namus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
namus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2010 Cuma

Biri ahlaksızlıkla biri terörle vuruyor,

Geri kalanı izliyor. Her yapının bir temeli misali siyasetin temeli ahlaksızlık ise; doğruluktan, ardan, namustan, haktan ve adaletten bahsedebilmek ve o düzen aktörlerini birbirinden üstün veya ayrıcalıklı tutmak mümkün değildir. Sadece Türkiye’de değil seküler düzenle idare edilen dünyada siyaset yapan bir devlet adamı bulunmamaktadır. İktidar olabilmek için seçimlerden başka hiçbir şeyi dert edinmeyen fırsatçıların halkı ve nesilleri düşünebilen bir devlet adamı olabilmeleri imkansızdır.

Kötü ahlaklının parçalanmış testiye benzeyip, ne yamanıp ne de eskisi gibi çamur olması gibi “din ve namus” telakkisini reddeden laik bir devletin tadilatlarla düzeltilebilmesi ve benliksel fıtratların değiştirebilmesi söz konusu değildir.

Toplumda örnek olması gereken ve milleti yönetmeye aday evli, iki çocuklu ve torun sahibi bir lider, partisinin evli ve çocuk sahibi kadın bir üyesiyle zina yapabilecek bir ahlaksızlığı içine sindirebiliyorsa; o toplumda ahlak çökmüş ve yozlaşma tavan yapmış demektir. Böylesi bir felaketi yererek, toplumsal ahlak kurallarını korumak yerine suçluya geçmiş olsun dileklerini sunulabilen Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Yardımcıları Çiçek ve Arınç’ı kınıyor, nasıl bir nezaket ve insani yaklaşım gerekçesiyle tahrip edici çirkinliğe saygı duyabilmelerini anlayamıyorum. Ancak zina gibi yıkıcı bir erdemsizliği suç saymayan yasalar, belki politikacıların böylesi maddi bir desteğini haklı çıkarabilir. Fakat zinanın çok kötü bir ahlaksızlık olduğunu emreden İslam’ın hükmünü çıkarına peşkeş çekebilen Fetullah Gülen’in şiddetinden çekindiği Baykal motivasyonu, çok daha büyük bir vahamettir.

İşte bu tür taviz, pazarlıklı ve riyakar yaklaşımlardan ötürü sapıklıkta dünya birincisi olabilmekte; çarpık ilişkiler meşrulaşabilmekte, bebek ve çocuklara tecavüz edilebilmekte, gençlerimiz iğfal edilebilmekte, suçlar artabilmekte, tahriklerle azan insanlarımız acımasız namus cinayetlerinin kurbanları ve katilleri olabilmekte, dolayısıyla herkes birbirini becerebilmenin heyecan ve tatmini için çaba sarf edebilmektedir.

Şerefin yaşamdan daha değerli olduğunu ve şeref kaybedilirse geriye hiçbir şeyin kalmayacağını bilmeyenlerin hükmettiği bir dünyada, suçlunun makam ve mevkisine göre ya aklanıp ya da karalanması, ahlaksızlığı ve adaletsizliği kışkırtan temel nedendir.

"Ahlak, bütün sivil yasaların amacı ve hedefidir. Ahlaki değerlendirmeler adalet yönetiminden ayrı düşünülemez. Bir insan evinde havasızlık içerisinde yaşayabilir mi?" John F. Dillon

Toplumun istikbali için hiçbir ahlaksızlık kayırılmamalı ve üstü örtülmemelidir. Hele, milleti yönetmeye aday bir liderin ahlaksızlığı asla bağışlanmamalı, onun toplumda barınabilmesi dahi ebolası bir felaket sayılmalıdır. "Devletler kanunla değil, ahlakla daha iyi yönetilir." Sokrates

“Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana ve babanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar fakir olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğip büker yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız, (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Nisa. 135

72 yaşındaki Deniz Baykal, sanki evli ve çocuklu kadın bir milletvekiliyle zina yaparak iğrenç pornografik görüntülerini cümle aleme seyrettiren kendisi değilmiş gibi; milletten, sevenlerinden, eşinden ve çocuklarından özür dileyerek, yaratık bir insan olmasından ötürü azgın nefsine uymasında hata yaptığı ve yanlışın içinde olabildiğiyle ilgili pişmanlığını dile getirecek bir tövbeye kalkışacağına; ahlaksızlığını komploya, siyasi intikama, aleyhinde hazırlanmış bir kampanyaya mal edebilecek argümanlara sığınıp tehditler savurarak, “Bu kara kampanyaya teslim olmayacağım, bu hukuksuz ve ahlaksız komplo nedeniyle kimsenin beni sorgulamasına izin vermeyeceğim” ifadeleri, sadece ona güvenen CHP’liler veya seçmenleri açısından bir utanç değil aynı zamanda insanlık aleyhine de bir yüzkaralığıdır.

“Onlar bir tuzak kurarlar, Ben de bir tuzak kurarım.” Tarık.15-16

Bu nasıl bir muhakeme, pişkinlik ve üsluptur ki bizzat aktörü olduğu olayı aleyhine hazırlanmış komploya dönüştürebilmektedir. Acaba suçladığı iktidar mı seks arkadaşını temin etmiş, kendisini kandırmış, ilişkiye zorlamış, evi hazırlamış, ilaç içirmiş ya da tehdit ederek fuhşa zorlamış? Yahut partisinin evli milletvekilini mi ayartıp baştan çıkartmış ve kendisine musallat etmiştir? O görüntülerdeki tatminden yorgun düşmüş donlu kişi ve çıplak kadın kendileri değil mi? Seks yaptığı mekan, o kadının evi değil mi? Eğer evi değilse kocasının orada ne işi var? Haydi, kaseti iktidar partisi yahut herhangi biri servis yaptı diyelim, bu gerçeği ve rızasıyla içinde bulunduğu o ahlaksızlığı meşrulaştırır mı? Diğer taraftan böylesi basit bir tuzağa düşebilecek bir Baykal, nasıl olacaktı da Türkiye’yi yönetecekti?

Bu millet, Allah’ın yardım ve desteğine duçar olmalı ki, CHP yönetimi gibi bir felaketten korundu. "Ahlak esasen toplumu çöküntüden kurtaracak ve toplumun muhafazasını sağlayacak bir araçtır." F. Nietzsche

Ömrü komplolar hazırlayıp kendi inanç ve ideolojisinde olmayanlara özgürlük tanımayarak baskı ve yasaklarla zulmeden Baykal, senaryolaştırdığı pornografik filmle kazdığı çukura gömülmüş ama debelenmeyle sıçrattığı çamurun kendisini aklamaya yeteceğini düşünebilmektedir. Hala büyüklük taslamaya ve vazgeçilmez karizmasına devam ederek, belki namusa ve zinaya önem vermeyen ve zinanın yasaklanmasını engelleyen partililerini ikna edebilir ama şerefine ve ahlakına tumturaklı düşkün milleti asla… Unutulmamalıdır ki o, salya sümük gözyaşı döken CHP’lileri değil milletin tamamını yönetmeye adaydı.

“Çünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Halbuki kişi kazdığı kuyuya kendi düşer. Onlar öncekilerin kanunundan (onlara uygulanandan) başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın kanununda asla bir değişme bulamazsın, Allah'ın kanununda kesinlikle bir sapma da bulamazsın.” Fatır.43

Pornografik sitelerde oynatılması kaçınılmaz olacak yatak sahnesinin yer aldığı görüntüler, sanırım pazarlıkların sürmesinden olsa gerek yayına verilmemiş, izlediğimiz kaset, sadece harami ilişki sonrası giyinme safhasından ibaretti. Gözlemlediğim kadarıyla gayet sıradan bir çekim gerçekleştirilmiş, elbise dolabının içine gizlenmiş bir kamerayla yatak odaklatılmıştı. Nesrin Baytok’un pantolon ve bluz değiştirmesi, o evin kendisine ait olduğuna bir kanıttır. Öyle iddia edildiği gibi tasarlanmış bir komplonun ve tertibin profesyonelliğini ortaya koyabilecek bir çekim mevzubahis değildir.

Önce istifa etmeyeceğini deklare edip, sonra istifa etmekten başka hiçbir yolun olmayacağını anlayan Deniz Baykal, asıl yatak sahnelerinin yer aldığı görüntülerin deşifre olabilme korkusuyla zoraki mecbur kalmıştır. Evli insanların yasalar nezdinde ki zinası her ne kadar serbest ise de, ahlak kurallarında çok çirkin bir davranıştır. Yoksa zinada kenetlenen CHP’lilerin ifade ettikleri gibi Baykal’ın istifası kesinlikle onurlu bir davranış içermemektedir. Düşünüyorum da Baykal’ı can havliyle savunanlar, geriye dönmesi için umut taşıyanlar; acaba kendi eşleri taraf olsalardı, yine aynı duruşu sergilerler miydi? Ya da Nesrin Baytok, kocalarıyla aynı sahneleri paylaşsaydı ne yaparlardı?

Başkalarının görüntüleri aleni yayınlanırken, ana muhalefet partisi lideriyle ilgili gizlilik kararını, artan ahlaksızlığın ve suçların sebebi olarak değerlendiriyorum. Asıl deşifre olması gereken toplum önderlerini değil de sokaktakilerin serbestiliğini takdirlerinize sunuyorum. Başbakan Erdoğan, Baykal’ın kasetiyle ilgili gösterdiği hassas girişimi, lütfen vatandaşları için de göstersin…
"Politikacılar halkın çıkarlarından farklı çıkarlara sahip olan insanlar topluluğudur." Abraham Lincoln

Ahlaksızlıkların deşifresi ve kamuoyunun tepkileri Baykal’ın ifade ettiği gibi komplo, kara kampanya, kaba kanunsuzluk, özele tecavüz veya gayri ahlaki bir davranış olarak yorumlanırsa, tüm sapıklar salıverilmeli ve ahlakla ilgili suçlar yasadan kaldırılmalıdır. Ne demek özel hayat? Halk tanrı mı ki kalplerde saklı olanı ve gizliden çevrilen entrikaları bilebilecek? Ülkeyi yönetecek bir liderin özel hayatı, sadece mahremiyetidir. Oysa Baykal, evli bir partilisiyle cinsel ilişkiye girerek ahlakı doğramıştır. Ahlak, ancak tüm fertlerin ahlak zabıtalığını görev addetmeleriyle egemen kılınır.

Evli insanların zinasına ceza getirecek yasaya karşı çıkarak yürütmeyi engelleyen CHP, her ne kadar liderlerini ve milletvekilini maddi bir cezaya çarptırtmaktan kurtardılarsa da, vicdanlardaki mahkumiyeti önleyemediler.

Özel görüntüleri çekip bunları yayınlama insanlık suçu da, evli ve çocuklu bir kadınla zina yapmak, eşini, çocuklarını, torunlarını ve halkını aldatmak insanlık onuru mu?

Böylesi iğrenç bir politikayı milletimiz hak ediyor mu? İçimizden özenle seçip vekil olarak başa getirdiğimiz politikacılar, kendilerini çok mükemmel kamufle ettiklerinden mi tanıyamıyor, yoksa sonradan mı değişiyorlar?

"Bir adam politikacı olur olmaz onun dalavere yapması için her şey hazırlanmıştır. Politikacı derisini değiştiren bir yılana benzer. O halkın temsilcisi olmadan önce siyasal güce karşı koymaya daima hazır birisiydi. Şimdi ise güç kendi eline geçince bütün sorunları kendi çıkarı doğrultusunda görür ve değerlendirir." Alain

Söz konusu kaset, her amatörün kurgulayabileceği parasal bir şantaj amaçlı çekilmiş, aktörlerin siyasi kimliklerinden dolayı siyaset arenasına yönlenmiştir. Hiç kimse bir yerlerde suçlu ve komplo arayışıyla kendilerini daha da komik ve rezil duruma düşürmesin; evli, çocuklu ve torunlu ahlak cellatlarını aklamaya kalkışmasın. Kaseti çeken muhatapların ya kendileri ya da yakınlarıdır…

Teknik ve siyasi teorilerle gerçeğin açık perdelerini kapatma telaşları beyhudedir. Ali Kırca pişkini gibi onlarda yakında ortaya çıkarlar. Acaba; “CHP’li kadınlarda namus ve vicdan var mı?” başlıklı yazımda bahsettiğim bağımsız milletvekili adayı ve tövbekar eski genelev kadını Ayşe Tükrükçü mü meclise yakışır, yoksa pişman olup tövbe yapmayan evli zinacılar mı?
Türkiye hem ahlak hem de ırkçı terör belasından yok oluşa doğru sürüklenmektedir. Öncelikle CHP ve BDP mutlaka dürülmeli, dünyaya hükmetmiş ahlaklı ve dürüst milletimiz tarih olmamalıdır.

"İnsanları yasa ve ceza ile yönetirseniz, onlar bir daha yanlış yapmayacaklar, ancak şeref ve utanma duygularına da sahip olmayacaklardır. İnsanları erdemle ve ahlak kuralları ile yönetirseniz, o zaman onlar hem utanma duygusuna sahip olacaklar, hem de doğruyu yapmaya çalışacaklardır." Konfüçyüs

9 Ekim 2009 Cuma

Arzu, tahrik, teşvik…

İslam’ın helal ve haramda cinsleri birbirinden ayırmayarak dengi bir adaletle hükmeden buyrukları, muhakeme edebilen her aklın noksansız kabul edebileceği evrensel ve fıtratsal doğrulardır.

Cinselliğin kadınla özdeşleştirilerek arzu uyandıran, tahrik ve teşvik eden dirliği, tek taraflı bakıştan dolayı erkeği masumlaştırmakta, böylece kadının seks ve şehvetle anılıp ahlaki kötülüklerin bayraktarı gibi yerleşik bir anlayışın zihinlere kazınmasından toplumsal ve aile birliğinin ezeli bir tehdidi sayılmaktan sıyrılamamasına neden olmaktadır.

Erkek hegemonyalı bencilliğin bir sonucu olarak kadının doğrudan hedef alınıp “suçlu” ön kabul düşüncesi, erkek gibi bir insan ve tartışılmaz eşit hakları olan kadını insafsızca dışlamakta, dolayısıyla adalet ve merhamet doğranarak, barbar anlayış asırlarca sürebilmektedir. Ancak kadının statüsüne göre bakışlardaki oynaklık korkunç bir çelişki doğursa da, zihinlerde ve kalplerde saklı olan peşin hüküm değişmediğinden, gizliden gizliye aleyhteki düşünce ve duygular devam edebilmektedir.

Kadının erkekten ziyade güzelliğe, süse ve görünüme önem vermesi, şüphesiz yaradılış fıtratından ileri gelmektedir. Her kadının bakımlı olmaya ve erkeğin gözleri önüne sererek etkileyecek bir görüntüye sahip olma merakı, fıtri olmasından eleştirilmemelidir. İslam’ın böylesi fıtri bir arzunun karşısında olmaması, ancak bunu düzene sokmak isteyerek tek erkek doğrultusunda yön verme buyruğu, meşruiyetini, saygınlığını, iftiraları ve ahlaki kuralları muhafaza edebilme talebindendir. Elbette tüm bu değerler, erkekler içinde geçerlidir.

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de kadını tehlikeli, hafif, güvensiz, seks ve köle gören kalıplaşmış anlayış; her ne kadar özgürlük hilesiyle kadını erkeklere muadil bir yüceltme iddiasında bulunsalar da, değişenin sadece her an gözlere de hitap edecek cinselliklerinin değişik gerekçelerle ortaya saçılmasıdır. Ancak beğenilme, imrenilme ve iltifata duçar olabilme dürtüsüyle nefislerinin esiri olmalarından gerçeği fark edememekte, erkeklerin çıkarları doğrultusunda hem gözleri hem de uzuvlarını tatmin ederek, geçmişten gelen yargıları haklı çıkartacak önyargıları perçinleştirebilmektedirler.

Fıtratsal hassasiyetlerine önem vermeyen kadın; erkeğin malı ve seks objesi olmaktan kurtulamaz…

Gerek kadının, gerekse erkeğin arzu ve tahrik uyandırıcı bir teşvikten kaçınarak, gayrimeşru ilişkileri ve tatminleri doğuran cinselliğe sınırlama getirip, mahrem yerlerini ancak eşlerine gösterme ölçütü “çağdışı” bir yargı olarak nitelendirilse de; cinslerin, özellikle kadınların hak ettiği ve layık olduğu saygı ve tazimi böyle kazanabilecekleri de bir gerçektir.

Kadının ilimsel, bilimsel, siyasal, sanatsal ve sosyal amaç ve etkinliklerine ısrarla tahrik edici cinselliklerini katma girişimleri çalışkanlıklarını ve başarılarını gölgelemekte, böylece kalıplaşmış olan “kadın” cazibesini ön plana çıkartmalarından erkeklerce şehvetsi bir değere tabi tutulmakta ve o duyguyla algılanmaktadırlar.

Oysa kadın, erkekten çok daha kontrollü, iffetli ve namusludur. Erkeğin cinselliğe odaklı şehvetsi radarları, gözünü açıp kapatıncaya kadar arayışını sürdürmekte, gözleriyle yüzlerce metre uzaklıktaki kadınları dahi yoklayarak, bakışsal bir zinayı gerçekleştirebilmektedirler. Kadınlar ise öyle değildir. Ancak bulundukları ortamın ahenginde ve kışkırtıcı çılgınlıklarda heyecanları artar, tensel uyuşum gösterdikleri erkeklere ilgi duyarak, fırsatını yakaladıklarında ya ilişkiye girerler ya da ahlaki değerleri yüce ise, meşru bir evliliğe gitmek isterler. Erkek, orgazm ihtiyacı anında elden ayaktan düşmüş yaşlı bir kadın, bulamadı bir hayvanla dahi cinsel ilişkiye girebilirken, kadın daha seçici, sabredici ve ahlaki kurallar ışığında kendini kontrol edebilmektedir. Zaten erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi ya da sıkça gayrimeşru ilişkilere girmesinin kanıtı, fıtratsal azgınlığından değil midir? Sonuçta kadın bir anadır, istisnalar bu gerçeği asla değiştirmez.

Kadın ve erkek cinselliklerini en derin ve cömertçe sergilendiği sözde güzellik yarışmalarından biri olan “Best Model of Turkey” adlı bir pornografiyi bilvesile izleyerek, evrim teorisindeki insanların maymundan türediği imgesel resmi yansıtan bir manzaraya şahit olabilmenin şaşkınlığıyla; “slip” giymiş çıplak erkeklerin o imgesel resimdeki gibi sırayla kıllı vücutlarını ve organlarını teşhir ederek, evrimi canlandıran maymunlaşabilmelerine üzüldüm. Kameranın bazı kadın izleyicileri zumlaması esnasında yansıttıkları tatminsel çırpınışları ve sanki sahneye fırlayarak erkeklere hamle edebilme düşünceleri ise, engellenemez kışkırtıcılığın doğal bir tepkimesiydi.

Üstelik ilk çağlardaki cangıllar misali soyunan o gençler, üniversite de okuyan geleceğin bilim adamı olma yolunda umut yeşertirlerken… Ancak cinselsi bir şöhretin bilim veya ilim adamı olmaktan daha popüler ve istikbal vaat eden bir çağdaşlıkta, gelecek adına o gençlerden ahlaki bir duruş ve yarar beklenebilir mi?

Gerekçesi her ne olursa olsun; maalesef ben de göz zinasında bulunmamın günahıyla Allah’ın af ve mağfiretine sığındım…

Özellikle kız çocukların namusuna hayati önem verilerek ailenin onuru gözetilmiş, ama erkek çocuklar için böyle bir hassasiyet gösterilmeyerek, korku ve endişe duyulmamıştır. Oysa aile kurumunun şerefi aleyhine erkek çocuk, kız çocuktan çok daha tehlikeli bir felakettir. Kız, gayrimeşru bir ilişki sonrası evlenerek aile ve kendi onurunu kurtarabilirken, erkek çocuğun eşcinsel olmasının ise hiçbir aklama yolu bulunmamakta, ömür boyu kara bir leke olarak hem ailesini hem de kendisini kapkara bir utanca mahkûm edebilmektedir. Fakat modern dünyada eşcinsellere hoşgörü ile bakılıp alkışlanıldığından, hiçte öyle kara bir damga ile değil, ak bir alınla toplumda kendilerini saklamaya bile ihtiyaç duymadıkları da, çağdaş ve özgürlükçü ahlakın seviyesini ispatlamaktadır.

Ahlaki kuralların hiçe sayılıp cinselliğin sokaklara dökülerek her an tatmin olunduğu bir uygarlıkta, karşıt cinsten heyecanlanamayıp hemcinsini arzu eden erkek ve kadınların gizli yoğunluğu unutulmamalıdır.

Sınırlar aşıldıkça, ahlaksızlıklar ve çarpık ilişkilerde meşrulaşır!

Erkekler namuslu olduğu müddetçe, kadınlar da iffetli olurlar. Kadınları düşüren, tahrik ve teşvik eden erkekler ve hilesel argümanları, apaçık bir çağdaşlık manipülasyonudur…


Bakış arzu uyandırır; hareket tahrik eder; gülüş teşvik eder…

Her şey gözlerle başlar, orgazmla sona erer. Ya sonrası?

Allah’ın iffet ve namusta erkek- kadın ayırımı yapmayarak, cinslerin insanlıklarını, onur ve erdemliklerini muhafaza edebilme gayesiyle hükümler getirmesi, seks düşkünü ahlaksızların neden vahye karşı olduklarına bir kanıttır. Bu sebeple dürüstlük, adalet ve namus simgesi İslam=irtica; başıboş bir cinsellik, seks, pornografi ve zina ise=çağdaşlık aydınlığıyla ruhları ve bedenleri kuşatmıştır. Artık ilişkilerin meşruluğu değil, zevklerin meşruluğu anlam ifade etmektedir.

Sonuçta inşası yapılmak istenen düzenin temeli; her halükarda kadın olmaktadır.

(Resulüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle.
Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini
(harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler.”
Nur Süresi 30-31

15 Kasım 2008 Cumartesi

CHP, bir izmihlâldir...

Mustafa Kemal’in CHP’yi kurarken amoralizm felsefesi güderek, ilkesini immoralizm bir temele oturttuğu şu sözleriyle kanıtlanmaktadır. "Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için din ve namus telakkisini kaldırmalıyız. Partiyi bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz.”

CHP’nin hangi düşünce ve ilkeyle temellerinin atıldığı, imanlı, cesur ve dürüst milletimizi nasıl asimile ederek din ve namus anlayışından uzaklaştırıldıkları, batılılaşma uğruna ne tür akıl almaz gerekçelere sığındıkları, hedeflerine ulaşabilmek için her türlü tehdit, baskı, yasak, şiddet ve cinayetlerin acımasızca işlendiği tarihsel gerçeklerdir. Bu habis düşüncede olan bir partinin geçmişteki ve gelecekteki iktidarı; bütünlüğü, kardeşliği, eşitliği ve özgürlüğü sağlayamamış, ülkeyi erdemliğe, berekete ve dirliğe götürmemiş ve götürebilmesi de imkânsızdır.

Düşüncesi bile sarsmaya yeten yeryüzünün en korkunç ve tiksindirici sapkınlığı olan çocuk pornosundaki dünya birinciliğimiz, sanırım unutulmamıştır. Yüz milyonluk ve milyarlık nice ülkeleri geride bırakarak Müslüman Türk milletinin sapkınlığını belgeleyen bu vesika, ahlâk kurallarıyla oynamanın kaçınılmaz bir bedelidir. Kamuoyunca deşifre olmamışlar hariç, neredeyse her gün şahit olduğumuz sapkınlıklar, özellikle çocuklara karşı yapılanlar o kadar ivme kazanmış ki, en yakınımızdan bile sakınır hale geldiğimiz tartışılmazdır. Artık, ahlâksızlığın ve sapıklığın bir liyakat sayılmaya yüz tuttuğu günümüzde, herkes kendi tacizcisini ve sapığını müdafaaya gayret ederek, sözde ahlâksal erdemliğin bayraktarlığına soyunmaları gidişatı büsbütün korkunçlaştırmaktadır.

Gerçekte kimin sorumlu olması gerekliliği sorgulanmamakta, hilesel başarılara ve hukuksal boşluklara göre sanıklar aklanarak ya da hafif cezalarla cesaretlendirilerek toplumsal çöküşümüzün önüne geçebilecek caydırıcı tedbirleri alma yoluna gidilmemekte ve gerekli yasalar çıkarılmamaktadır. Zinanın yasaklanması başta olmak üzere, çocuk, kadın ve ahlâkı koruyan gerekli yasaların kanunlaşması, malum üzere CHP engeline takılmakta, itirazların değerlendirildiği anayasa mahkemesi de, CHP ilkesi doğrultusunda kararlar alarak, din ve ahlâk prensipleri katledilmektedir. Günümüzde 18 aylık bir bebeğe bile tecavüz edilebildiği dikkate alınırsa, bu gidişle gelecekte neler olabileceğini kestirmek hafızalara sığmamaktadır.

Vahiysel bir emir olan başörtüye karşı faşist yasaklar uygulanırken, zina gibi bednam ve ölümcül hastalıklar yayan bir ahlâksızlığın serbest bırakılması; Kur’an Kursundaki başörtülü kız çocuklar dışlanıp, önlem almayan hükümete karşı darbe girişiminde bulunulmak istenirken, aynı yaşta, hatta daha küçüklerin sokak defilelerinde bikinilerle defile yapmaları ve dans yarışmalarına katılmaları eller şaklatılarak gurur vesilesi sayılabilmektedir. İşte medeniyet, nerede namus…

Devrimlerin ilk fikir babası, din ve bağımsızlık hasmı ünlü hain Abdullah Cevdet’tir. Aslen Kürt asıllı olan Abdullah Cevdet, öylesine amansız Müslüman bir Türk düşmanıydı ki, "Neslimizi ıslah etmek, kuvvetlendirmek için Avrupa'dan ve Amerika'dan damızlık erkek getirmek gerekir." savunmasıyla kalmayıp, Çanakkale boğazını muhasaraya kalkışarak vatanımızı işgal etmek isteyen barbar Batılılar için, “Medeniyet kapımıza kadar geldi, biz geri teptik” diyerek, hiçbir zaman esaret altında yaşamamış olan milletimizi ve kutsal vatanları uğruna şehit olan yüz binlerce kahramanımızı aşağılayarak, hoyrat bir medeniyete peşkeş çekmek istemiştir. Örneğin; şapka gibi sıradan bir kanununa muhalefetten alimleri dar ağacına gönderen Mustafa Kemal, neden Abdullah Cevdet gibi bölücü bir haine hiçbir ceza vermemiş, en azından sürgüne dahi göndermeyip, aksine milletvekilliğine aday gösterebilmişti?

Allah’a, peygamber’e ve İslam’a saldırmasından lakabı "Adüvvullah Cevdet" yani, “Allah düşmanı” olan Abdullah Cevdet; başörtüye karşı ilk yürüyen, şapka gelsin diye ilk çırpınan, kadınlar meclise girebilsin diye ilk yırtınan ve Türkiye’nin ilk materyalistiydi. Günümüzdeki masonlar, laik ve Kemalist maddeci ve pozitivistçiler gibi “dinin bir ayak bağı” olduğunu ilk düşünen Abdullah Cevdet, din ve Osmanlı devleti aleyhine çalışarak tezyif edici, bölücü ve aşağılayıcı yazılar yazmasından defalarca tutuklanarak sürgüne gönderilmiş, Mustafa Kemal’in iktidara gelmesiyle Türkiye’ye dönüp, yönetimi öven yazılar yazmış, İngiliz Muhibler Cemiyetini kurmuş, İngilizlerle işbirliği yapan ve kurucularından olan Kürdistan Teali Cemiyetinde de önemli roller almıştır. Mustafa Kemal’in, Abdullah Cevdet’i Elazığ milletvekili adayı göstermesi üzerine, “Abdullah Cevdet’e Elaziz’de oy değil, selam bile veren olmaz” denilince, Mustafa Kemal onun adaylığını geri almıştı.

Yakın tarihimizin amansız şövalyesi olan Abdullah Cevdet’in CHP’yi inşa eden fikirleri ve düşsel bağları her ne kadar önem teşkil etse de; kendisi politik çıkarlardan ve seçmenlerin inançlarından ötürü ön plana çıkarılmamakta, laiklik ve uygarlık adına vur-kaç taktikleriyle Abdullah Cevdet’in tüm düşünceleri CHP’nin takipçiliğiyle varlığını sürdürmektedir. Abdullah Cevdet’in düşünce ve inançları CHP ile eşdeğer olmasından, CHP’nin, tıpkı masonlara benzer gizli ve sinsi kimliğini, onu örnek göstermek suretiyle deşifre etmeye çalıştım.

Bilinmelidir ki CHP, gerek vatan, gerekse millet aleyhine PKK’dan bile çok daha cehennemî olup, hiçbir çıkar düşünmeksizin mutlaka halkımız aydınlatılmalı, CHP’ce dikta ettirilmiş yıkıcı ve bölücü kanunlar ortadan kaldırılarak; teröre, sapıklığa, ayrımcılığa, düşmanlığa ve ahlaksızlığa son verilmelidir.

CHP mühürlenmediği müddetçe, bu ülke insanlarına huzur ve güven haramdır.