Komplo, kumpas, yalan, ihanet ve vahşet gibi kötü erdemliklerle inşa edilmiş CHP, diktasal varlığını sürdürebilmek için her türlü riyakârlığı ve entrikayı mubah saymakta, amaçları uğruna değil milleti, aykırı olan eş ve çocuklarını dahi kazığa oturtmaktan imtina etmez bir insaniyetsizlikle kılıç çekmeyi vicdanlarına sığdırabilmektedirler.
Anıtkabir Tapınak Şövalyelerinin yani yargı üyesi, gazeteci, politikacı, asker, akademisyen ve PKK’lıların oluşturduğu Ergenekon Terör Örgütünün CHP’deki etkin sözcüsü Önder Sav; alışageldikleri baskı, tehdit ve darbelerle milletin egemenliğini savunan Ak Parti’yi alaşağı edemeyeceklerini ve her geçen gün kan kaybedip yok olmaya sürüklendiklerinin farkına varmaları üzerine CHP’ye yeni bir imaj kazandırabilmek maksadıyla Deniz Baykal’a komplo hazırlamışlar, Nesrin Baytok ile olan cinsel ilişkilerini kasete çekerek, normal yollardan genel başkanlıktan uzaklaştıramayacakları Baykal’ı kahpece devirmişlerdir.
Baykal’ın karşısına dikilip mertçe bir değişikliğe gitmektense hain bir komploya başvurmaları, kalıplaşmış zihniyetlerinin vazgeçemedikleri bir alışkanlıklarıdır.
Deniz Baykal’ın kasetle ilgili doğan tepkiyi absorbe edebilmek amacıyla Önder Sav’ın talimatı doğrultusunda kurultaya kadar süreci geçiştirmek ve komplonun Ak Parti tarafından düzenlendiği propagandasıyla yeniden partinin başına geçme planı ETÖ’nün aldığı karar neticesinde gerçekleşmiş, öncesinde tasarlanıp kukla Kemal’in başkanlığa getirilme senaryosu ayak oyunlarıyla yürürlüğe sokulmuştur.
Önder Sav, öylesi şeytani bir kurnazlıkla süreci tereyağından kıl çekme misali idare etmiş ki, ETÖ şövalyeleriyle hazırladığı sinsi plan anlaşılmasın diye bir koldan her şeyden habersiz ve kesinlikle genel başkanlık düşünmeyen Kılıçdaroğlu’nun adını ortaya attırıp Baykal’la görüşmesini isteklendirmiş, diğer koldan Baykal’dan başka genel başkan tanımayan görüntüsü çizen Gürsel Tekin’i Baykal’a göndererek nabız yoklatmış. Amaç Baykal’ın onayıyla doğabilecek hizbi önlemekti.
Sav’ın gerek Kemal’i kesinlikle genel başkanlığa istemediği, gerekse Baykal’ı yeniden partinin başına geçirme fikri komplonun anlaşılmaması adına güttüğü bir manevraydı.
Baykal’ın hem Önder Sav’a hem de teşkilata olan güven çerçevesinde Kemal’i baştan savan bir politikayla çok itimat ettiği teşkilata yönlendirmesi, Gürsel Tekin’e de kurultaya birkaç gün kala yeniden geri döneceğiyle ilgili mesajı ETÖ sözcüsü Önder Sav’ı harekete geçirmiş, bir gün önce tüm teşkilat Baykal’a bağlılığını deklare edip geri dön çağrısı yaparken bir anda herkes Baykal’a sırt çevirip Kemal’in etrafında toplanabilmişti. Dolayısıyla Baykal, ETÖ’nün tertiplediği senaryo doğrultusunda Önder Sav’ca kumpasa getirilerek, direktifinde sandığı teşkilatınca da büyük bir ihanete uğradı. Çünkü ETÖ’ye karşı diklenebilmek CHP teşkilatını aşar…
Şüphesiz ETÖ’ye Deniz Baykal gibi güdülmesi zor bir lider değil, bürokrat olmasından dolayı çalışma hayatı boyunca “emredersiniz efendim” hazır ol duruşlu boynu bükük bir kukla gerekliydi. Kemal Kılıçdaroğlu söz konusu senaryoda sadece bir oyuncu olmaktan öte herhangi bir dâhili bulunmamaktadır.
CHP, ETÖ ve sözcüsü Önder Sav tarafından yönetilmektedir. Kâğıt üzerindeki genel başkan, parti meclisi ve yönetim kadrosu tamamen bir göstermelik olup, tamamı ETÖ’nün vesayeti altındadırlar. Deniz Baykal’ın terör örgütü üyelerini yeterince savunamaması, davaları kapatacak ciddi bir adım atmayıp AK Parti’yi durduramaması ve İslam’i kesimle diyaloga girmesi gözden çıkarılmasına etken sebeplerdir.
Baykal-Baytok ilişkisini kasete çektirten, servis yapan ve Baykal’ı istifa ettirip kukla Kemal’i seçtiren Önder Sav’dır. Kasetin ilk bölümü, yani yatak sahnesi ETÖ’nün, yani Önder Sav’ın kasasında olup, Baykal’ın herhangi bir ifşaatını veya muhalefetini engelleyebilmek gerekçesiyle şantaj olarak bekletilmektedir. Kukla Kemal, her ne kadar teoride genel başkanı ise de pratikteki genel başkan, ETÖ’nün politik politbüro sekreteri Önder Sav’dır.
Halk ve vahiy düşmanı ETÖ ile milletin peygamberi Hz. Muhammed düşmanı Önder Sav’ın hükmettiği CHP, halkın ninnilere ve vitrin mankenlerine kanıp uyuması durumunda büyük bir felaket olacağı kaçınılmazdır.
En azından Deniz Baykal tumturaklı teslim olmayıp bir direnç gösteriyordu lakin piyon Kemal, alışageldiği 'emredersiniz efendim' duruşuyla ETÖ’nün tüm direktiflerini yerine getirecek, hele bir de hükümete gelmesiyle teröristler sadece devlete değil sokağa da hükmedecek güce kavuşacaklardır.
ETÖ’nün yeni kuklası Kemal, kimlik karmaşası yaşayarak psikolojide tanımlanan “Borderline veya Narsistlik” hastalıklarının dışa vurduğu kişilik bozukluklarını ortaya koymaktadır. Kendi olmak yerine kapıldığı üstünlük duygusuyla “Gandi Kemal veya karaoğlan Ecevit” kimliklerini gururlanarak benimseyebilmekte, dolayısıyla tedavisi de fevkalade zor bir hastalıkta bocalanmaktadır.
Hayatı boyunca emredilme güdüsünden kişiliği oturmamış bir insanın liderliğe yükseltilmesi, o kişinin ikinci veya üçüncü şahısların yönlendirmeleri olmadan karar alabilmesini imkânsız kılar. Bu sebeple Kemal, gıpta edilebilecek itaatkâr bir askerdir.
Tartışmasız bir emir eri olan Kemal’in gerek kurultaydaki görüşleri, gerek Türk milletini açıkça aptal sanabilecek fütursuzluktaki taahhütleri, gerek yaşadığı kimlik kargaşası, gerekse kararsızlığını kanıtlayan ani dönüşümleri hakkında söylenebilecek veya tartışılabilecek hiçbir şey olamayacağını ortaya koyduğundan muhatap alınmasını gereksiz görüyorum. Çünkü hiçbir yetkisi olmayan bir piyonu taraf almaktansa, patronu ETÖ veya Önder Sav muhatap kabul edilmelidir.
Ergenekon Terör Örgütünün milletimizi yok etmek isteyen geçmişteki haçlı birlikteliği benzeri haçlı bir organizasyon olduğu gerçeği hafıza ve duygularda sıcak tutulduğu müddetçe, yeni imajı CHP’nin de ne verip ne götüreceği anlaşılacaktır.
CHP=ETÖ
İnsanlar hayvan değil ki fukaralık politikalarıyla kandırılabilineceği düşünülüyor.
“Eğer öküzlerle domuzlar konuşabilseydi, yemden başka şey düşünenlerle alay ederlerdi. “ Epiktetos
komplocu chp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
komplocu chp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Mayıs 2010 Pazar
25 Mayıs 2010 Salı
Balonun kendilerini kurtaracağını sanıyorlar…
Kemal Kılıçdaroğlu adlı balona helyum gazı misali kirli nefeslerini üfleyerek uçabileceklerini sanan CHP teşkilatı, yerin binlerce fersah dibine de girseler marsa da çıksalar ahlaksızlık yaftasından asla kaçıp kurtulamayacaklardır. Genel Başkan ve milletvekillerinin bednam ilişkilerine sahip çıkarak topluma meydan okuyabilenlerinin bedelini makyajsı bir değişimle, hele balon gibi bir mevtayla ödeyebilmeleri mümkün değildir.
Kılıçdaroğlu kim ve ne yapmış ki kahraman bir kurtarıcı namıyla Türkiye’nin önünü açabileceği, halkı kalkındırabileceği, suçları engelleyebileceği, düşünce, inancı ve ırkı ne olursa olsunsun herkese eşitlik sağlayabileceği, aykırılıklara son verebileceği, barış ve adaleti tesis edebileceği iddialarıyla halkın etkilenmesine çalışılmaktadır?
Barbar emperyalizmine karşı onurlu bir direnişte bulunarak halkını bağımsızlığa kavuşturmuş, barışçı başkaldırısıyla statükoya ve işgal güçlerine aman verdirmemiş, farklı din ve etnik gruplar arasında kardeşlik ve dokunulmazlık ayırımcılığına son vermiş, ülkesinin yabancı hâkimiyetinden kurtulabilmesi için ülke çapında kampanyalar yürüterek öncülük etmiş, Güney Afrika ve ülkesi Hindistan’da birçok kez hapishanelere atılıp ömrünün büyük bir bölümünü zindanlarda ve işkenceler altında geçirmiş M.K. Gandhi gibi bir efsane; nasıl olurda Kemal Kılıçdaroğlu gibi bir sefile benzetilebilir? Acaba Gandhi, Kılıçdaroğlu gibi gökten düşen bir balon misali mi liderliği hak etmişti?
Kılıçdaroğlu, tamamen parti çıkarı doğrultusunda Ak Parti’nin yoldan çıkmış bir yöneticisinin rüşvet belgesini deşifre etmesiyle adını duyurmuş, akabinde iki Ak Partiliyle giriştiği sözlü dalaşlarla iktidar aleyhli medyaca şişirilmişti. Başkaca mücadelesel hiçbir referansı bulunmamaktadır. Buna karşılık Ak Parti, kendileri gibi komplo, tertip ve iftira söylemlerine kalkışarak ahlaksızlığı örtbas etmemiş, derhal yöneticisini görevden uzaklaştırarak halka karşı sorumluluklarını yerine getirmişlerdi.
Eğer Kılıçdaroğlu ifade edildiği gibi dürüst ve parti çıkarı düşünmeksizin ana ve babasının aleyhine dahi olsa adaletle şahitlik eden bir erdemliğe sahip olsaydı; öncelikle toplumsal ahlakı yerle bir eden Baykal ve Baytok’u savunmaz, partisinin onca yolsuzluğunun ve darbeci teröristlerinin üzerine giderek hesap sorar, partisinin üstlendiği avukatlığa tepki gösterir, İş Bankası ve Anadolu Sigorta’daki katrilyonluk yolsuzlukları sumen altı yapmaz, 8 aydır önünde olan ve skandalı kapatmak için dosyayı sunanları oyalamaz ve sanki utanıyormuşçasına bir alevi olduğunu saklamazdı.
Onur Öymen’in geçmişteki Dersim vahşetini örnek göstererek Kürtlerin ve Alevilerin katliamını savunmalarına karşılık önce bayrak açıp istifasını isteyen Kemal Kılıçdaroğlu, Genel Başkanı’nın ağzını kapatmasıyla koltuğu elden gidebilecek endişesi içinde sünepeleşebilmiştir. Hatta Genel Başkan’lığa aday olabilmek için Kürtlerin ve Alevilerin katliamından yana Onur Öymen’den bile icazet almayı sindirebilmiştir. Bu mu Gandhi? Bu mu geleceğin kararlı lideri? Bu mu bağımsız Türkiye’nin umudu? Bu mu yoksulluk, adaletsizlik ve ayırımcılıkla mücadele edecek olan?
Kılıçdaroğlu, daha başkan seçilmemesine rağmen birbirleriyle yarışan medyadaki ilk açıklamasında; halkın partisi olacağını, din ve etnik özgürlüklere vurgu yaparak, hiç kimsenin inancına ve ırkına karışmayacaklarını ve eşit haklardan yararlandıracaklarını ifade edince, klasik bir politikacı örneği sergiledi. Bugüne kadar grup başkan vekilliği gibi etkili bir görevi yürüttüğü CHP’de; neden böylesi insani değerler için hiçbir çaba sarf etmedi de bilakis köstek oldu? Ayrıca milletin peygamberine sövebilecek ve Müslümanlara tahammül edemeyecek kadar kin ve nefretle dolu Önder Sav ve CHP teşkilatıyla mı iddialarını gerçekleştirecek? Dersim olayındaki geri adımı, kendisine zerre kadar da olsa bir güveni yok etmiştir.
Halkın içinde yoksul bir hayat yaşayacağını, halkın haklarından ve kalkınmasından başka hiçbir elem taşımayacağını beyan eden Kılıçdaroğlu; madem öyle halktan gasp ettikleri Türkiye İş Bankası hisselerini asıl sahiplerine devredecek mi? Eğer en yoksulun hayat standardını ölçü alıp, onların çıtasını yükselttiğinde kendi çıtasını yükselteceğini taahhüt ediyorsa, neden iktidara gelmeden önce bir barınağa taşınmıyor ve onların zor şartlarda sürdürdüğü meşakkati yüklenmiyor?
Sandığı gibi bu millet aptal mı ki kendisine inanacağını düşünüyor.
Evet, Kemal Kılıçdaroğlu bir hiç olduğundan hakkında konuşulacak ve tartışılacak fazla bir şey yoktur. Sonuç olarak bir balon ne ise Kemal Kılıçdaroğlu da odur…
Adaleti katleden yüksek yargının hukuk tanımaz üyeleri teröristleri kurtarabilme arayışlarındaki komplosal ses kayıtları derin yaralar açarken, herkesin bir sefilin başkanlığını, ahlaksızlığı belgelenmiş bir lideri, Kemalist terörün avukatlığını yapan ve halk egemenliğinin önünü kesen CHP’yi tartışması, bir felakettir.
Filmlerde sanat adına oynayan, hatta ahlaksızlığıyla meşhur o aşk’ı memnu dizisindeki en cüretkâr oyuncular bile utanıp sıkılırlarken, maalesef CHP’liler hiç aldırış etmeyebilmektedirler.
Kemal Kılıçdaroğ’lu her ne kadar deist bilinse de gerçekte marksist/ateist çizgisinde bir alevi oluşu; başta Hz. Muhammed ve İslam düşmanı Önder Sav olmak üzere birçok vahiy karşıtı laik ve ataist ( Kemalist) diktatör yanlılarını etrafında toplamaya yetmiş, Ergenekon Terör Örgütü, PKK ve sol terör örgütlerini cesaretlendirerek zafer naraları atmalarına, daha da radikalleşip devlete, hükümete ve Müslümanlara baskı ve zulümlerini had safhaya çıkartıp birlikteliğin, ahlakın ve merhametin adını silecekleri kaçınılmazdır.
PKK’lı teröristler ve sol örgütlerin neredeyse tamamı marksist/ateist aleviler olup, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye genel başkan olmalarıyla ciddi bir motivasyona uğrayacaklarına şüphe yoktur. Müslüman alevilerin aynı Allah’a, dine ve peygambere inanmalarından sunilerle hiçbir problem yaşamamalarına tepki duyan ateist aleviler, Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte camileri cem evine dönüştürebilme talebinde bulunurlarsa şaşırmayın.
Sünnetsiz Kamer Genç’in terör yuvası olan Nazımiye’deki hemşerisi Kemal Kılıçdaroğlu da sünnetsiz mi? Vahyin bir emri olmasa da sünnetin vazgeçilmez bir gelenek olduğu, toplumca dini bir vecibe ve erkekliğe ilk adım atma öneminden ötürü şölenlerle kutlanan bir âdeti Kılıçdaroğlu yerine getirdi mi? Marksist alevilerin ve öldürülen PKK’lı teröristlerin de sünnetsiz oldukları bilinen bir gerçektir.
Atatürk’ün ölümünü kabullenmeyerek ebedi Genel Başkan belleyen ilkel bir partinin Genel Başkan yetiştirmesi ve çıkartması mümkün olmadığından Kemal Kılıçdaroğlu gibi bir balonun gölgesine sığınmaktan başka bir çareleri var mı? Şişirmesinler de başsız mı kalsınlar?
Medyanın yıldız çıkarmadaki mahirliği CHP’de de başarıya oluşmuş, bundan böyle Kılıçdaroğlu’nun aktörlüğündeki CHP dizisi, tüm kanallarda en iyi reyting yapacaktır.
CHP gibi bir zihniyet çoktan gömülmeliydi ama askeri ve yargı despotizminin desteğiyle yoğun bakımda yaşatılmış, bu sebeple Kemal Kılıçdaroğlu’ndan başka bir çoban bulamamışlardır. Zaten Deniz Baykal’ı vazgeçilmez yapıp destek çıkmalarının gerçek nedeni de yerine koyabilecekleri bir liderin olmayışındandır. Ancak Kılıçdaroğlu gibi bir çobanın güttüğü sürüden hayır beklenmemeli, sevinçlerin kursaklarda kalacağı günün de pek uzak olmadığı bilinmelidir.
CHP gibi hastalıklı bir sürünün sağlığa kavuşması ve millet lehine verim alınması bekleniyorsa, çakma çobanlardan vazgeçip ahlaksızlığı belgelenmemiş teşkilat dışı bir aday arayışına girişmelidirler. Çünkü tamamı kirlidir…
Kılıçdaroğlu kim ve ne yapmış ki kahraman bir kurtarıcı namıyla Türkiye’nin önünü açabileceği, halkı kalkındırabileceği, suçları engelleyebileceği, düşünce, inancı ve ırkı ne olursa olsunsun herkese eşitlik sağlayabileceği, aykırılıklara son verebileceği, barış ve adaleti tesis edebileceği iddialarıyla halkın etkilenmesine çalışılmaktadır?
Barbar emperyalizmine karşı onurlu bir direnişte bulunarak halkını bağımsızlığa kavuşturmuş, barışçı başkaldırısıyla statükoya ve işgal güçlerine aman verdirmemiş, farklı din ve etnik gruplar arasında kardeşlik ve dokunulmazlık ayırımcılığına son vermiş, ülkesinin yabancı hâkimiyetinden kurtulabilmesi için ülke çapında kampanyalar yürüterek öncülük etmiş, Güney Afrika ve ülkesi Hindistan’da birçok kez hapishanelere atılıp ömrünün büyük bir bölümünü zindanlarda ve işkenceler altında geçirmiş M.K. Gandhi gibi bir efsane; nasıl olurda Kemal Kılıçdaroğlu gibi bir sefile benzetilebilir? Acaba Gandhi, Kılıçdaroğlu gibi gökten düşen bir balon misali mi liderliği hak etmişti?
Kılıçdaroğlu, tamamen parti çıkarı doğrultusunda Ak Parti’nin yoldan çıkmış bir yöneticisinin rüşvet belgesini deşifre etmesiyle adını duyurmuş, akabinde iki Ak Partiliyle giriştiği sözlü dalaşlarla iktidar aleyhli medyaca şişirilmişti. Başkaca mücadelesel hiçbir referansı bulunmamaktadır. Buna karşılık Ak Parti, kendileri gibi komplo, tertip ve iftira söylemlerine kalkışarak ahlaksızlığı örtbas etmemiş, derhal yöneticisini görevden uzaklaştırarak halka karşı sorumluluklarını yerine getirmişlerdi.
Eğer Kılıçdaroğlu ifade edildiği gibi dürüst ve parti çıkarı düşünmeksizin ana ve babasının aleyhine dahi olsa adaletle şahitlik eden bir erdemliğe sahip olsaydı; öncelikle toplumsal ahlakı yerle bir eden Baykal ve Baytok’u savunmaz, partisinin onca yolsuzluğunun ve darbeci teröristlerinin üzerine giderek hesap sorar, partisinin üstlendiği avukatlığa tepki gösterir, İş Bankası ve Anadolu Sigorta’daki katrilyonluk yolsuzlukları sumen altı yapmaz, 8 aydır önünde olan ve skandalı kapatmak için dosyayı sunanları oyalamaz ve sanki utanıyormuşçasına bir alevi olduğunu saklamazdı.
Onur Öymen’in geçmişteki Dersim vahşetini örnek göstererek Kürtlerin ve Alevilerin katliamını savunmalarına karşılık önce bayrak açıp istifasını isteyen Kemal Kılıçdaroğlu, Genel Başkanı’nın ağzını kapatmasıyla koltuğu elden gidebilecek endişesi içinde sünepeleşebilmiştir. Hatta Genel Başkan’lığa aday olabilmek için Kürtlerin ve Alevilerin katliamından yana Onur Öymen’den bile icazet almayı sindirebilmiştir. Bu mu Gandhi? Bu mu geleceğin kararlı lideri? Bu mu bağımsız Türkiye’nin umudu? Bu mu yoksulluk, adaletsizlik ve ayırımcılıkla mücadele edecek olan?
Kılıçdaroğlu, daha başkan seçilmemesine rağmen birbirleriyle yarışan medyadaki ilk açıklamasında; halkın partisi olacağını, din ve etnik özgürlüklere vurgu yaparak, hiç kimsenin inancına ve ırkına karışmayacaklarını ve eşit haklardan yararlandıracaklarını ifade edince, klasik bir politikacı örneği sergiledi. Bugüne kadar grup başkan vekilliği gibi etkili bir görevi yürüttüğü CHP’de; neden böylesi insani değerler için hiçbir çaba sarf etmedi de bilakis köstek oldu? Ayrıca milletin peygamberine sövebilecek ve Müslümanlara tahammül edemeyecek kadar kin ve nefretle dolu Önder Sav ve CHP teşkilatıyla mı iddialarını gerçekleştirecek? Dersim olayındaki geri adımı, kendisine zerre kadar da olsa bir güveni yok etmiştir.
Halkın içinde yoksul bir hayat yaşayacağını, halkın haklarından ve kalkınmasından başka hiçbir elem taşımayacağını beyan eden Kılıçdaroğlu; madem öyle halktan gasp ettikleri Türkiye İş Bankası hisselerini asıl sahiplerine devredecek mi? Eğer en yoksulun hayat standardını ölçü alıp, onların çıtasını yükselttiğinde kendi çıtasını yükselteceğini taahhüt ediyorsa, neden iktidara gelmeden önce bir barınağa taşınmıyor ve onların zor şartlarda sürdürdüğü meşakkati yüklenmiyor?
Sandığı gibi bu millet aptal mı ki kendisine inanacağını düşünüyor.
Evet, Kemal Kılıçdaroğlu bir hiç olduğundan hakkında konuşulacak ve tartışılacak fazla bir şey yoktur. Sonuç olarak bir balon ne ise Kemal Kılıçdaroğlu da odur…
Adaleti katleden yüksek yargının hukuk tanımaz üyeleri teröristleri kurtarabilme arayışlarındaki komplosal ses kayıtları derin yaralar açarken, herkesin bir sefilin başkanlığını, ahlaksızlığı belgelenmiş bir lideri, Kemalist terörün avukatlığını yapan ve halk egemenliğinin önünü kesen CHP’yi tartışması, bir felakettir.
Filmlerde sanat adına oynayan, hatta ahlaksızlığıyla meşhur o aşk’ı memnu dizisindeki en cüretkâr oyuncular bile utanıp sıkılırlarken, maalesef CHP’liler hiç aldırış etmeyebilmektedirler.
Kemal Kılıçdaroğ’lu her ne kadar deist bilinse de gerçekte marksist/ateist çizgisinde bir alevi oluşu; başta Hz. Muhammed ve İslam düşmanı Önder Sav olmak üzere birçok vahiy karşıtı laik ve ataist ( Kemalist) diktatör yanlılarını etrafında toplamaya yetmiş, Ergenekon Terör Örgütü, PKK ve sol terör örgütlerini cesaretlendirerek zafer naraları atmalarına, daha da radikalleşip devlete, hükümete ve Müslümanlara baskı ve zulümlerini had safhaya çıkartıp birlikteliğin, ahlakın ve merhametin adını silecekleri kaçınılmazdır.
PKK’lı teröristler ve sol örgütlerin neredeyse tamamı marksist/ateist aleviler olup, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye genel başkan olmalarıyla ciddi bir motivasyona uğrayacaklarına şüphe yoktur. Müslüman alevilerin aynı Allah’a, dine ve peygambere inanmalarından sunilerle hiçbir problem yaşamamalarına tepki duyan ateist aleviler, Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte camileri cem evine dönüştürebilme talebinde bulunurlarsa şaşırmayın.
Sünnetsiz Kamer Genç’in terör yuvası olan Nazımiye’deki hemşerisi Kemal Kılıçdaroğlu da sünnetsiz mi? Vahyin bir emri olmasa da sünnetin vazgeçilmez bir gelenek olduğu, toplumca dini bir vecibe ve erkekliğe ilk adım atma öneminden ötürü şölenlerle kutlanan bir âdeti Kılıçdaroğlu yerine getirdi mi? Marksist alevilerin ve öldürülen PKK’lı teröristlerin de sünnetsiz oldukları bilinen bir gerçektir.
Atatürk’ün ölümünü kabullenmeyerek ebedi Genel Başkan belleyen ilkel bir partinin Genel Başkan yetiştirmesi ve çıkartması mümkün olmadığından Kemal Kılıçdaroğlu gibi bir balonun gölgesine sığınmaktan başka bir çareleri var mı? Şişirmesinler de başsız mı kalsınlar?
Medyanın yıldız çıkarmadaki mahirliği CHP’de de başarıya oluşmuş, bundan böyle Kılıçdaroğlu’nun aktörlüğündeki CHP dizisi, tüm kanallarda en iyi reyting yapacaktır.
CHP gibi bir zihniyet çoktan gömülmeliydi ama askeri ve yargı despotizminin desteğiyle yoğun bakımda yaşatılmış, bu sebeple Kemal Kılıçdaroğlu’ndan başka bir çoban bulamamışlardır. Zaten Deniz Baykal’ı vazgeçilmez yapıp destek çıkmalarının gerçek nedeni de yerine koyabilecekleri bir liderin olmayışındandır. Ancak Kılıçdaroğlu gibi bir çobanın güttüğü sürüden hayır beklenmemeli, sevinçlerin kursaklarda kalacağı günün de pek uzak olmadığı bilinmelidir.
CHP gibi hastalıklı bir sürünün sağlığa kavuşması ve millet lehine verim alınması bekleniyorsa, çakma çobanlardan vazgeçip ahlaksızlığı belgelenmemiş teşkilat dışı bir aday arayışına girişmelidirler. Çünkü tamamı kirlidir…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)