” Maide. 51
“Bir sey hersey icin, hersey bir sey icin vardir.” Goethe
Etiketler:
Beşar Esad,
Ermeni Soykırımı,
İslam dünyası,
İsrail,
Olmert,
R.Tayyip Erdoğan,
suriye,
Yahudi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)